N’aptın McQueen !?

İnanması yine güç haberlerden birini işittik 11 Şubat günü. Dünyaca ünlü dahi modacı Lee Alexander McQueen, Londra’daki evinde ölü bulunmuş, kendi yaşamına son verdiği iddiaları konuşuluyordu… Moda dünyasını sarsan bu haber bende de şok etkisi yarattı açıkçası. Böyle değerli sanatçıların ardından yorum yapmak hakikaten zor bir görev ama benim için o kadar önemli bir tasarımcıydı ki bir şeyler söylemek zorunda hissettim kendimi… Evet, belki New York Moda Haftasına gidip defilelerini izleyemedim, kurukafalı fularlarından bile alamadım ama McQueen’in yeri benim için çok özeldir…  Hayır, yakinen de tanışmıyoruz ama yalnız “Moda Sever” değil, “Sanat Sever” birinin Alexander McQueen tasarımlarını takip edip de, onu kendine yakın hissetmemesi bana göre oldukça düşük bir ihtimal…



Biz onu böylesine sevip bağrımıza basmışken, “Yılın Tasarımcısı” ödülü onun için belki de artık hiç bir şey ifade etmez hale gelmişken (ben de 4 kez aynı ödülü alsam artık 5. ödül ancak bayram harçlığı sevinci yaratabilirdi büyük ihtimal), Paris moda haftasında sunacağı yeni koleksiyonuna günler kala, kariyerinin zirvesinde, ne oldu da hayata küstü, ne oldu da bizlerden ayrılmak istedi gerçekten anlayamıyorum. Bir şeyler yazılıyor sürekli; “Annesinin ölümünden sonra bunalıma girmişti” deniliyor, “Bak görüyor musunuz ne para, ne şan şöhret hepsi boş!” deniliyor, “Gay sevgilisi terk etmişti, kaldıramadı ayrılığı…” deniliyor, Isabella Blow deniliyor falan filan. Gerçekten bilmiyorum, çok da ilgilenmiyorum çünkü sebebi ne olursa olsun bu kadar güçlü, bu kadar canlı ve her şeyden önemlisi bu kadar “Cesur” bir tasarımcının aramızdan kendi isteğiyle ayrılmasını hiçbir türlü anlamlandıramayacağım. Bu da normal esasında, onunla çok ayrı boyutlardayız çünkü… Lakin “Sanatçı hassasiyeti” de bu sarsıntısının derinliğini açıklamaya yeterli bir olgu değil kanımca… Belki de yeterli fakat ben anlamak istemiyorum… Kızgın mıyım neyim yoksa?
Yok yahu, üzgünüm gerçekten, sadece üzgünüm…



Darwin’den esinlendiği son koleksiyonuyla bizlere veda etmiş olan McQueen geçen sayımızda hem sizlerin hem de moda ekibimizin oylarıyla “Yılın tasarımcısı” olarak seçilmişti bildiğiniz gibi. Bu büyük sanatçıyı buradan bir kez daha saygıyla anmak istiyorum. Varsın satışları ölümünden sonra yüzde 1500 artmış olsun, varsın adına filmler çekilsin, isterlerse geceler düzenlesinler, hiçbir şey onun eşsiz tasarımlarından mahrum kalacağımız gerçeğini değiştiremeyecek maalesef.

Huzur içinde uyu “Alexander the great” !



Biyografi: 17 Mart 1969 yılında doğan modacı Lee Alexander McQueen, 6 çocuklu bir ailenin en küçüğüydü. Londra’da bir işçi ailesinin(babası taksi şöförüydü) oğlu olarak dünyaya gelen Alex, 16 yaşında liseyi bıraktı ve Londra’nın moda merkezi olan Savile Raw Caddesi'ndeki Anderson & Sheppard'da çıraklık yapmaya başladı. Yeteneğini kısa sürede gösteren modacı, Gieves & Hawkes Angels and Bermans’da çalıştı. Savile Raw’dayken müşterileri arasında Mikhail Gorbaçev ve Prens Charles bulunuyordu.  Daha sonra moda eğitimine devam etmek için Milano’ya giden tasarımcı 1994 yılında tekrar Londra’ya döndü ve Saint Martins Sant okulunda moda üstüne uzmanlığını aldı.

Zirveye giden basamakları büyük bir hızla tırmanan Mcqueen 1996 yılında John Galliano’dan sonra Givency'nin baş tasarımcısı oldu. Burada istediği havayı yakalayamayan modacı 2001 yılında Givency'yle yollarını ayırdı.

Bir bacağı tahtadan bir kadını model olarak kullanması, “holigan” lakaplı McQueen'in moda dünyasındaki radikal duruşunu gösteren en önemli örneklerden biri oldu. Daha sonraki defilelerinde ise tasarımlarını manken olmadan sergilemeyi denedi.

Givency’den ayrıldıktan hemen sonra Gucci ile anlaşan McQueen, şirketin yüzde 51'inin kendisine verilmesiyle şirketin başına geçti ve başarılı birçok kreasyona imza attı. Bu sırada Milan ve Paris'de butikler açtı ve markalaşma yoluna gitti. 2004 yılında ilk erkek koleksiyonunu oluşturan Alexander’ın 2005 yılında Puma için tasarladığı ayakkabılar da unutulmazlar arasına girdi.

Son yıllarda kendi markasına odaklanan McQueen’in tasarımlarını Nicole Kidman, Cate Blanchett, Penelope Cruz, Rihanna, Sarah Jessica Parker, Kate Moss ve Lady Gaga gibi çok sayıda ünlü, özellikle Oscar gibi "kırmızı halı" gecelerinde üzerlerinde taşıdı.
McQueen'in başkent Londra'da da çok sayıda butiği bulunuyor.

(Yazı ve fotoğrafların bir kısmında Hurriyet&Radikal.com’dan yararlanılmıştır.)



















 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010