Görsel Sanatlarda 2010 Hareketliliği
Orda, burada, şurada, her yerde sergi var!
2010’un ilk aylarında “Avrupa Kültür Başkenti” olmanın da verdiği heyecanla görsel sanatlar konusunda bir hareketliliktir gidiyor. Bu hareketliliğe ayak uydurmak, şehre gelen sergileri tek tek gezmek için doğru bir rehber bulmak ise çok zor. Biraz da olsa bu konuda yardımcı olalım dedik.

Öncelikle rotamız elbette ki kültür-sanat hayatımızın merkezi olan Beyoğlu’ndan başlıyor. Beyoğlu’nda senelerdir alıştığımız, geçerken uğradığımız ya da gezmek için birer gün ayırdığımız birçok galeri var. İstiklal Caddesi’nde yola çıkarken önce Akbank Sanat’la başlıyoruz. Binanın tekrar tamamen sanata ayrılıp, Teknosa’dan kurtulmasıyla daha da güzelleştiği aşikâr. Akbank Sanat şu günlerde bizi “Yazı mı Tura mı?” diye sormaya iten ve imajların anlamı –ve bittabi anlamsızlığı- üzerine düşündüren Claude Closky’nin sergisine ev sahipliği yapıyor. Serginin küratörü kim mi? Tabii ki Ali Akay. Akbank Sanat’tan çıkıp aşağı doğru yürüdüğümüzde bir başka banka galerisi çıkıyor karşımıza. Yapı Kredi Kültür Sanat’ın köşe başı, Galatasaray’ın köşe taşı Yapı Kredi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi ve Sermer Çifter Salonu, Türk sanatının her alanına bir şekilde bulaşmış olan nev-i şahsına münhasır insan Semiha Berksoy’u “Semiha Berksoy – “Ben Yaşardım Aşk ve Sanatla” sergisiyle ağırlıyor. Semiha Berksoy’un yapıtları dışında kişisel hayatı ve odası da bir bütünlük içinde sunulmuş. Arada gözümüze çarpan Fikret Mualla, Nâzım Hikmet, Celal Esad gibi isimler ise serginin küçük mutlulukları. Hazır Galatasaray’a gelmişken Galeri Apel’e bir uğramak ve “kültür-fizik” sergisini görmemek olmaz. “Kültür-fizik” bizi Cumhuriyet’in kuruluş yıllarını sorgulamaya ve daha önce hiç düşünmediğimiz soruları sormaya iten bir sergi. Ordan çıkıp yeni açılan Galeri Non’a gitmezsek ayıp olur tabii. Hele ki Galeri Non’da Güneş Terkol’un “Akıntının Tersine Tırmanmaya Çalışıyorlardı” sergisi varken. Sergisini mekânın üç boyutlu yapısına uyarlayan Güneş Terkol, canlıların yaşam seyirlerini ve bu seyir içindeki davranışlarını sorguluyor. Galatasaray’daki mutlaka gitmemiz gereken bir başka galeri de elbette ki Galerist. Hele ki 20 Şubat’a kadar Leyla Gediz’in “Konu: Serbest” adlı sergisi varken. Mısır Apartmanı’da; Dot, Casa Dell’arte, Ura gibi diğer kültür-sanat mekânlarının yanında yer alan Galerist, hiç kuşkusuz vaktimizi harcayabileceğimiz en güzel yerlerden biri. Galatasaray’dan Odakule’ye doğru yol alırken Pera Müzesi’ne gitmek için yolumuzu birazcık değiştiriyoruz. Çünkü Pera Müzesi’nde Picasso’nun “Suite Vollard” gravür dizisi sergileniyor. Aşk, çıplaklık, erotizm, tutku, kaos, portre, mitolojik temalar ve yaşamöyküsel göndermelerle dolu bu gravürler Picasso sevenler için bir bulmaca niteliğinde.


Pera Müzesi’nden çıkıp yolumuzu Asmalımescid’e çeviriyoruz. Ancak bu sefer bir şeyler içmek veya müzik dinlemek için değil. Amacımız C.A.M Galeri’de Nihal Martlı’nın “Sırça Fanus” sergisini gezmek. Sırça Fanus, Nihal Martlı’nın herkes gibi kendi yarattığı dünyasında yaşadığı küçük devinimleri anlattığı fazlaca kişisel ama bir o kadar da görmeye değer bir sergi. Asmalımescit’ten çıkıp Galip Dede’ye dönüyoruz, çünkü daha önce bahsettiğimiz Galata, Tünel ve Şişhane tarafındaki hareketliliğin sonucunda ortaya birkaç tane küçük çapta galeri çıktı. Bunlardan ilki 2009 yılında açılan Alan İstanbul. Alan İstanbul henüz çiçeği burnunda bir galeri ve çok genç bir ekip tarafından işletiliyor. Alan’da şu anda Ömer Ozan Erdoğan’ın, önce hayal gücünde yaratıp daha sonra bu hayal gücünü kumaş, elyaf, sünger ve fotoğraflarla gerçeğe dönüştürdüğü “Küpşehir” adlı sergisi görülmeye değer. Kendimizi Galip Dede’den Galata’ya doğru vurduğumuzda, karşımıza yine 2009 yılında Elif Çevik ve Can Başyiğit ortaklığında kurulan Milk Gallery & Design Store çıkıyor. Bu küçücük galerinin içinde yaratıcılığın sınırlarını zorlayan her türlü esere ve tasarıma rastlamak mümkün. Şu anki sergileri “Milk Gone Mad! Paper Toy Show” ise büyük adamların küçük kâğıttan oyuncaklarını görmek için iyi bir fırsat.

Galata’dan Karaköy’e bağlanırken Bankalar Caddesi üzerinde şu anda Beral Madra’nın galerisine, !f İstanbul’un ofisine ve Artık Mekân adlı sergi mekânına ev sahipliği yapan eski bir han var. Artık Mekân’daki Yeşim Ağaoğlu’nun “Cinsi Göstergeler” sergisi 28 Şubat’a kadar görülmeli. Karaköy’den Tophane’ye doğru yol alıyoruz. Tophane’deki ilk durağımız İstanbul Modern. İstanbul Modern “Sarkis” ağır topundan sonra Levent Çalıkoğlu küratörlüğünde, modern Türk sanatına bir bellek niteliğinde yaklaşan “Gelenekten Çağdaşa” sergisine ev sahipliği yapıyor. Hazır gitmişken de İstanbul Modern’in eşsiz manzarasında bir kahve içmemek ve biraz mola vermemek olmaz. Tophane’de İstanbul Modern’in etrafında yer alan birkaç küçük çaplı galerinin işbirliği sonucu ortaya güzel işler çıktığını görüyoruz. Bunlardan ilki 11B’nin de mekânlarından biri olan eski Tütün Deposu’nda yer alan Depo. Tütün Deposu’nda yer alan bir diğer galeri de Rodeo. Rodeo’nun şu anki sergisi ise “Alltogether Elsewhere”. Minimal sanatın ve sade gerçekliğin açıkça görüldüğü işler sakin bir akşamüstü için güzel bir seçenek. Üçüncü durağımız “ihraç fazlası sanat” mottosuyla hayatımıza renk katan Outlet ve Outlet’in şu anki sergisi “Kendine Ait Bir Oda”. Outlet için söylenecek tek bir sıfat var, “cesur”. Bunun için daha fazla nitelemeye gerek yok, gitmeniz ve görmeniz gerekiyor. Tophane’deki son durağımız ise Pi Artworks. Pi Artworks yine çok genç bir ekip tarafından işletilen ve aynı anda iki sergiye ev sahipliği yapabilen bir mekân. ”Out of Context” ve “Aynı Tişörtü Giyenler” sergileri 25 Şubat itibariyle Pi Artworks’te görülmeli.

Tophane’den Fındıklı’ya doğru yürürken Siemens Sanat’a uğramak ve “Ada’da Bir Yaz” adlı yeni sergilerini görmezsek olmaz. Mimar Sinan’daki City and Art konferansından tanıdığımız Emre Zeytinoğlu’nun küratörlüğünü üstlendiği sergi “adalı” kavramını ve adada geçirilen zamanları sorguluyor. Fınıklı’dan Cihangir’e doğru çıkıp Beyoğlu’nda başladığımız bu sergi turunu bitirirken akşam oldu bile. Bütün bunları bir güne sığdırarak koşturmaca yaşamak istemeyenler, daha fazla sergi görelim diyenler bir sonraki Sergi Durakları’nı beklesinler, geri kalanımız evimizden çıkıp sergi açılışlarına doğru yol almaya başladık bile!


|