Edge of Darkness - İntikam Peşinde

“Mel cannot strike back”, maalesef…

“Cehennem Silahı” ve “Mad Max” gibi bol aksiyonlu filmlerde oradan oraya zıpladığına, “Mavi mi? Kırmızı mı?” diye ter döktüğüne şahit olduğumuz annelerimizin sevgilisi Mel Gibson bu tempodan yorulmuş olacak ki; yönetmen koltuğuna oturmuş, bir daha da kalkmak bilmemişti.  Yönetmen olarak altına imzasını attığı “Tutku:Hz. İsa’nın Çilesi” ile Musevi cemaatinin şimşeklerini üzerine çeken Mel Ağabeyimiz, Maya Uygarlığı’nı konu edindiği “Apokalipto” ile ise eleştirmenlerden övgü dolu yorumlar almıştı. Eleştirmenler “İntikam Peşinde” ile yaşlı kurdun yedi senelik bir aradan sonra oyunculuk kariyerine hızlı bir dönüş yapacağını öngörüyordu. Uzun süredir perdede rol kesmeyen Mel Gibson’dan şahsım adına “Komplo Teorisi “ ve “Cesur Yürek”teki gibi bir performans beklerdim; fakat hayal kırıklığına uğradım. Buradan ona sesleniyorum: Maalesef olmadı Mel, süzgecimden geçemedin adamım…

“İntikam Peşinde”nin ismi ve afişine şöyle bir göz attığımda bile filmin can sıkacak kadar “tanıdık” bir konuya ve olay örgüsüne sahip olduğunu düşünmüştüm. Kendimi “Hayır, önyargılı olmamalısın.” diyerek teskin etmeye çalışıp fragmanı da izledim, ancak ne yazık ki bu tanıdıklığım katbekat perçinlendi. “Daha ne olabilir ki?” diye düşünürken üzerine abartılı “Tamer Karadağlı oyunculuğu” ve kulakları tırmalayan Boston aksanıyla “Whatcha doin’?” diyen bir Mel Gibson karşıma çıktı. Nereden baksan dökülen senaryo ve zorlama duygusal sahneler de cabası! Her ne kadar inandırıcılıktan uzak olsa da geçer not verebileceğim oyunculuklar bile filmi kurtarmaya yetmedi. Anlayacağınız benim için “Ne zaman bitecek?” diye dakika saydığım kâbus gibi bir filme dönüştü “İntikam Peşinde.”

“Casino Royale” ve “Dikey Limit” gibi başarılı yapımların yönetmeni Martin Campbell’ın yönettiği filmin konusu daha önce de belirttiğim gibi oldukça tanıdık… Cinayet masasında görevli dedektif Thomas Craven (Soyadı benzerliği? Eric Draven? The Crow? İntikam?) intikam yemini etmiştir; çünkü biricik kızı Emma kollarında faili meçhul bir kurşunla vurularak can vermiştir. Bu cinayetin aslında dedektif Craven’a yönelik düzenlendiğine dair spekülasyonlar yapılsa da gözü pek memur olayların ardındaki sır perdesini aralamaya başlar. Dedektif Craven zamanla hükümetin ve nükleer enerjiden para kıran büyük bir şirketin de içinde olduğu bir oyunun parçası olduğunu fark eder. Thomas Craven’ın kaybedecek bir şeyi yoktur, bu yüzden “Revenge of Mel” olarak adlandırabileceğimiz aksiyon ve gerilim dolu(!) sahneler de iş bu noktadan başlar. (Fazla Star Wars referanslarım için hatalıysam lütfen CNBC-E’yi arayınız.)

Film adını Thatcher dönemindeki İngiltere’de geçen altı bölümlük eski bir BBC dizisi olan “Edge of Darkness”dan alıyor. Dizi ile ilgili okuduğum yorumlardan anladığım kadarıyla aldığı övgüleri hak etmiş bir dizi duruyor karşımızda… Fakat günümüz Amerikası’na uyarlanmış Mel Gibson’lu “Edge of Darkness” her açıdan dökülüyor,  elinizde kalıyor. Filme yöneltebileceğim en önemli eleştiri, senaryosunun kopuk kopuk oluşu… “The Departed”, “Kingdom of Heaven” gibi gişe rekortmeni filmlerin senaryosunu kaleme almış William Monahan bu sefer sınıfta kalmış. Filmi izlerken yeri geldi şöyle düşünmekten duramadım: Sanırım Thomas Craven ile “Harry Potter”da başrol kaptık. O Dumbledore, ben de Harry… Bana rastgele seçtiği anıları göstermek için “düşünseli”ni kullanıyor... Bu benzetmemde abartmış sayılmam; çünkü kesik kesik diyaloglar, havada kalan sahneler bir noktadan sonra epey canımı sıktı, filmi durdurup nefes alma ihtiyacı duydum.

Filmin temposundaki aksaklıklar da filme yöneltilebilecek diğer bir eleştiri… Aksiyon olarak sınıflandırılmış “İntikam Peşinde”nin ekseriyetle durağanlaşan bir temposu var, bu yüzden film boyunca heyecanlanmaktan çok esnedim. Filme aksiyon katmak için Craven’ı takip eden çok fazla “renkli camlı, siyah araba” var ve Craven’ın bunlarla baş etme yöntemi de oldukça yaratıcı(!). Filmde bazen tempo öyle düşüyor ki tempoyu hızlandıralım derken film “Son Durak 3”e bile dönüyor! Ben de bu yüzden “Acaba soyadı benzerliğini uzaklarda aramaya gerek yok mu? Eric Draven’a atıf yerine korku filmi üstadı Wes Craven’a mi bir atıf söz konusu?” diye düşünmedim değil…  Son olarak, konusu bu kadar tanıdık olan filmde dedektif Craven’ın kullandığı intikam yönteminin bile “tanıdık” olduğunu eklemeden geçemeyeceğim. “Zehirli sütle intikam” bana Mel Gibson’ın zehirli şarap kullanarak amcası Claudius’tan intikam aldığı “Hamlet”teki rolünü hatırlattı. Kısacası, “tanıdıklık”ların başrol oynadığı bir film “İntikam Peşinde”...

Tamam, itiraf ediyorum! “İntikam Peşinde”yi yerden yere vuruyorum. Belki piyasadaki birçok aksiyon filminden daha iyi bir iş kotarılmış, filmde dönen siyasi oyunlar üzerinden çevre sorunlarına dikkat çekilmeye çalışılmış; haklı olabilirsiniz... Ama Mel Gibson, Ray Winstone gibi usta oyuncuların ismini gördüğünde izleyicide oluşan beklentiyi karşılamaktan çok ama çok uzak kalmış “İntikam Peşinde.” Bu yüzden de sinemada izlenmeye değer bir film olduğunu düşünmüyorum. “Dvd’sini alın izleyin.” bile diyemiyorum, ona verdiğiniz paraya da yazık… İlla böyle film izlemek istiyorum diyorsanız da benzer konulu 2008 yapımı Liam Neeson’lu “96 Saat” daha iyi bir alternatif… “Yok, ben Mel Gibson isterim.” diyorsanız da elimizde “Fidye” var, onu versek? “İntikam Peşinde” için dişinizi sıkıp birazcık sabredin, televizyonda göstersinler.  Siz de böyle bir filme para yatırmamış olmanın verdiği iç huzuruyla yataklarınızda mışıl mışıl uyursunuz, benden söylemesi…

 




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010