John Robb – The Membranes Röportajı

Madchester çağının önemli müzisyenlerinden ve günümüzün önemli müzik yazarlarından John Robb, yaklaşık 20 yıldır ara verdiği The Membranes projesi ile Bant’ın düzenlediği City Nights kapsamında İndigo’da sahnedeydi. Deyim yerindeyse performansı ile yer gök inledi ve 80’lerdeki müziğin nasıl olduğuna gerçekten şahit olduk.  Konserden evvel konuşma fırsatı bulduğumuz John Robb, bizlere çok samimi ve detaylı cevaplar verdi.

Reset!: The Membranes’in geri dönüşüne çok sevindik. Grup dağıldığından beri Goldblade ile müzik yaptınız ve müzik yazarlığına da devam ediyorsunuz. The Membranes’in ayrı olduğu yıllar nasıl geçti ve tekrar birleşme fikri nereden geldi ?

John Robb: Aslında The Membranes hiç bir zaman normal bir grup olmak amacıyla kurulmadı. Hiç bir zaman gerçekten dağılmadık. Sadece ara verdik ve uzun bir ara oldu bu süre. Bu grup hiç bir zaman için bir kariyer grubu olmadı, The Membranes içimizdeki punk rock gürültüsünün dışa vurumu oldu. İşin noise kısmına ilk giriştiğimiz 80’lerin ilk yıllarında tek başımızaydık. İnsanlar şoke olabilirlerdi ancak daha sonradan insanlar bunun ilgin olduğunu düşünmeye başladılar. The Membranes’ten sonra Goldblade ile turlamaya devam ettim ve zamanımın çoğunu müzik yazarlığına ayırdım. Birçok kitap yazdım ve TV’ye birçok iş yazdım, bu süreç benim açımdan çılgın seviyede yoğun geçti. Ancak benim için esas olan sahnede olmak, direk iletişimin, yoğunluğun yaşandığı yer orası. Gerçek punk rock anı işte o zaman oluyor, gerisi sadece konuşmak. Kendini canlı hissettiğin an sahnedeki o anlar !

Reset! : The Membranes’in yeni formu ve yeni kadrosu nasıl olacak? The Membranes ile yeni şarkılar yazmayı planlıyor musunuz?

John Robb: Her zaman için yeni parça yazmak aklımızda var. Şimdilik eski şarkıların üzerinden geçip onları biraz değiştirdik zaten bu şarkıların hiç bir zaman sabit bir formu olmadı o yüzden rahatlıkla şarkılar üzerinde oynama yapabiliyoruz. Müziğin temeline baktığımızda zaten hiç bir şeyi sabitlememiz gerektiğini görürüz. Başka kişilerle çalmayı ve bazı şeylerin gevşek tutulmasını severim, o şekilde daha heyecanlı olabiliyor. İnsanın kendini durmadan tekrarlaması kadar sıkıcı bir şey yok. Ancak tabi ki de punk rock’ın adrenalin ve heyecanını da elden bırakmadık. Biz insanların müzikle kendilerinden geçmesini istiyoruz, zaten rock’n rollun temeli de bu değil mi ! The Membranes olarak yeni kayıtlar yapabiliriz bunun dışında Goldblade ile yapmam gereken kayıtlar var ayrıca da bir solo projem üzerine çalışmalarımı sürdürmekteyim.

Reset!: The Membranes olarak “Madchester” olarak adlandırılan ve Manchester sahnesinin domine ettiği bir çağda aktiftiniz. Bildiğim kadarıyla sizde o zaman Blackpool’daydınız ki Manchester’a bir hayli uzak. Manchester dışında müzik yapmak zor olsa gerek. Bu konudan bize biraz bahsedebilir misiniz ?

John Robb: 1984’te “Madchester” patlamasından kısa bir süre önce Manchester’a taşınmıştım. Çok sevdiğim gruplar olan Happy Mondays ve The Stone Roses gibi gruplarla komşuyduk. Müzikal olarak farklı işler yapsak da ortak müzik zevklerine ve macera ruhuna sahiptik, biz sadece biraz daha gürültülü ve vahşiydik! Madchester çağı mükemmeldi, sanki 60’ların San Fransisco’sunda gibiydik. İngiltere’de uğrak bir turist mekânı olan Blackpool’da büyüdüm. Deniz kenarında çok sıkıcı bir yerdi ancak yine de kendine has bir garip bir müziği vardı. Milyonlarca insan her yıl Blackpool’a gezmeye gelirdi, sanki Las Vegas’ın soğuk versiyonu gibiydi. Bunun birazcıkta provalara giderken etrafta kitleler halinde gördüğümüz sarhoş insanlarla da alakası var tabi! Büyük şehirler dışında müzik yapmak her zaman için çok zor oldu. Etrafta plak firması olmuyor ve müzik piyasasından yardım edebilecek hiç bir insanı tanımıyor oluyorsunuz.

Reset!: The Membranes’in sahneden uzak olduğu süreç içersinde post punk büyük bir evrim geçirdi. Bu yeni form hakkında düşünceleriniz, sevdikleriniz ve sevmedikleriniz nelerdir. “Madchester” zamanındaki post punk ile günümüzdekileri karşılaştırabilir misiniz ?

John Robb: Post Punk’ın üstün ve üretken olduğu devir 80’lerin ortasıyla beraber bitti. Bu tarihten sonra diğer müzik tarzları gibi bir form ve stil haline gelir oldu. Çok güzel anları oldu evet bu tartışılmaz ancak belli bir yerden sonra kendini tekrarlar oldu. Bundan yanlış bir şey yok baktığımızda her zaman işe yarayan ve insanları heyecanlandıran bazı numaralar oluyor ve insan bunları dinlerken heyecanlanabiliyor. Ancak öyle bir zaman vardı ki John Peel dinleyip “Bu sesler nereden geliyor böyle!” diyordunuz işte The Membranes’in de üzerine kurulduğu şey tam olarak buydu: Müziğin içinde hep yeni bir şeyler bulmak ve müziğin üretim biçimini ters düz etmek. Kanımca punk ve post punk oldukça İngilizlerin domine olduğu bir dönemdi, bu dönemi buradaki punk gruplarının, Amerika’nın klasik rock’n roll düzenine karşı yeni soundlar üretme çabası olarak da görebiliriz ki Britanya’da bu çaba ve bunun müziğe yansıması oldukça başarılı oldu. The Membranes bu ruhu 80’lerde Britanya’nın underground müziğinin merkezine yerleştiğinde de taşımaktaydı ki son yazdığım “Death To Trad Rock” kitabında da bundan bahsettim.

Reset!: Ayrıca The Membranes’in müzik sahnesinden uzak olduğu süreçte (Yaklaşık 20 yıl) müzik endüstrisinde bir çok şey değişti: Analogtan dijitale geçiş, plak firmalarının yerini internetin alışı vs.. Ayrıca günümüz post punk’ı da bir çok Indie Rock elementi içermekte. Bu değişimler The Membranes’in yeni halini nasıl etkileyecek. Oldschool bir The Membranes mi izleyeceğiz yoksa bu değişimler size de yansıyacak mı? Belki Aralık 2009’daki ATP performasınızdan bahsederseniz bize biraz fikir vermiş olabilirsiniz?

John Robb: Teknolojiyi her zaman için sevmiş ve etkilenmişimdir ayrıca hayatımı daha kolaylaştırmak için de hep kullanıyorum. Ancak The Membranes’in olayı müzikteki vahşilik ve yabanilik ki bu da yüksek teknolojiye hiç uymayan bir şey. Bize uyan gitarlardaki o dip gürültüsü ve teknolojik olmayan sesler ve biz de öyle müzik yapıyoruz. Serbest çalmayı ve bu serbestliğin getirdiği gitarlardaki sertliği seviyorum ve öyle çalıyorum. ATP performansımızda bundan etkilendi, izlemek isteyenler Youtube’ta performansın videolarını bulabilirler. Oldukça gürültülü ve arsızdık bu da çok harikaydı çünkü sahneye çıkan diğer gruplardan çok farklıydı. Orda ilkel bir müzik yapmamız aslında modern bir duruştu. Dünya ne kadar dijitalleşe dursun, insan hala serbest takılıp ilkel hissetmek istiyor. Ne kadar modern olmaya çalışsak da, ne kadar teknolojiyi takip etsek de, işin özünde hepimiz rezil maymunlarız!

Reset!: Herhalde The Membranes’i sadece bir “post punk” grubu olarak tanımak kabalık olur. The Clash, Buzzcocks ve hatta Sex Pistols gibi gruplardan daha sert ve güçlü noise öğeleri barındırmaktasınız. Post Punk ve noise öğelerini beraber kullanmayı nasıl başardınız. İlham kaynaklarınız kimlerdir?

John Robb: Bir çok ilham kaynağımız var. Bizi esas ateşleyen “Punk” oldu. Bu ateş bizi banliyölerdeki pineklemelerimizden uyandırdı. DIY fikri punk açısından çok önemli ve bir çok insana büyük ilham kaynağı oldu. Ama müzik açısından hep açım ve durmadan yeni soundlar arıyorum. Post Punkla paralel ilerliyoruz ve onun bir parçasıyız diyebiliriz. Bir sürü yeni grup dinliyoruz,  John Peel’ın sevdiği ve hatta özellikle sevmediğini belirttiği bir çok müziği takip ediyoruz. Ayrıca geriye dönüp free jazz, blues, gospel, northern soul, kraut rock, underground 60’lar, psycho soul ve dünyanın çevresinden bir sürü eski müziği de takip ediyoruz. Kendimizi hiç bir zaman dinlediklerimizle kısıtlamıyoruz.

Reset!: Bizlere kısaca İstanbul izlenimlerinizden ve duyduğunuz kadarıyla buranın müziğinden bahsedebilir misiniz?

John Robb: Bence İstanbul harikulade bir şehir. Burada oldukça şiddetli ve heyecanlandırıcı bir enerji var. Tamamıyla güzel denecek bir şehir. Ve atmosferi şu ana kadar bulunduğum her yerden çok daha farklı. Burası devasa ver her an her yeri müzik dolu. Şehirde nereye girip çıktıysam, orada mutlaka müzik var. Selim Sesler’i bir barda çalarken dinledim ve acayip beğendim ayrıca Babazula gibi değişik müzik tarzlarını bir araya getiren bir grupta gerçekten nefes kesici.

Reset!: Son soru olarak, bu aralar hangi yeni grupları dinliyorsunuz? Özellikle odaklandığınız bir müzik türü var mı bugünlerde?

John Robb: Her zaman müzik dinleme halindeyim. Tarz olayına pek odaklanmıyorum. Internet gerçekten bu konuda inanılmaz. Spotify (bir müzik dinleme platformu) favori müzik türüm diyebilirim! Bugün Rameones, Joy Division, Türk çingene müziği, Hint ilahileri (Kirtan), dub reggea, Captain Beefhart, The Stranglers ve Killing Joke dinledim. Üstelik hepsini Spotify!’dan dinledim ! Ayrıca Dirty North ve Fraser King gibi Manchesterlı olan ve benimle temasa geçip demolarını ileten grupları dinledim oldukça başarılılar. Her yerde müzik var ve ben hepsini dinlemek ve o heyecanı hissetmek istiyorum!

Reset!: Bu içten ve heyecanlı sözleriniz için çok teşekkür ederiz !

 



 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanatlar | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010