Alice in Wonderland - Alis Harikalar Diyarında

Gelmiş geçmiş en popüler masallardan biri olan, 7’den 70’e herkesin üzerinde ufak da olsa bir fikre sahip olduğu “Alice Harikalar Diyarı”nda bu kez Tim Burton yorumuyla taşındı beyazperdeye. 1865’te Lewis Carroll tarafından yazılan, günümüzde neredeyse efsaneleşen bu masal yazıldığı günden beri gerek televizyonda gerek sinemada birçok kez yeniden uyarlandı. Fakat hiçbiri bu kadar büyük heyecanlar yaratmamış olacak ki; 3 yıl önce gelen bir haber “Alice” hayranlarını uzun sayılabilecek bir geri sayıma başlattı. Ve 5 Mart’ta geri sayım, birçoğunun hayal kırıklığıyla, birçoğunun da ağzı kulaklarında sinema salonundan ayrılmasıyla son buldu.

Tim Burton’ın “Alice”inde hikâye, 19 yaşındaki Alice’in hayatına artık yön vermesi gerektiğine inandırıldığı günde gördüğü beyaz bir tavşanın peşine takılıp gittiği yer altı diyarına yolculuğuyla başlar. Alice daha önce de ziyaret ettiği bu yeri hatırlamasa da, çocukluğundan beri rüyalarında sakladığı şeylerin gerçek olduğunu anlaması uzun sürmez. Alice’in en son ziyaretinden bu yana diyara Kırmızı Kraliçe hükmetmektedir. Yer altı diyarında yaşayan herkes kötü kalpli Kırmızı Kraliçe’den korkarken, onunla başa çıkıp diyarın kurtarıcısı olabilecek tek kişi olarak Alice’i görmektedirler. Beyaz Tavşan’la başlayan Harikalar Diyarı yolculuğu Tırtıl, Farecik, Tweedledee & Tweedledum, Cheshire Kedisi gibi karakterlerle devam ederken, hikâyenin ilk dönüm noktası Alice’in Çılgın Şapkacı ile karşılaştığı çay partisiyle gerçekleşir ve hikâye Kırmızı Kraliçe ve Beyaz Kraliçe’nin de işin içine girmesiyle daha da renklenir.

Kasvetli ama bir yandan eğlenceli hikâyeleri anlatmaktaki becerisi ve kendine has tarzıyla yepyeni bir Harikalar Diyarı yaratan Tim Burton, yarattığı ortamla, çizdiği karakterlerle ve kıyafetlerle adeta bir görsel şölen hazırlamış. Hikâyede eksik noktalar yok mu? Kesinlikle çokça var. Fakat belki bu kadarını anlatmak, o bütünlüğü ve eğlenceyi korumaya yetecek düzeydeydi. Alice’i canlandıran Mia Wasikowska’nın rolünün hakkını verdiği ve gayet başarılı olduğunu düşünüyorum. Çılgın Şapkacı karakterini canlandıran, Tim Burton filmlerinin olmazsa olmazı Johnny Depp bir öncekilerde de olduğu gibi normal insan çizgisinin dışında, deliliğe yakın duran bir çizgide yürüyor. Turuncu saçları, garip şapkası, hareketleri ve makyajıyla filmde masalsı karakterlere bir yenisini ekliyor. Anne Hathaway’in oynadığı Beyaz Kraliçe, kötü kalpli Kırmızı Kraliçe’nin aksine iyi kalpli kraliçe olsa da, ne de olsa kardeşler fikrinden yola çıkılmış olacak ki; dünyalar iyisi ve normal bir karakter yerine, biraz dengesiz, yine filmin akışına uygun çatlaklıkta ve gotik bir karakter olarak çıkıyor karşımıza. Kırmızı Kraliçe’ye gelince, filme imzasını atan en önemli karakterlerden olan Kırmızı Kraliçe’yi yine Tim Burton filmlerinde sıklıkla gördüğümüz Helena Bonham Carter oynuyor. Karakterin sert, katı tavrına ve değişken ruh haline tam anlamıyla oturduğunu düşündüğüm Carter’ın saç ve makyajının da büyük beğenimi kazandığını söylemeden geçemeyeceğim. Filmin Alice’in harikalar diyarında değil de; Tim Burton’ın harikalar diyarında geçtiğini savunanlara anlam vermeye çalışsam da, Tim Burton’ın kendi zihnindeki harikalar diyarını anlatmadığı, kitaba cümlesi cümlesine birebir sadık kaldığı bir filmin nasıl Tim Burton imzası taşıyabileceğini anlayabilmiş değilim.

Film, henüz seyirciyle buluşmadan tatsız haberler yayılmaya başladı. Önce filmin DVD’lerinin normalden erken çıkacağı gerekçesiyle başlatılan Odeon boykotu, daha sonra Türk seyircisi için gelen kötü haber, 3D, dublaj, orijinal versiyon karmaşası seyircinin tadını kaçırdı. Seyircinin üç seçenek arasına hapsedilerek gösterime giren film, birçok insanın filmin keyfine varamamasına sebep oldu. 3D-dublaj seçeneğini kullananlardan olarak, dublajın filmin gerçek zevkine varmama engel olduğu düşüncesindeyim. 3D’yi feda edip orijinal haliyle izlemenin daha iyi olacağına ise izledikten sonra karar verdim ki film boyunca 3D’nin filmin içine dâhil olmaya büyük katkılar sağlamadığını da söylemek isterim. Birkaç sahne haricinde, gözünüzdeki gözlüğün ağırlığı da olmasa filmi 3D izlediğinizi unutmanız mümkün. Öte yandan bir olumsuz durum daha var ki filmin sonuna kadar devam eden bütün zevki sonunda buruşturup neredeyse çöpe atıyor. Film boyunca akıp giden hikâyenin, sona gelince çark edip başka bir yola girmişçesine yön değiştirmesi, hikâyenin filmin geneline hiç yakışmayan bir sonla bitmesine neden olmuş. Filmin bütün masalsı atmosferinden seyirciyi adeta tokatlayarak uyandırıp seyirciye gerçek dünyada olduğu hatırlatılmak istenmiş.

Geri sayım boyunca her geçen gün filme daha da heyecanla bağlanan ve büyük beklentilere giren birçokları film sonunda büyük hayal kırıklığına uğradı. Kimileri oyuncuları beğenmedi, kimileri Burton’ın var olan çizgisini fazlaca bozduğunu, çok sönük bir film olduğunu söyledi, kimileri ticari kaygıların filmi esir aldığını iddia etti, kimileri de çocuk filmi dedi. Tartışmalar uzayıp gitti, film eleştiri üzerine eleştiri aldı. Beklenenin çok çok altında aldığı notlarla neredeyse sınıfta kaldı. Fakat bir kısım insan var ki filmden mutlu ayrıldılar. Muhakkak ki filmden en çok zevk alanlar işte filme hiçbir beklentiyle gitmeyen bu insanlar oldu. Demem o ki bütün beklentilerinizi, hayallerinizi, heyecanınızı, Tim Burton hastalığınızı şöyle bir köşeye bırakın ve bomboş gidin filme. O zaman sizin de gülümseyerek filmden çıkanlar arasında bulunmanız mümkün olabilir. Keyifli zaman geçirip filmin akışına kendinizi kaptırabilirsiniz.




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010