40

Ben böyle “yılın enbilmemnesi” tarzı cümleler kurmaktan pek hoşlanmıyorum filmler hakkında esasen, herkesin beğenisine hitap etmeyeceği için yanlış yönlendirmelere, aşırı beklentilere mahal vermemek adına. Ama Emre Şahin'in ilk uzun metraj filmi (ki öyle olduğu konusunda derin şüphelerim var) “40”ı çok sevdim, o yüzden  sölicem lan, bana ne! Henüz yılın geri kalan yerli yapımlarını izlemedik; ama en iyisi budur işte, diyorum, dedim...

Siz de benim gibi Hollywood filmlerinin fragmanlarına tav olup giden; fakat daha sonra tüm iyi sahnelerin zaten fragmana konulmuş olduğunu fark edip hayal kırıklığına uğrayanlardansanız beni daha iyi anlayacaksınızdır sanıyorum ki. “40”ın fragmanı aylar önce internete düştüğünde nasıl yayıldıysa artık bana da bir şekilde ulaşmıştı. Ara ara fragmanı açıp izleyen “ben”in filmi izlemek için ne kadar yanıp tutuştuğunu tahmin edersiniz. Ancak (ki bu koca bir “Ancak”) acı tecrübelerle yıpranmış olduğumdan yeni bir hayal kırıklığıyla karşılaşma olasılığı da kafamı kurcalamıyor değildi. Bu sebepten !f İstanbul 2010 kapsamında gösterileceğini öğrendiğimde yerimden zıpladım; ama sinemanın yolunu tutarken heyecanımı epey dizginlemiş, beklentileri epey aşağı çekmiş bir ruh hali içerisindeydim. Yine de bu kadar beğenmemde beklentimin yüksek olmamasının herhangi bir etkisinin olmadığını da belirtmek isterim.

Emre Şahin'in pek çok festivalde ödül kazanmış kısa filmi “Çanta”dan yola çıkarak çektiği ilk uzun metraj çalışması, bir ilk filmden beklenmeyecek kalitede çekimlere, profesyonel bir kurguya, seyrine doyulmayan görüntülere, üstün bir oyunculuk yönetimine ve altyapısı oldukça sağlam bir senaryoya sahip. Bir “ilk film” olduğu gerçeğini bir kenara koyun, zaten her sene bir elin (hadi iki olsun) parmaklarını geçmeyecek kadar az kaliteli yerli filmin vizyona girdiği ülkemizde öpüp başımıza koymamız gereken bir velinimet. En son Altın Portakal Film Festivali'nde aldığı “Jüri Özel Ödülü”nü dibine kadar hak ettiği bir gerçek. 

“40”, görünürde üç alakasız insanın (Nijerya'dan kaçak gelmiş Godwill, hemşire Sevda ve taksi şöforlüğünün yanı sıra uyuşturucu kuryeliği de yapan Metin) hayatlarının bir çanta yüzünden kesişmesini anlatıyor. Ama aslında bambaşka dertleri, söylemek istediği şeyler var Şahin'in; film de ilgi çekiciliğini ve başarısını bu alt metinlerinden alıyor zaten. Üç ana karakterimizden biri olan Sevda, kafayı nümerolojiyle bozmuş. Modern şehir insanın yerine ne koysa dolduramadığı içindeki boşluğu, dine sarılarak doldurmaya çalışmış. Budizm'e, ardından Hıristiyanlığa sarmış bir ara. Başını bile kapamış bir dönem. Artık en son dayanağı nümeroloji olmuş. “Nümeroloji nedir bilir misiniz?” diye soruyor bizlere. Nümerolojiye göre Dünya'daki her şeyin temelinde belli bir sayısal düzen vardır. Hiçbir şey şansa bağlı değildir. Ona göre her şey sayılarla açıklanabilir, her hareketimiz, düzenin bir parçası olan her şey sayısal değerlere bağlıdır. “40” sayısının da gerek nümeroloji'de gerek matematik/bilimde gerekse dinde (tüm semavi dinler için geçerli) ve farklı kültürlerde farklı anlamlara gelen önemli bir sayı olduğundan bahsediyor Sevda. Benim de internetten bulduğum kadarıyla “40” sayısının temsil ettiği bazı şeyler şunlar;
* Nuh Tufanı'nında yağmurun yağdığı gün/gece sayısı. 
* Muhammed'e vahiy geldiği yaş. 
* Eski Mısır'da gezegenlerin yörüngelerindeki dönüş süreleri. 
* Kişinin olgunluğa eriştiğine inanılan yaş. 
* Muhammed'e ilk bağlanan kişi sayısı. 
* Musa'nın Sina Çölü'nde kaldığı gün sayısı.
* Hz. İsa'nın çarmıha gerildikten sonra Cennet'e ulaşana kadar geçtiğine inanılan gün sayısı. 


Özellikle İslamiyet'te ve bizim kültürümüzde 40 sayısı çok geçen bir sayı; kırk bir kere maşallah, kırk yılda bir, bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır,  kılı kırk yarmak, bir şeyi kırk kere söylersen olur gibi gibi... Bu sayıdan yola çıkarak Şahin, bana çok lezzetli gelen sağlam bir altyapı kurmuş kendine (bir sayıyı çıkış noktası olarak alması açısından “The Number 23” ile bağlantı kurulabilir. Hatta 23 sayısının uğursuz olduğuna dair bir replikle bence hoş bir gönderme bile yapılmış). Kader, şans, tesadüf, mucize, mantık, sayısal düzen gibi kavramlar arasında gidip gelen film, belli bir tavır almaktan özellikle kaçınıyor. Metin, kendisine emanet edilen, içinde 50.000 Euro'nun olduğu çantayı kaybetmesini şansla bağdaştırırken; Sevda, sayıların kendisini yönlendirdiğine, her sayının bir anlamı olduğuna, Godwill ise sevdiği kızı bulmak için düştüğü Paris yollarında geldiği İstanbul'un tüm keşmekeşine, kaosuna, yaşadığı onca şeye rağmen mucizelere inanıyor. Hepsinin düşünce ve inanış biçimlerine aynı mesafede duran yönetmen, seyirciye de kendi muhasebesini yapmaya olanak veren bir yaklaşım benimsiyor.

Filmin geçtiği İstanbul, öyküye bir arka plan olmanın çok ötesinde, hikâyenin kendisi veya başrolü olmuş bana kalırsa. Aslında içten içe bildiğimiz; ama görmediğimiz/görmezden geldiğimiz bir İstanbul panoraması sunuyor film. Belki de uzun zamandan beri ilk kez bu kadar çıplak, bu kadar tarafsız bir gözle, her şeyiyle yansıtılıyor. Özellikle istenmeyen, “öteki” olarak kabul gören herkesin bir şekilde kendini bulduğu Tarlabaşı'yla ilgili gözlemleri çok yerinde ve maalesef çok gerçek. Şahin'in söylediği kadarıyla o civarda gezerken öylesine yaptıkları çekimlerin bu doğallığı vermekte etkisi çok büyük şüphesiz. Sulukule, Tarlabaşı ve Aksaray'da yapılan çekimlerle ilgili Emre Şahin'in söylediği şu sözler o bölgelerin durumunu gözler önüne koyar nitelikte: “Çekim yaptığımız yerler çok tekin değildi. Korunmak için bazı insanlara para vermeniz gerekti. İstanbul'un farklı bir yönünü öğrendik bu sayede. Önce çekeceğimiz mekânı belirledik sonra mahallelerdeki kahvelerde bazı kişilerle görüşüp koruma istedik. Bazı sokaklardan geçemiyorduk bile gruplardan dolayı. ‘Bu kadar yolu bunun için mi geldin' diyenler oldu. Evet, bir çılgınlık, delilik yaptık. Yapımcılar burayı tanımadığımız için kör cesaretiyle daha rahat olduğumuzu düşünüyor.”

Senaryoyla ilgili eklemek istediğim son bir husus da diyalogların hemen her sahnede üstünde epey kafa patlatıldığını belli eden kaliteleri. Daha da önemlisi oyuncuların ağzına yakışması, eğreti durmaması. Ayrıca tüm salonu çok eğlendirip güldüren inanılmaz keyifli mizahi yapısı da temposu yüksek filmin nefes almasını sağlaması açısından senaryoya çok güzel yedirilmiş. Kendi adıma konuşayım, kahkahaya boğulduğum yerler bile oldu.      

Nihayet oyunculara gelirsem, başroldeki tiyatro kökenli Ali Atay, “oyunculuk yapmak”tan başka bir şey yapıyor burada. Klişe geleceğinin farkındayım; ama karakteri oynamıyor gerçekten yaşıyor. “Oynuyormuş gibi” yaptığı tek bir sahne bile yok aklıma gelen. Metin'i çok güzel oturtmuş üstüne. Gösterimden sonra yapılacak söyleşi için sahneye çıktığında seyirci bir kere de sadece kendisini alkışladı haklı olarak. Tek dileğim, katılacakları festivallerde ödüllere doymaması kendisinin. Bizim sinemamızın pek görmeye alışık olmadığı kalitede, başarılı bulmak için bir kıstas olmasa da ödüllendirilmesi gerektiğini düşündüğüm bir oyunculuk ortadaki. “Heroes” izlemediğim için tanımadığım Uguanda asıllı oyuncu Ntare Mwine'ın bakışlarında İstanbul'a gelen yabancı birinin yaşadığı şok ve tedirginliği yakalamak mümkün. Karakterine seyirciyi inandırmakta zorluk çekmemesinin yanı sıra farklı, sempatik bir hali de vardı kendisinin bana kalırsa. Belki bu şehirdeki binlerce “mazlum” insandan biri olduğuna beni fazlasıyla ikna etmeyi başardığındandır. Deniz Çakır ismi biraz popüler bir isim olarak sırıtıyor; ama kendisi bir Beren Saat değil, o yüzden biz bu tercihin popülerliğinden dolayı değil, iyi oyuncu olduğu için yapıldığını söyleyebiliyoruz. Yine de filmin tanıtımında katkısı yadsınamaz bana kalırsa (annem bile “Ferhunde de oynuyor” lafını duyunca filmi izlemek istedi). Sonuçta onun da ortaya koyduğu iş gayet başarılı, Sevda rolünde fazlasıyla inandırıcı.   

Emre Şahin'in ilk uzun metraj filminde fazlasıyla başarılı olduğunu ve önünün çok açık bir sinemacı olduğunu düşünüyorum. Görüntü yönetmeninden ışıkçısına kadar herkes üstüne düşeni fazlasıyla yapmış. Ben salonda filmi bizlerle beraber izleyen Şahin ve ekibini ayağa kalkıp alkışlamıştım zaten ama buradan bir kez daha tebrik edeyim. Tüm ekibin ellerine sağlık.       
         




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010