|
Paranormal Activity
“Sinema, bazen de böyle bir şey işte…”
2007’de Screamfest Horror Film Festivali’ni izleyenlerin dillerinden düşüremediği bir filmdi “Paranormal Activity”. Tabii ki izleyenlerin sayısı çok fazla değildi o zamanlarda, sadece filmi izleyenler kendilerini şanslı sayıyordu; zira bu film, festivallik bir filmdi. “Blair Cadısı” filminin izinden giden, 15.000 dolarlık acayip düşük bir bütçeyle çekilmiş, ilginç, paranormal bir film olduğu için beyazperdede bu film görülemezdi elbette. Aradan 2 yıl geçtiğindeyse, herkes yanıldığını gördü. “Paranormal Activity”, çoğu ülkede pek çok salonda vizyona girdi ve sadece Amerika’daki gişesi 100 milyon doları geçti. Dünyanın en korkunç filmi değil “Paranormal Activity”; ama kesinlikle bir pazarlama harikası diyebiliriz.
Katie ile Micah’ın hikâyesine tanık oluyoruz bu filmde. İzlediğimiz şey, bu çiftin kayıt görüntüleri. Çiftin kendilerini kayıt altına almalarının nedeniyse Katie’in evde “garip” olayların döndüğüne kendisini inandırması. Evde garip sesler duyması, bir şey gördüğünü düşünmesi, bir şeylerin fısıldaması, bir şeyin dokunduğunu hissetmesi gibi paranormal olaylar sonrası, sevgilisi Micah’nın eve bir kamerayla gelip bunu ispatlamaya çalışmasını konu alıyor “Paranormal Activity”. Yatak odasına kamera yerleştiren çift, Katie’yi neyin veya nelerin rahatsız ettiğini görüntülemek istemektedir; ama bir süre sonra olaylar hiç de tahmin ettikleri gibi gitmeyecektir. Kendilerine dadanan bu “şeyden” nasıl kurtulacaklardır bunu izlemekteyiz.
İblis Gibi Gelin - Melek Gibi Damat
Filmin tamamı bir evde geçiyor. Burası yazar-yönetmen Oren Peli’nin evi olmakta. Film için bir yıl boyunca evini düzeltmiş, tasarlamış. Çekimler de bir hafta kadar sürmüş. Haliyle filmden çok şey beklememeniz gerekiyor. 1 haftada eli yüzü düzgün kısa filmler anca çekiliyorken hele. “Blair Cadısı”, “Cloverfield” gibi aksiyon kameralarına alışıksanız, filmin atmosferine girmeniz daha kolay olacaktır. Film görüntüden daha çok sesin gücünü kullanıyor. Evin bir köşesinden gelen tıkırtılar, ayak sesleri, karakterlerin kendi olağan sesleri hatta sessizlikler oldukça başarılı. İnsanlar yataklarında masum masum uyurken olabilecek şeylerin korkusunu seyirciye çok iyi veriyor film. Bunu yaparken de bir görüntü sunmuyor izleyenlere. “Blair Cadısı” kadar da değil; ama yöntemi daha başarılı. Kaçma-kovalamadan ziyade, kafanızdaki korktuğunuz şeyi size gösteriyor film. Bu şu demek; bu filmden ya korkarsınız ya da kesinlikle korkmazsınız. Mesela ben, eğer uyuma sırasında evin bir köşesinden bir tıkırtı, alakasız bir ses duyarsam, kalkar bakarım. Bir ses varsa, bunu çıkaran bir şey de olmak zorunda diye, işin kaynağına inene kadar durmam. Takıntı haline kadar getirir ve o günkü uykumu berbat ederim. O yüzden bu filmi izledikten sonra birkaç gün pek rahatça uyuyamadım desem yeridir. Eğer siz böyle şeylerde tedirgin olmuyorsanız, “kedidir, kedi” deyip geçiyorsanız, hatta duymuyorsanız, bu filme çok gülersiniz.
Tabii film korkutsa da, güldürse de bu filmi iyi bir film yapmıyor maalesef. Oyunculuklar gerçekten kötü. Oren’in amacı, çifti izlerken kafamızda gerçekten de bir çift izliyoruz izlenimi oluşturmakmış, tamam, o kısmı başarmış; ama gündelik hayatta da çiftler böyle değildir. Birbirlerini seven çiftler hele. Hani film, konusu gereği film gibi gözükmek istememiş; ama arada bir yerde de sıkışmış kalmış. Yönetmenlik sınıfta kalıyor. Diğer kötü yanı da diyaloglar. Çoğu sahne doğaçlama oynanmış. İçten geldiği gibi. Bunu David Lynch yaptığında oluyor; ama Oren gibi biri yapınca tam olmamış. Filmin amacına ters düşmüş, akıllarda yanan ilk konuşma balonu “Bunlar çok yapay konuşuyor yahu, film icabı resmen”… (Dip not: Oren, Mortal Kombat 3 adlı ünlü dövüş oyununda programcılar arasındaymış)
Kötü bir festival sonrası durum, bir halı saha maçından futbolcu keşfeden Alex Ferguson’a dönüyor ve Oren, Paramount Pictures ile el sıkışıyor. Buradan sonrasıysa pazarlama departmanının yeteneklerine kalıyor. İddialı demeçler, gizemli fragmanlar, Steven Spielberg yorumları, üç farklı son, çok salonda gösterimler derken “Blair Cadısı” efekti katlanarak artıyor ve izleyiciler arasında bir fenomene dönüşüp inanılmaz bir gişe yapıyor. Şöyle düşünün, 1 haftalık çekimler için 500 dolar alan oyuncular, daha sonra 10 milyon dolar gibi bir parayla taçlandırılıyor. Paranın kokusunu uzaktan hoş duyan Paramount da (böyle değildi bu sanki?) filmin ikincisinin geleceğini duyurdu. Böylelikle, bağımsız sinemadan orta şekerli bir filmin de köküne kibrit suyu dökülmüş oldu.

|
|
|
|
|
|
|
|