İstanbul Fashion Week 2010’un Ardından...
Geçtiğimiz yaz aylarında size bu sayfalardan aktardığımız İstanbul Fashion Days’in büyüyüp serpilmesi ve dünya kentlerindeki gibi bir Moda Haftası’na dönüşmesini yine bu sayfalarda ağız birliği yapmış gibi hepimiz dilemiştik. Dünya kentlerindeki gibi oldu mu tartışırım- sabaha kadar filan herhalde- ama yine de memnuniyet verici günler geçirdik geçtiğimiz hafta Santralistanbul’da.
İTKİB tarafından düzenlenen organizasyonda ufak aksamalar olmasına rağmen (basın odasında duyuru yapan bir görevlinin aynı duyuruyu İngilizce istediklerinde tek bir insanın bunu yapamaması, güvenlik görevlilerinin ilginç(!) tavırları, defile alanında defile aralarında yapacak birşey bulunamaması ilk aklıma gelenler) yine de kendi adıma hoş zamanlar geçirdim diyebilirim. Özellikle basına ve blogger’lara sorun çıkarmayana ekibe alkış...
Her ne kadar birçok defileye katılamasam da sizlere izlenimlerimi aktarmayı bir borç biliyorum.. Reset! ekibi olarak katıldığımız defilelere dair ayrıntılı yazıları diğer yazarlarımız detaylı şekilde anlattı. Ben ise yalnızca fotoğrafçı arkadaşımızın katılabildiği) defilelere dair elimdeki fotoğraflardan ve araştırmalarım sonucunda izlemiş kadar olduklarımdan biraz biraz bahsetmek istiyorum.
Organizasyona ilk katılışım 2. gün akşamının son defilesi olan Hakan Yıldırım’la oldu. Londra Moda Haftası’na gitmeden önce Hakan Yıldırım’ın bize ne göstereceğini merak ediyordum açıkçası. Bir “siyahsever” olarak koleksiyon oldukça ilgimi çekti. Mine Koşal’dan Bülbül gazeli eşliğinde sergilenen elbiselerde simsiyah elbiseler kıvrımlar, çiçeklerle detaylandırılmıştı. Saç ve makyajla bütünleşince, müziğin de katkısı ile koleksiyonun “Dün” teması anlamlandı diyebiliriz.
Görebildiğim diğer iki şov ise son gün gerçekleşen Hatice Gökçe ve Hakan Yıldırım for Koton’a aitti. Hatice Gökçe’nin alıştığımız erkek koleksiyonlarının dışında defile de kadınlar için de parçalar mevcuttu. “Karakarga” isimli koleksiyon bu tema ile karga sesleri arasında ve değişik kareografisiyle hoşuma gitti. Örgü pantolonlara yokum ama deri ceketler en beğendiğim parçalardandı. Hakan Yıldırım’ın Koton için hazırladığu koleksiyon ise bol grili, ekoseli 40 parçanın sergilendiği kapanış defilesi oldu ve büyük rağbet gördü (Dışarıda kalanlar olmasa keşke hiç ama mümkün değil sanırım.) Koleksiyonun başlardaki 60’lar etkisini ben pek tutmasam da daha sonra renklenen gömlekler, cape’ler, beyaz elbiseler, yüksek bel pantolonlar vs. umut vaat etti gelecek kış giyeceklerimiz için.
Bu defilelere ait fotoğrafları diğer arkadaşlarımızın yazılarında kullandık burada tekrarlamıyorum.
Gelelim Reset! olarak bizim bizzat bulunmadığımız defilelere... (Çilekeş fotoğrafçı arkadaşım Mert’e buradan teşekkürler tekrarJ)
İlk günün favorisi kesinlikle Arzu Kaprol. “Ruh” isimli koleksiyonunu tanıttığı defile Neyzen performansıyla başlamış. Geometrik şekildeki abartılı göz makyajı, abartılılboyun deatyalarıyla podyuma çıkan mankenler ruhlar aleminden fırlamış gibi, özellikle siyah ağrılıklı, güçlü omuzlu, payetli elbiseler içindeydi. Ben açıkçası yakından görmek isterdim bu şovu...

Bir diğer orada bulunmadığıma üzüldüğüm defile Ezra+Tuba kardeşlerinki. “Saklı dünya” isimli deniz temalı şov için salona girildiğinde davetlilere bırakılan kağıt(?) mendillerde deniz kokusu olduğunu ve içeri girdiğinizde sizi bu kokunun karşıladığını okudum ve çok özendim. Bu teme makyajlar, denizkızını andıran kuyruklarla desteklenmiş ve aşağıdaki görüntüler çıkmış ortaya. Ben sevdim..

Koton’dan başka bir diğer “halk markası” Mavi de Fashion Week’te gelecek yılın kış koleksiyonun sergiledi. 200 ürünün sergilendiği defilede Türkiye’den ve dünyadan ünlü mankenler görev aldı ve oldukça beğeni topladı. Jean’in her türlü parçada kullanıldığı şovla birlikte payetli taytlar, jean elbiseler, ekose gömlekler, çizgiroman karakterlerinin baskı oalrak kullanıldığı elbiseleri seneye sokakta herkesin üzerinde göreceğimizi anlamış olduk.

Defilenin 3. gününde Bahar Korçan ve “Dahil Olma Projesi” her zamanki gibi büyük ilgi gördü. Her zamanki gibi ipek, özel dokuma japon kumaşlar gibi doğal dokuları kullanmış. Kurşun renkli parçaların ağırlıkta olduğu koleksiyonda 3 alt tema oluşturulmuş. Mercek, Kumdan Kaleler, Göz. Sadece gözlerin açık kaldığı başların ve boyunların örtüldüğü parçalar ve göz makyajları benim oldukça ilgimi çekti.
Benim çok beğendiğim bir diğer koleksiyo Özlem Süer ve her zamanki romantizmiydi. Uçuş uçuş uzun elbiselere baktığınızda “Crossin Streets” koleksiyonunun etkilendiği şeyin Paris ve İstanbul gibi iki güzel şehrin ortak noktaları olduğunu hemen anlıyorsunuz. Ortaçağdan fırlamış modellerle başlayan defilede öne çıkan renkler gri, siyah ve bu sezonun hit renklerinden pudra. Romantik topuz ve neredeyse yok denecek kadar az makyajlı modellerle tamamlanan o nostaljik ve kadınsı havayı soluyamadığım için üzüldüm şahsen.

Benim çok sempati duyduğum bir isim olan Gamze Saraçoğlu’nun “Müsvedde” isimli 78 parçalık koleksiyonu da büyük alkış alanlardan.. Buruşuk kağıt etkili, bol drapeli parçalarla karalamalar, mektuplar, kenara köşeye düşülen notlardan etkilendiği gün gibi aşikar. Siyah, saks mavi ve yine bu sezonun favorilerinden “nude” kıyafetlerin altına İnci de defileye özel ayakkabılar tasarlamış. Buyrunuz sonuçlara...

Son olarak bahsetmeden geçemeyeceğim ve yine maalesef kaçırdığım, çok da başarılı bulduğum, büyük hayalperest Zeynep Tosun’un defilesinin de görsellerini buraya iliştiriyorum ve yorumu sizlere bırakıyorum.

Bunlar dışında Gizia, Özgür Masur-ki bunu oldukça sevdim, Argande ve genç tasarımcılar gibi birçok başarılı defile gerçekleşti İstanbul Fashion Week’te. İlerisi için çok umutlu olduğum bu organizasyonda emeği geçen herkesi tebrik ediyorum ve bize güzel için bir Moda haftası armağan ettikleri için teşekkür ediyorum. Daha da iyisinin olması dileğiyle tabii..
Sevgiler
Fotoğraflar: Mert Altınay

|