Zeynep Tosun Röportajı

Yıldızı parlayan genç tasarımcılarımızdan Zeynep Tosun, Türkiye’de kendi markası ile gerçekleştirdiği ilk defilesini İstanbul Fashion Week’de ‘Kaybolan Kanatlı Denizatı’ temalı koleksiyonu ile moda severlerin beğenisine sundu. IFW’in ardından Akatlar’daki atölyesinde koleksiyonu ve genel tasarım anlayışı üzerine çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik kendisiyle. Buyrun bu güzel sohbet’e…

Reset!: Öncelikle bize biraz kendinden bahseder misin?

Burada İşletme okurken, portfölyömü hazırladım ve Milano’ya gitmeye karar verdim. Milano’da bir sene moda tasarımı üzerine kurs aldıktan sona aynı okulda master’a kabul edildim. Oldukça yoğun, bir senelik master programının bitiminde Londra’daki defilemden sonra Alberta Ferretti ile görüştüm ve onunla çalışmaya başladım. Bir seneye yakın çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönmeye karar verdim. Döner dönmez 2007 yılında İTKİB’in yarışmasına katılarak 3.oldum, aynı zamanda Esin Maraşlıoğlu’nun Designloft adlı projesinde yer aldım. 8 genç tasarımcı ile bir arada 15 parçalık bir koleksiyon hazırladık ve satışa sunduk. Bu projeden sonra Ece Ege’nin asistanlığını yaptım ve akabinde free-lance birkaç iş yaptıktan 3 ay kadar sonra kendi markamı yarattım. 2008’in sonbaharından bu yana kendi markamla çalışmalarıma devam ediyorum ancak tasarımlarımın satışlarına 2009 Mayıs’ında başladım diyebilirim. İlk katıldığım Galata Moda festivali ile başladım. Pret-a-porter ve haute couture koleksiyonlarım mevcut, haute couture koleksiyonlarımı buradaki atölyemden satıyorum, diğer koleksiyonum da Beymen Blender, Bilstore, Building ve Midnight Express mağazalarında bulunuyor.





Reset!: Tasarımlarını hazırlarken en çok neler etkiler seni? Özellikle etkilendiğin bir dönem var mı?

Gördüğüm her şey etkiler beni,  tasarım işinin içinde olunca hayatın her döneminden farkında olmamız gerekir. Yaşadığım her şeyden ilham alırım. Özellikle Contemporary art’ı çok takip ederim, mimari tasarımları da. IFW’deki koleksiyonumu hazırlarken de Türkiye’ye gönderme yaptım aslında. İstanbul’un 2010 Kültür Başkenti olmasından ötürü böyle bir konsept seçtim. Deniz atının uğuruna da inanırım. Aslında bir açıdan Türk elişçiliğini de göstermek istedim. Koleksiyonu hazırlarken kullandığım metaller, parçalar, hepsi bir ustanın eseri. Türkiye’de de çok iyi ustaların var olduğunun hatırlanması, el emeği göz nuru işlere imza atıldığının görülmesini istedim.

Reset!: Pek tabii modayla büyümüş biri olarak etrafınızdaki her şeyden etkilenmeniz mümkün olsa gerek?

Evet kesinlikle etkisi var. Anneannem, annem… Kumaşların içinde büyüdüğüm için küçüklüğümden beri çok meraklıydım giyime, kendim bir şeyler yapar, bebeklerime elbise, çantalar dikerdim. Annemin işyerine gider, kumaşları alır, götürürdüm. Öyle büyüdüğüm için alışıktım fazlasıyla.

Reset!: Asıl konumuz İstanbul Fashion Week’den bahsedelim biraz da, neler söylemek istersin, nasıl geçti?

Güzel geçti. Genel olarak memnun kaldım. Ancak şöyle ki istediğim ‘buyer’lar yoktu, yurtdışından beklediğim katılımcılar yoktu ama yabancı basından çok memnun kaldım, çok ilgi gösterdiler, birçok röportaj verdim. Organizasyonu teknik açıdan değerlendirecek olursam da iyi idi, çok sıkıntı yaşamadık, yalnız ilk gün çok soğuktu epey zorlandık. Ayrıca mekan olarak santralİstanbul değil de, başka bir yer olsaydı daha iyi olabilirdi belki…Çadır konseptini sevdim ancak İstanbul dokusunu daha fazla hissettiren bir yere kurulabilirdi.



Reset!: Markalaşma yolundaki ilk defileni gerçekleştirdin İFW’de, gelen tepkiler nasıl?

Gelen tepkiler oldukça iyi. Aldığım siparişler oldu.

Reset!:Koleksiyonun teması Kaybolan Kanatlı Denizatı, konseptin çıkış noktasını anlatır mısın?

Türkiye’nin sahip olduğu en önemli hazinelerden Kral Karun’un hazinesinin en değerli parçası olan kanatlı denizatını seçtim. Bu denizatı broşunun simgesi karada atı, denizde balığı ve havada kuşu temsil ediyor. Fakat ben bunu biraz değiştirdim, zira görünüş itibarı ile garip bir yaratık. Ben kanatlı denizatının yüzgeçlerinden esinlenerek, omuzlarda, eteklerde yüzgeç formları yaptım. Özellikle vücutlarda biraz boşluk bırakılmasını da seviyorum. Bundan önceki koleksiyonumda vardı böyle bir elbise, en sevdiğim parçam.

Reset!: Tasarım sürecinden bahsedecek olursak, nasıl gelişiyor?

Tasarım süreci şöyle ki; ilk bu konuyla ilgili, bana konuyu hatırlatacak resimleri bir araya toplarım, parçalarla ilgili detayları oluştururum ve yerleştiririm, vücutta nerelerde, nasıl kullanabilirim bunları belirlerim ve ona göre de modelleri çıkartırım.
Bu temanın temsili çok renkli olması idi. Renk kullanmanın daha tasarım işi olduğunu düşünüyorum. Renk kullanmak zor bir şey ve bence herkes de kullanamıyor.
Çok renkli yaptım çünkü nasıl olsa siyah, gri ve krem tercih ediliyor, en azından show bakımından böyle olsun istedim ve bu temanın temsili,  koleksiyonun havasını yansıtan da çok renkli olması. Artık çok sıkıcı geliyor siyah, krem vs. Önceki koleksiyonumun teması ‘lale’ idi. Sonuçta lale Osmanlı simgesi ve daha modern, o yüzden onun havasını da onlar yansıtıyordu.



Reset!: Peki bu koleksiyon için en favori parçan hangisi oldu?

Mor pantolonum, yanları delikli onu çok seviyorum. Kemerim var üstü şifon işlemeli. Hepsini seviyorum aslında hepsi o kadar el emeği göz nuru ki…

Reset!: Bundan sonraki koleksiyonunda neler olacak?

Şuan hazırlık aşamasında, Mart sonuna bitirmiş olmam gerek.
Her seferinde yeni bir şeyler denemeyi seviyorum ve o yüzden bu sefer kabarık eteklerden kaçtım. Jarse ağırlıklı, daracık elbiseler, neon renkler, plastik aksesuarlar kullanıyorum. Ten rengini çok kullandım. Çiçekli parçalar da var, romantizmi elden bırakmıyorum.

Reset!: Yakın dönem projelerinden bahseder misin?  Neler var aklında, yurtdışı planları vs..?

Londra Moda haftasına gidiyorum. Beefeater markasının Türkiye’de gerçekleşecek lansmanı için özel bir koleksiyon hazırlayacağım. Londra’da Jonathan Saunders ile çalışıyor olacağım. Bu benim için çok çok iyi bir fırsat. Çünkü benim asıl hedefim koleksiyonlarımı yurtdışında, Londra’da sergiliyor olmak. Türkiye’de avantgarde bir kitle olduğuna inanmıyorum. Defilede sergilediklerimiz show amaçlı tasarımlar belki evet ve satış amaçlı olanları çok daha mantıklı ama benim için satımlık olan ürün bile Türkiye’deki kişilerin cesaret edip giyebilecekleri tasarımlar değil. Bu sebeple Türkiye çok da benim marketim değil aslında.

Reset!: Kendi tarzını/stilini nasıl tanımlarsın?

Hımmm.. Kendi tarzımı, daha çok modern, avantgarde, yenilikçi ve daha cesur olarak tanımlarım.

Reset!: Tasarımlarını en çok kimin üzerinde görmek istersin?

Chloe Sevingy. Şuan hatta ona ulaşmaya çalışıyorum, onu çok çok beğeniyorum. Fransız Vogue editoru Carine Roitfeld, onu da beğenirim. Alexa Chung…

Reset!: Son olarak genç tasarımcılara neler söylemek istersin? Türkiye moda sektörü hakkındaki görüşlerin neler?

Çok çalışılması gerektiğini düşünüyorum. Ve yılmamaları gerek, Türkiye’de tekstil zor iş.   Elbette, kim hangi işi çok istiyorsa,  çok çalışmalı. Ama ‘creative’ işlerde her şey ile ilgileniyor olmak gerekli, gözü açık olmak lazım sanırım. Yaratıcılığın konu olduğu her iş böyle aslında A’dan Z’e her şeye hakim olunmalı.

Reset!: İçten ve keyifli sohbetin için çok teşekkür ediyorum.

Ben teşekkür ederim.

Fotoğraflar: Basın Bülteni (İFW Backstage fotoğrafları için Selçuk Hatipoğlu’na teşekkür ederim.)







 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010