Los Lunes Al Sol / Mondays in the Sun - Güneşli Pazartesiler
Günümüzde modern hayatın insan yaşamına kattığı çeşitlilikler ve yararlar ortadadır. Göçebe bir hayattan yerleşik bir hayata geçen insanoğlunun bu hayatın nimetlerini sonuna kadar kullandığı ve kendisini yerleşik hayata adapte etmede hiçbir sorun yaşamadığı da görülüyor aslında. Sanayi devrimi ile de birlikte hızla gelişen endüstrilerin, gittikçe çoğalan fabrikaların ve şehirlere olan aşırı derecede göçün sonucunda da ortaya karmaşık bir yapı çıkıyor. Buna bir de modernizm ve post-modernizm sonrası ortaya çıkan metalara ulaşma sorununun ortadan kalkması yani her şeyin ulaşılabilir durumda olması ve zaman-mekân sıkışması durumunu ekleyin.
Bütün bunların sonucunda ortaya çıkan durumdan etkilenen tek bir varlık olarak karşımızda sadece insanoğlunu bulmaktayız. Bütün bu gelişmelerden etkilenen insanı da reyting ölçüm gruplaması gibi gruplandırırsak – AB grubu, C grubu gibi – herhalde karşımıza en çok ezilen ve hor görülen sınıf olarak işçi sınıfı çıkıyor. Küreselleşmenin ve kapitalizmin en çok etkilediği sınıf olan işçi sınıfı yani. Üretimde mekanikleşmenin artması sonucu ve kas gücünün yerini bilgi ile ikame etmesinden sonra kas gücü ile çalışan kişilerin hali herkes tarafından da bilinmekte olan bir olay zaten.
İşte dilimize “ Güneşli Pazartesiler “ olarak çevrilen filmin çıkış noktası da burada başlıyor aslında. Küreselleşmenin doğal sonucu olarak daha ucuz iş gücüne ve metalara – ki filmimizde bu görülebileceği üzere gemidir – ulaşmanın kolaylaşması sonucu artık daha ucuza mal edilebilecek olan metaların insanlara etkilerini konu alan bir yapım aslında bu film. Çalıştıkları tersanede işten çıkarılan kişilerin hayatını konu alan, tam anlamıyla bir işçi filmi diye niteleyebileceğim bir film “Los Lunes Al Sol”. Aynı tersanede çalışan 7 arkadaşın işten çıkarıldıklarından sonraki hayatlarını bizlere sunmaya çalışmış filmin yönetmeni olan Fernando Leon de Aranoa.
Onların işten çıkarıldıktan sonraki içine düştükleri boşluk hali ve umutsuzluk, iş bulamadıkları için alkolü kendilerine en iyi arkadaş yapmaları hatta kendi evlerinden çok arkadaşlarının barında zaman geçirmeleri, bize içinde bulundukları durumu gayet iyi anlatan örnekler sunmaktadır. Zaman kavramının belirsizliği, sadece gece ve gündüzün olması hayatlarındaki tekdüzeliği belirtirken; bunun yanında zaman ile ilgili belirtilen tek öğenin pazartesi olması da manidar bence. Malum pazartesi hem haftanın ilk günü hem de çalışma günlerinin başlangıcı, buradan yola çıkarsak anlatımda buna yapılan vurgu da karakterlerin içinde bulundukları durumu güçlendirmek için yapılmış olsa gerek. Bir yandan da işsizliğin önemli bir sorun teşkil ettiğini gördüğümüzde aklımıza dağılan aileler ve yıkılan umutlar da gelmiyor değil. Filmin odak noktası insan aslında ve sistemin insanı nasıl etkilediği ile ilgileniyor film.
Filmin diğer karakterlerin yanında daha çok öne çıkardığı ve odaklandığı tek bir karakter var aslında o da Javier Bardem’in canlandırdığı Santa karakteri. Karakter olarak vurdumduymaz, etrafına aldırış etmeyen; ama gururlu bir kimliğe sahip olan ve arkadaşlarını düşünen bir kimliğe sahip olan Santa’ nın işten çıktıktan sonra mı bu kimliğe büründüğünü ise öğrenememekteyiz. Diğer yanda ise evliliğini kurtarmak için çabalayan bir yandan da eşi çalıştığı için onun yanında kendini sorgulayan Jose yer alıyor. Kendine hala iş bulmak için çabalayan orta yaşlarında olan Lino, Rusya’ da astronot olan Serguei, bar sahibi Rico, Amador ve Reina.
Filmin bize sunduğu hikâyeler işte bunlar. Ama bunu bize bir bütünlük şeklinde sunuyor. Ayrıca her ne kadar detaylı bir şekilde olmasa da günümüzün sorunlarına ve işçi sınıfının bölünmüşlüğüne dair göndermeler de yönetmen tarafından filme yerleştirilmiş durumda bulunuyor. Birçok festival ve etkinlikte ödül almış olan İspanya yapımı “Los Lunes Al Sol” seyredilebilirliği olan ve izleyicilere bir şeyler anlatmaya çalışan bir film olarak bence kesinlikle arşivlerde yer etmesi gereken bir filmdir.

|