İstanbul Indie Sahnesi 12
Ramadan Röportajı

Synth-pop denince aklınıza Pet Shop Boys ve Sandra gibi 80'lerden kalma isimler gelebilir. Peki ya Türkiye'den aklınıza gelen isim var mi? Artık var! Londra-İstanbul arası mekik dokuyan ve Türk alternatif sahnesinin en dikkat çekici isimlerinden biri haline gelen Ramadan'la kariyeri, Türk-İngiliz sahnesi ve 80'lerin synth-popundan beslenmesine rağmen, elektro-popla harmanlanarak bugünün sound'una ayak uydurabilen müziği üzerine söyleştik. 

Reset!: Yaptığın müzik için synth-pop diyebilir miyiz?

Evet, kesinlikle synth-pop diyebiliriz.

Reset!: Synth-pop ile electro-pop dinleyicisinden daha geniş bir kitleye ulaşılabileceğini düşünüyorum. Ne de olsa, Modern Talkıng, Sandra gibi müziği synthesizerlar üzerine kurulu grupların şarkılarıyla büyüyen bir jenerasyonun varlığını yadsıyamayız. Sen bu konu hakkında ne düşünüyorsun? Bu kitle de takipçilerine dâhil mi?

Ben de aslında Modern Talking ve Sandra gibi isimlerin müzikleriyle büyüyen kitlenin bir parçasıyım. Şahsen kendi müziğimi dinlerken 80'lerin enerjisini çok rahat hissediyorum ve bundan büyük bir keyif alıyorum. O yüzden bu kitlenin beni takip edeceğinden bir şüphem yok.

Reset!: Myspace sayfanda etkilendigin isimlere Pet Shop Boys ve Duran Duran gibi isimleri yazmışsın. Son on yıla baktığında, müzik dünyasında sana “Budur!” dedirten isimler var mı?

Sıfırları düşündüğüm zaman aslında bu on yılda bir sürü harika isim çıktı, ama bunların arasından sanırım La Roux, MGMT ve Erlend Oye'yı çekip çıkarabilirim.

Reset!: Şarkılarını senin yazdığını biliyoruz. Müzik prodüksiyon aşaması nasıl gelişiyor? Yarattığın sound, senin hedeflediğin bir şey miydi, yoksa prodüktörünün etkisi oldu mu?

Parçaları yazdıktan sonra önce kendi ev stüdyomda demo olarak kaydediyorum. Bu evrede bazı parçaların soundları kaba hatlarıyla oluşuyor. Sonra Süpermatik'le bir araya gelip soundun buradan nereye gideceğini kararlaştırıyoruz. Ardından Süpermatik sihirli elleriyle parçalara dokunuyor ve ben bu sırada asistan olarak sürece katkıda bulunuyorum. Geçen sene myspace'te yayımladığım ilk parçalarda çok daha vıntage bir 80ler soundu vardı, Süpermatik'le geçirdiğimiz bir senelik bir prodüksiyon dönemi sonunda ise ortaya yine 80'ler etkisi taşıyan ama çok daha güncel ve kuvvetli bir sound çıktı.

Reset!: Türkiye’de Remoov Records gibi bağımsız firmalar, ve sayıca artan indie ve electro-pop gruplarıyla gelişen alternatif bir sahneden söz edebiliriz. Senden dinleyici kitlesi profili ve üretilen müzik anlamında Londra’yla kıyaslamanı istesem?

İngiltere'deki sahneyi büyüten şey, yaş ve sosyal sınıf farkı olmaksızın her İngiliz’in müziğe olan aşırı düşkünlüğü ve yapılan işleri takdir edip desteklemesi. Bu bağlamda bizim müzik tüketme alışkanlıklarımız çok daha farklı. İngiltere'de müzik toplumun farklı kesimlerini bir araya getirirken, bizim memlekette örneğin rock dinleyenler ve bakkal dinleyenler şeklinde demografik bölünmelere yol açıyor. Bu yüzden İstanbul'daki sahne henüz Londra'dakiyle kıyaslanamayacak kadar küçük ama olsun - ben yine de umutluyum.

Reset!: Şu an Londra’da mı yaşıyorsun?

Londra - İstanbul arası gidip geliyorum.

Reset!: Şarkı üretirken ilham kaynakların neler?

Gün içinde ne yaparsam yapayım, kafamın bir köşesinde otomatik olarak fikirler toplayan ve melodiler üreten bir departman var. Çoğunlukla benim oturup da ilham gelmesini beklememe gerek kalmıyor. Fakat mesela seyahat etmek ve yeni insanlar tanımak üretim gücümü artırıyor. Zira “Âşık Olasım Var”'ın ilk fikri ben İngiltere'den Fransa'ya giderken, tren denizin dibindeki Channel Tüneli'ne girdiğinde ortaya çıkmıştı. 7/24 ise Paris'te gezinirken birden kafamda çalmaya başladı. Öte yandan, Underground mekânlarda dans ederken çalan beat'lerin üzerine hemen bir şeyler yazdığım da olabiliyor. Bu ve benzer yollarla aklıma gelen fikirleri bilgisayarın veya pianonun başına oturduğumda geliştirip bir üst seviyeye çıkarıyorum.

Reset!: Parçaların kulağa fazlasıyla European sound ediyor, fakat bunu “Tarzına kurban” gibi lokal söylemlerle harmanlıyorsun. Bunu nasıl başardın? Daha önce de elektro-pop yapmaya yeltenen Hande Yener gibi şarkıcıların sözleri ve müzikleri arasında büyük bir uçurum oldu ve “bu müziğe bu şarkı sözleri oturmuyor” hissi yarattı. Bu bence büyük bir başarı.

Teşekkürler. Albümdeki birçok parçayı ama özellikle de "Tarzına Kurban"ı son derece post-modern bir anlayışla yazdım. Ama bu sentez üzerinde formül olarak çok da fazla düşünmedim - öylece kendiliğinden, olduğu gibi çıktı. Onun dışında, prodüksiyon döneminde en dikkat ettiğim noktalardan biri de sözlerin düzgün bir prozodiyle yazılmış ve seslendirilmiş olmasıydı. Çünkü aksi takdirde "Almancı-popçu" bile zannedilebilirdim. İşte Hande'nın en büyük problemi de parçalarının çoğunda fazlasıyla prozodi hatalarının bulunması oldu. Bu yüzden sözler müziğe yapıştırma duyuldu. 




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010