İstanbul Indie Sahnesi #13
Yora Röportajı

“Önemli olan, etkilendiğin çevrede müziğinle ilgili farkındalık yaratabilmek”.

Konserlerine gidemediğim zamanlarda içimin karalar bağlamasına sebep olan birkaç grup var, ne yalan söyleyeyim! Sanki onu değil gizliden gizliye başkasını tercih ediyormuşsun gibi suçlu bir hissiyat… Evde oturmak bir tercih sebebi olsa dahi… İşte Yora da bu buhran sebeplerimden biri! Bir diğer üzüntü de bu adamların çok iyi yerlerde olması gerektiği hissiyatı ile ilgili: Bir iddiaları yok, müzikleriyle ön planda olmak istemeleri, belki de yaptıkları işin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Mütevazılar ama ‘başarıdan emin olduktan sonra gelen’ bir mütevazılık içindeler…

Müziklerinde ise yok, yok! Üzerini çimen – gökyüzü alaşımlı imgelerin kapladığı melodiler, karnaval gibi renk renk enstrümanlar, her şeyin iyi olacağına dair umutlu ama geçmişin de farkında olan bir vokal… Renkli kurdeleleri boynuna dolamış bir atlıkarıncanın tam ortasında durduğu bir müzik kutusu…



Reset!: Bu kalabalık ekip nasıl buldu birbirini?

Akif: Uygar’la okul grubundan tanışıyorduk. O zamanlar Milliyet Liselerarası Müzik Yarışması vardı, ona katılmıştık. Bir İngilizce Hocamız vardı, biraz da onun teşvik etmesiyle oldu aslında. Sonra beste yapmaya başladık. Yora, tam anlamıyla üniversiteye başladığımız dönemde oluştu diyebiliriz.

Reset!: Çalışmalarınız, Boğaziçi Üniversitesi bünyesindeki Taşoda’da devam etti bildiğim kadarıyla…

Akif: Boğaziçi Üniversitesi Müzik Kulübü, müzisyenlerin buluştuğu büyük bir kulüp. Taşoda Stüdyosu’nda da –ki oldukça mütevazı bir stüdyodur- haftada belli bir süre kadar çalışılabilir. Biz de orada çalışmaya başlamıştık. Uygar ve ben o zamanlar bir davulcu arkadaşımızla beraber bestelerimizi adam etmeye çalışıyorduk. Sonrasında onunla pek anlaşamadık, kendisiyle yollarımızı ayırdık. Ardından Boğaziçi’nden insanlarla tanışmaya başladık, sonra kadro değişti ama tam olarak bu halini Boğaziçi’nde aldı diyebiliriz.

Reset!: Grupta baya değişiklik oldu diye biliyorum.

Akif: Evet, o meseleler biraz karışık. Başlarda başka bir basçımız vardı mesela. Sonra Büşra ile çalışmaya başladık. Bir ara Post Dial’dan Sinan davulda bize eşlik ediyordu. O bıraktıktan sonra Burak’la çalışmaya başladık. Emir başta konuk sanatçı gibi bizle çalıyordu, sonrasında kendisini gruba tamamen dâhil ettik. Ardından Fundagül bize dâhil oldu. En yakın zamanda da Ozan katıldı.

Reset!: Peki, ilan verdiniz mi hiç?

Büşra: Benim gruba dâhil olmam müzik kulübüne verilen bir ilanla oldu aslında. Çok zor şarkılarla denediler beni! (Gülüşmeler)

Reset!: Neler çalmanı istediler?

Büşra: Red Hot Chilli Peppers’tan bir parçaydı. Aeroplane.
Akif: Büşra ile tanışmamız ilginç oldu, o da Psikoloji bölümünde bir alt sınıftaydı. Gözümüzün önündeymiş aslında! (Gülüşmeler).



Reset!: Farklı gruplarla da çalıştınız değil mi?

Burak: Evet, hepimiz pek çok grupta çaldık.

Akif: Burak bir dönem müzik kulübü başkanlığı yapıyordu, o dönemde de çaldığı başka gruplar vardı. Büşra da bizden önce 70’ler ağırlıklı grupların şarkılarını çalan bir grupta yer almıştı. Uygar da keza Rock Korosu gitaristliğini üstlendi geçtiğimiz 2 sene boyunca.  Emir’in zaten çalmadığı grup yok. Ozan ise Rock Korosu’nun şeflerinden biriydi. Her konserimize gelirdi. Biz de diyoruz ki neden her konsere geliyor? Meğer gruba dâhil olmak için hain planları varmış! Fundagül’ün ise albümü var! (Gülüşmeler).

Fundagül: Acapella Boğaziçi’nde vokalistlik yapıyordum bir aralar. Boğaziçi Üniversitesi çıkışlı acapella bir gruptu, albüm de yayınlamıştık.

Reset!: Aslında hiç unutmuyorum bak, ATV Anahaber’de bir gün Boğaziçi Acapella grubu ile yapılan bir röportaja denk gelmiştim, sen de vardın o zamanlar!

Akif:  Ben de en son kendisini Ferhat Göçer’in programında gördüm. (Gülüşmeler)…

Reset!: Genelde Taşoda’da çalışan grupların mekâna duygusal (!) bir bağlılığı var, pek kopamıyorlar sanki oradan!

Uygar: Çünkü rahat bir ortamı var. Maddi olarak da çok götürüsü olmayan bir yer. Kendi stüdyosu olmayan bir grup için gayet ideal bir ortam.

Reset!: Keza Taşoda’dan da baya önemli gruplar çıktı aslında…

Uygar: Bizden başka kendimize yakın konumda ve önemli gördüğümüz Sakin ve Post Dial’ı sayabiliriz. Dağılmadan önce Peyote performanslarıyla adından söz ettiren Baalorc da taşoda gruplarındandı. Onların haricinde dolaylı bağlantısı olduğunu bildiğim Sakareller ve en ünlüsü Badem var.

Reset!: Yora’nın müziğinde neler var? Sözleri bildiğim kadarıyla sen yazıyorsun, Akif, değil mi?

Akif: Aslında henüz elimizde bir albüm yok - ki bazı albümler aynı tema üzerine oturtulmuş şarkılardan oluşur - ama bizim müziğimiz de bir elden çıktığı için, sözlerde, imgelerde bazen dolaylı bazen de doğrudan belli başlı temalar olduğunu düşünüyorum. Herkesin anlam çıkaracağı şeyler var aslında; ucu açık diyebiliriz. Çok havada uçuşan sözler olduğunu da söylüyorlar. Aslında dinleyici kendi algısıyla da bir tarafını tamamlıyor.



Reset!: Şarkıların yazım süreçleri nasıl ilerliyor? Sen sözleri yazıyorsun sonra herkes teker teker kendi enstrümanını mı yazıyor? Oldukça kalabalık bir ekipsiniz zor olsa gerek bir şarkıyı oturtmak…

Uygar: Evet, zor... İki türlü oluştu şu zamana kadar aslında. Birinde örneğin Akif’le yaptığımız belli başlı riff’ler beste halini henüz almamış oluyordu, onları gruba götürüp “böyle bir şey var, hadi bunu şarkı yapalım” diyorduk. Herkes kendinden bir şeyler katıp ortaya kolektif bir sonuç çıkarmış oluyorduk. Aşağı yukarı iskeleti belli olan bir şey üzerinden gidiyorduk. Ama ikinci türünde de stüdyo ortamında ürettiğimiz şarkılar oldu. Okul Yolu, Adada, K3 Kat1 bu şarkılardandır mesela… Şarkı üretimi aşamasında stüdyoda deneysel şeyler üzerinde çalışma şansımız da oldu. Şu sıralar ise şarkıları, daha çok Akif’in getirdiği melodi ve sözler üzerine oturtmaya çalışıyoruz.  Yine de bu konuda kesin bir karar ya da yargı yok, örneğin yeni şarkılarımızdan biri yine stüdyo ortamında çıkmış bir şarkıdır mesela. Bu arada bazen kulağıma geliyor; insanlar sanırım sahnede bizim doğaçlama takıldığımızı düşünüyorlar. Öyle bir şey yok, bunu belirtmek istiyorum! Kötü bir şey olarak demiyorum tabii; hatta böyle anılmak güzel bir şey. Sonuçta doğaçlama yapmak kolay bir şey de değil. Ama sahne anında yaptığımız ufak tefek şeyler haricinde ürettiğimiz her şey aslında yazılmış şarkılar.

Büşra: Kalabalık bir grup olarak bir bestenin şarkıya dönüşme süreci sancılı oluyor doğruyu söylemek gerekirse… Daha da kalabalık bir ekip olduk, belki şarkıların tamamlanma süreci daha da uzayacak bundan sonra. Şu an belirli bir bestenin üzerinden gitmek daha iyi… Bu arada hala uzun zamandır üzerinde çalıştığımız şarkılar da çokça mevcut.

Akif: Mesela bir şarkımız var Dönüş isminde… Myspace’ten bizi takip edenler bilir, bu normalde enstrümental bir şarkı… Sonra Fundagül üzerine söz yazdı. Aranjmana artık daha çok vakit ayırıyoruz. Şarkının enstrümental halini sevenler için de söyleyelim, illa sözlü kalacağına dair bir kararımız yok. Sadece şimdilik bu şekilde çalıyoruz.

Reset!: Yeni bir EP kaydı ve Myspace’te yayınlamayı düşündüğünüz şarkılar var mı? Planlar nedir?

Akif: Geçtiğimiz sene Bugün isimli bir EP çıkarmıştık. Onu, tam olarak olmasa da dinlemesini istediğimiz birkaç insana ulaştırmayı başardık. Bu ara düşündüğümüz şey yeni şarkılarımızın kayıtları üzerine yoğunlaşmak. Belki daha fazla şarkıyla bile olabilir. Kim bilir, belki bir albüm bile olabilir. Yeni şarkılar üzerinde de çalışıyoruz şu ara. Eğer her şey yolunda giderse bu yaz yeni şarkılarımızı kaydetmeyi ve bir şekilde (burası hepimiz için sürpriz!) yayınlamayı düşünüyoruz.

Uygar: Bir klip planı da var aslında.

Akif: Onu da stopmotion düşünüyoruz...

Reset!: EP demişken, bir plak şirketi bünyesinde albüm yapmak şart mı sizce?

Uygar: Albüm şart değil aslında. Son zamanlarda da görüyoruz birkaç şarkılık EP’leri… Hatta gelirken Ozan’la konuşuyorduk; Sertab Erener’in albümü single olarak satılacakmış, vs… Aslında satmayacağını bilsek bile bir koleksiyon değerinde, ileride ‘bunu yaptık’ diyebileceğimiz bir albümümüz olsun isteriz. Ama piyasaya baktığımızda albüm çok da gerekli değil gibi. Dinleyiciye ulaşmak için başka alternatif yollar da çizilebilir.

Akif: Albümün müzik çevresinde farklı bir getirisi var; bu çaldığın mekânlarda olsun, diğer konularda olsun… Daha ön planda tutuluyorsun. Muamele farklı oluyor, lafın farklı şekilde geçiyor… Ama dünyada bu işler böyle gitmiyor tabii. Türkiye’de de işler biraz biraz single’a dönmeye başladı, video kliple tanıtımlar yapılıyor. Bunlar iyi şeyler!

Reset!: Peki bunca zamandır sahnedesiniz; nelerden hoşlanmıyorsunuz? Genel izleyici kitlenizi az buluyor musunuz mesela?

Uygar: Aslında ‘kitlemiz kim?’ önce bunu tanımlamak gerekiyor. Bizi dinleyen insanların ne kadarı bizi anladı acaba? Indie / underground çerçevede de olsa yeteri kadar dinleyiciye ulaşabildik mi? Sorun bizde de olabilir, biz de yeterince kendimizi tanıtamamış olabiliriz. Bu konudaki bir diğer sıkıntı da ilgili mecralarda yeteri kadar yer bulamayışımız. Bu yayınlarda alternatif sahnelerin konusu açıldığında çok da yer aldığımızı görmüyorum. Gerçi şu da var; artık dikkat çekmek, iyi bir şeyler yapmanın önüne fazlasıyla geçmeye başladı. Bir şeyleri nasıl yaptığına göre değil; çektiğin dikkate göre göz önündesin.

Akif: Evet, buna ben de katılıyorum. Şekil, iyi müziğin önüne geçmeye başladı. Mesela şunu duyuyoruz; “A, bunlar Amerika Brooklyn’deki x grup neredeyse!  Tepeden tırnağa kadar... Ama aslında Türk bunlar ya, hadi o zaman onları sahiplenelim!”…

Reset!: Ama dinleyicide de farklı olana yönelme eğilimi daha fazla gibi, değil mi?

Ozan: Aslında insanları etiketlemek de çok kolay. Bu grup, şu gruba çok benziyor durumları var. Etkilenilen isimler kısmı biraz daha ağır basıyor artık. Aslında önemli olan senin etkilendiğin isimlerden iyi bir şeyler çıkarabilmen ve etkilendiğin çevrede müziğinle ilgili farkındalık yaratabilmen bence. Aslında sen bu grubu sevmiyorsun bunları dinleme gibi bölünme de olabiliyor.

Akif: Bir diğer şey de o kadar müzik dergisi, blog’u, vs. iş var ki… Fakat burada, Türkiye’de yapılan, kenarda köşede kalmış gruplarla ilgili yazı yazan müzik yazarlarına rastlamıyorum. Editors’ın son albümü veya Bloc Party’nin son remix’i ile ilgili şairane pek çok şey yazıp kafa patlatırsın. Ama aslında gerek yok, ben onunla ilgili on bin tane kaynak bulabilirim internetten. Burada müzik eleştirmeni veya müzik yazarı olarak anılan insanlar, Eskişehir veya İzmir’deki benim bilmediğim grupları bulup bana getirebiliyorsa işini yapıyordur zaten. Ben bunun yapılmamasına üzülüyorum aslında. Etiketleme konusuna dönecek olursak, kim bilir, sanatçı bu benzetmelerden ne kadar muzdariptir!

Uygar: Veya bunun tam tersi, 9-8’lik bir ezgi ile bir iş yapınca çok daha farklı bir şey yapıyormuş gibi algılanabiliyorsun. Sırf farklı olmaya çalıştığı için rağbet gören birçok grup var. Farklı olmak bence çok çok önemli, ama bu farklılıkla beraber bir şeyleri de özenerek yapmak gerekiyor. Farklılık çabası tek başına yeterli değil.

Reset!: Peki burada gruplaşma olduğunu düşünüyor musunuz?

Emir: Çok natürel bir ayrım olduğunu kendi adıma düşünmüyorum. Bu kavramların çıkma durumları da grupların, üniversiteden çıkıp müziği beraber icra etme durumlarıyla ilişkili… Aslında müzisyenler bu noktada çok farklı kaynaklardan beslenmiyorlar. Kişisel beğeniler farklı yönlerde çoğu zaman… Bu ayrımı besleyen çok da farklı kan damarları yok. Mesela Sex Pistols İngiltere’nin varoşlarından çıktı, punk’ın, alt kitle çocuklarının müziği oldu. Oradaki bazı kavramların emperyalizmin etkisiyle burada farklılaştığını düşünüyorum. Yaptıkları müziğin çıkış noktasındaki durumuna bağlı kalındığını düşünmüyorum. Oradaki kavramların buraya marketing’le geldiğini, buradaki insanları etkilediğini ve bir şekilde çıkış yaptığını düşünüyorum.

Uygar: İnsanlar burada bence müziğe teknik ve beğeni olarak yöneliyorlar. Örneğin amaçları içlerindeki isyanı “punk” yaparak yansıtmak filan değil. Sadece o tarzı benimsemişler ve bu yönde müzik yapıyorlar. Yani mesele sadece tercih gibi gözüküyor.

Reset!: 2003’ten bu zamana kadar çaldığınız süreçte neler değişti?

Uygar: Peyote’de çalmaya başlamamız bir kırılma noktası oldu diyebiliriz. Peyote’ye kadar sadece Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde Taşoda Konserleri’nde çalan bir gruptuk. Peyote’de çalmak tüm İstanbul indie camiasına hitap ediyor olmak gibi bir şey aslında. Burada çalınca daha farklı yerlerde çalma şansını yakalayabiliyorsun. Mesela Yıldız Teknik ve Mimar Sinan Üniversiteleri’nde verdiğimiz konserlerimiz de oldu… Müziğimiz açısından değişim ise sürekli olan bir şey… Genelde mütevazı bir havamız vardır ve nerede durduğumuzu da biliriz. Ama maalesef her grup böyle değil. Birileri tarafından fazlasıyla şişirilmiş durumdalar. Bazen Myspace’te bazı gruplara “siz kocaman bir balonsunuz!” dememek için kendimi zor tutuyorum.

Akif: Bence müziğimiz gelişiyor, ehlileşiyor. Yeni müzisyenler ve yeni enstrümanlar dahil oldu ve beraber yeni şarkılar üzerinde çalışıyoruz… Bazı şarkılarımızı artık çok daha farklı çalıyoruz. “Kimi Zaman” mesela... İlk çalındığı halinden şimdi çok daha farklı… Çok eski şarkılarımızı tekrar bu kadroyla çalma ve elden geçirme isteğimiz var.

Büşra: Konserlerden sonra insanlarla konuşup neleri değiştirmek veya ilerletmemiz gerektiğini de konuşuyoruz. İnsanların görüşlerine çok önem veriyoruz.

Akif: İnsanların tepkileri önemli evet; seyirci de değişiyor keza… İnsanların müziğe erişimi de kolaylaştı. Birkaç mekân var Türkiye’de bizim gibi müzik yapan insanlara yer veren ama onların da kendi handikapları var. Büyük mekânlarda da albümün olmadıkça çok fazla yer alamıyorsun. Bir örnek vermek gerekirse, geçtiğimiz günlerde yeni albüm çıkarmış bir grubun konserinde uzun süredir görmediğim bir arkadaşıma rastladım. Kendisi de ilk defa bu grubu dinlemeye gelmiş. Aslında böyle seyircilerin de artması lazım. Sanki yeni bir şeyleri dinleyecek bir kitle yavaş yavaş oluşuyor.

Reset!: Verdiğiniz samimi cevaplar için teşekkür ederiz. Konserlerde başarılar.

http://www.myspace.com/yoramusic
Konser: 21 Nisan @ Ghetto  /w Ars Longa



 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010