Bear In Heaven – Beast Rest Forth Mouth

Naçizane vecizlerimizden insan yedisinde neyse yetmişinde de odur klişesini yıkan dört cici adamla karşı karşıyayız, Cennete düşüp huri görmeyi beklerken ayıyla karşılaştığınızda yaşadığınız hayal kırıklığı ufalıp ufalıp metamorfoza uğruyor ve iyi ki geldin ayı diyorsunuz. İyi ki yalnız müzik çalarımı şenlendirdin. İyi ki Pitchfork elitizminden nasibini aldıysan da samimiyetini yitirmedin.

Dingin ve optimist haletiruhiyeye sahip girizgahıma bakılırsa bu hissin baharın ayak seslerini duymaya başlamamızdan cereyan ettiği düşünülebilir ama değil, ki olamaz da, çünkü albüm 2009’un son tel saçlarının da dökülmek üzere olduğu günlerde piyasaya sürüldü, ki Noel Baba da çuvalından yeni bir plak çıkarıp uzatasın konuk olduğu bacalara. Bu adamların müziği mevsimsi, ama bu renksiz oldukları anlamına gelmiyor hiç, mevsimsizler çünkü zamansızlar epey. Geçmiş için de gelecek için de yapmıyorlar müziklerini, bu yüzden zamansızlar ve işte tam da bu yüzden iyiler. Rönesansın başımıza musallat ettiği carpe diem onların liriklerinde değil ama synth’lerinde, en yüzeyde.  Komiktir tam da bu idealize edilmiş sytnhler geleceğe biletlerini Pitchfork Hava Yolları’dan kesiyorlar. Bilirsiniz, müziğin Okan Bayülgen’i medya organı Pitchfork beğendi mi, hele bir de 8’in üstünü verdi mi grup da şaşırır, okuyucu da, dinleyici de. Bu şaşkınlığın neticesi de beş gün devrildiğinde grubun Last.fm sayfasının yüzbinlere katlandığını faltaşı gözlerle takip etmektir. Taksim meydanının Posta gazetesi sayacı gibi bu mübarek dergi Pitchfork.

İyice dallanıp budaklanmışken ve sıkıştırılmış bir Bear In Heaven buluşmasına geçme vakti gelip çatmışken sıkça sorulan soruların sıkça yanıtlanan cevaplarını verelim. Brooklyn’li grubun elemanlarının çoğunun cv’sinde de farklı gruplar var, bir araya gelmeye çalışırken tutunamayan adamlar bunlar. 2003’te kucaklaşıyorlar ve ilk EP’lerini yayımlıyorlar, 2007’de de uzunçalar janrına selam çakıyorlar. Ne oluyorsa şu yaklaşık üç senelik yalnızlıklarında oluyor. Günde otuz sekiz kere falan duyabileceğiniz klişeyi sağlamlaştırma misyonunu üstlendim, grubun beynini takdimimdir o zaman; Jon Philpot. Karınca gibi çalışkan Philpot’un geçmişine sığdırdığı hem yapımcılığını hem grup üyeliğini üstlendiği iki de albüm piyasaya sürdüğü Presocratics gibi witty bir isme sahip bir grubu da var. Takvimle 2003’ü gösterdiğindeyse Philpot; Sadek Bazarra, David Daniell, Adam Wills ve James Elliott’la bir araya geliyor ve cennetlik ayıyı dağdan müzik çalarlarımıza indiriyorlar. Gruba sonradan eklenecek baterist de Joe Stickney. 2005’te Daniell solo projelerine yoğunlaşmak üzere grubu terk ettiğinde tekrar beş kişi kalıyorlar. 2007’de Hometapes’ten Red Bloom of the Boom çıktıktan kısa bir süre sonra bir diğer üye Elliott da Nietzsche’ci bir tavırla bireysel takılmayı seçiyor ve dört kişi olarak yollarına devam ediyor Bear in Heaven. 2009 bu adamların olgunlaşma yılı oluyor tam manasıyla ve diğer Brooklyn’li pıtrak gibi çoğalan gruplara benzemeyecek sound’larını yakalıyorlar, işte Beast Rest Forth Mouth. Albümden çıkan en büyük hit Lovesick Teenagers gibi görünse de birkaç kere döndürdükten sonra albümü fark ediyorsunuz ki on şarkı boyunca hem müthiş bir sound devamlılığı sağlıyorlar, hem de her dört dakikada bir de başka harika diyarlara sürüklüyorlar. Ve devamlılık dâhilinde dream pop’u da, krautrock’ı da, psychedelic’e de kulak memesi kıvamına gelecek şekilde birbirlerine yediriyorlar. Bize de saatlerce sürecek orgazmik tadına varmak düşüyor sadece. Afiyet olsun bu sebepten.



 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010