|
Thirst – Kan Arzusu
Katolik bir rahip. Salgın ve ölümcül bir hastalık. Gönüllü deneklik. Özgeci bir davranış uğruna riske atılan bir hayat. İnsan hayatına saygı. Dönüşüm. Rahiplikten vampirliğe geçiş. İnsan hayatına zarar vermeme endişesi. Bir kadın. Bir koca. Aldatan bir kadın. Sonu vahim bir koca. Cinayetler. Ve son.
Güney Kore'den çıkan en güzel şeylerden birisi olan yönetmen Park-Chan Wook, intikam peşinde koşan masum mahkûmlar ve akıl hastası âşık gençlerden sonra dini bütün bir Katolik rahibi filmine konuk ediyor. Deney sırasında vampir virüsü kapan rahip, salgın hastalığı yenmeyi başarır ve 500 gönüllü denek arasından ilk ve tek kurtulan olarak çıkar. Bu olaydan sonra kendisine mesih gözüyle bakılan rahip, kısa süre sonra işlerin düşündüğü gibi gitmediğini anlar. Hızla gelişen duyu algıları, kan kokusuna karşı verilen aşırı reaksiyon ve gün ışığından rahatsız olma gibi belirtilerin sonucu kendisini komada yatan bir hastanın kan torbasından beslenirken bulan rahip, zamanla acı gerçekliği kabullenmeye başlar. Vampir olmadan önce, iyilik ve insan hayatına duyduğu saygıyla şekillenen ahlak anlayışını vampir olduktan sonra da korumaya çalışır. Bu sürede kaynana, oğul ve gelinden oluşan yeni bir aile ile tanışır. Bu tanışma hepsinin hayatı için bir dönüm noktası olur. Rahip için vampir olmanın yükümlülüğü sandığından daha ağır gelmeye başlar. Yıllardır dini inançları doğrultusunda koruduğu bekâreti, vampirliğin bahşettiği cinsel güç karşısında bozulur. İlk kez tadına baktığı aşk ve kan arzusu insan hayatına duyduğu saygıyı da sorgulamasına neden olur. Rahip artık rahip değildir, kimi zaman merhamet duygusunu kaybeden acımasız bir vampir olmuştur.
Vampir hikâyeleri Amerikan sinemasının özellikle son zamanlarda işlediği en popüler temalardan birisi olmuştur. Lâkin bu yapımların çoğunu elimize alıp incelesek birbiriyle eşdeğer ve yüzeysel olduğunu görmek pek de zor değildir. Klişelerden yakayı kurtaramamak da bu tür filmlerin en genel özelliği olmuştur. İstisnai olarak Amerika kıtasından biraz daha doğuya yönelirsek bu yılın en başarılı filmlerinden olan İsveç yapımı "Let the Right One In" vampir temalı filmlerin yüz akı yapımlarından birisidir. Kanımca bu başarıda filmin orijinal senaryosu ve görsel yönetmenliği etkili olmuştur. Bu açıdan "Thirst"ü değerlendirirsek bulunduğu kulvarın en orijinal, en yaratıcı ve en sanatsal filmlerinden birisi olduğunu söyleyebiliriz.
Koyu Katolik inanç, insanın aşk, cinsellik ya da bencillik gibi doğal dürtülerinin bastırılmasını gerektirir. Filmin kahramanı olan rahibin ise vampir olduktan sonra söz konusu olan dürtülerini su yüzüne çıkarması ironik ve eğlenceli bir durum yaratmıştır. Var olma amacını insanlara yardım etmek ve cennete gitmek olarak belirlese de her şey planladığı gibi gitmez; aksine kendisini bir anda cehennemin en azılı konuklarından birisi olarak bulur. Hikayeye metaforik açıdan yaklaşıldığında ise, rahibin Tanrı'ya ve cennete inanıp, benimsediği dinin emirlerini yerine getirmeye çalışan ortalama bir kişiyi temsil ettiği de söylenebilir. Benzer bir konu Takva filminde de Muharrem karakteri aracılığıyla işlenmiştir. Özellikle cinsellik dürtüleri karşısında aklını ve inancını kaybetme noktasına gelen dini bütün Muharrem, ölümlü dünyanın sunduğu tutku ve şehvet ile din ve öbür dünyanın uyumlu beraberliğini sorgu masasına yatırır. Park-Chan Wook ise bu beraberliğin kırılma noktası olarak vampir olma durumunu belirlemiş ve konunun dramatikliğini çoğu zaman komedi unsurlarıyla alaya alıp dağıtmaya çalışmıştır.
Filmin kanımca en büyük eksisi iki saati aşan süresi olmuş. Aslında bir yandan keşke dizi olsa da her hafta izlesek tadında olan film, bir oturuşta izlenince yer yer seyirciyi sıkmıyor değil. Bunun dışında yönetmenden “Oldboy” tarzı bir film bekleyip sonunda ağzının beş karış açık kalmasını bekleyen kitleler ise maalesef biraz bekleyecekler. Komedi, dram ve gerilim unsurlarının özenle serpiştirildiği film orijinal bir vampir filmi bekleyenlerin ise ağzında nefis bir tat bırakacaktır. Son yılların büyük piyasa faciası “Twilight” ile karşılaştırdığınızda ise gözyaşlarınızı tutamamanız bile mümkün:)
Uzun lafın kısası Ne Güney Kore sineması ne de Park-Chan Wook orijinalite ve sanatsallık yaratmada seyirciyi şaşırtmıyor. Klişe bir konuyu yoğun bir yaratıcılıkla beyaz perdede işleyen film izleyiciyi güldürürken ve eğlendirirken aynı zamanda sorgulatan metoduyla kanımca son zamanların en iyi vampir, fantastik ve dram yapımıdır. Umuyoruz Chan-Wook Hollywood'dan birkaç yönetmenciği toplar, vampir filmi nasıl yapılır seminerleri verir de biz de kaliteli birkaç yapım daha izleme fırsatına ulaşırız.

|
|
|
|
|
|
|
|