|
Låt den rätte komma in / Let the Right One In - Gir Kanıma
“Ya gidip yaşamalı, ya kalıp ölmeliyim.”
Eskiden vampir denilince akla karanlık, gerilimli, korku dolu vampir filmleri gelirdi. Zamanla duygusallık girmeye başladı işin içine. Romantizm girdi, aşk girdi, çuvallarla entrikalar bastı vampir filmlerini; ki tam bu sırada tanıştık romantik, çekici, yakışıklı ya da güzel vampirlerle. Kafamızı çevirdiğimiz her yer vampir filmi, vampir dizisi oldu. Hepsi de aynı şeyi bağırdı, aynı şeyi göze soktu. Bir dünya vampir tanıdığımız oldu. Derken 2008’de İsveç’ten, bir İskandinav ülkesinden gelebilecek en sıcak haliyle, bakımsız, garip ve diğerlerinin aksine vampirliğinden her fırsatta kaçan bir vampir çıkageldi. Eli ile tanışmadan önce şimdiye kadar tanıdığınız tüm vampirleri unutun! Hatta filmi izlemeden önce vampir filmi izleyeceğinizi bile unutun. Çünkü bu bir vampir filmi değil. “Låt den rätte komma in”, Türkçe çevirisi ile “Gir Kanıma”, Oskar ve Eli adında iki çocuğu ve aralarında geçen garip ilişkiyi anlatıyor. Eli’nin Oskar’dan tek bir farkı var: O da vampir olması.
Filmle aynı adlı romandan uyarlanan, orijinal ismi ile “Låt den rätte komma in”, Oskar ve yan dairelerine yeni taşınan Eli’nin kurduğu ilişki etrafında dönüyor. 12 yaşında, içine kapanık, yalnız ve cinayet haberlerine meraklı bir çocuk olan Oskar, okulda bir grup çocuktan gördüğü şiddeti, yarattığı hayali düşmanlardan aldığı intikamlarla bastırır. Her gece yaptığı gibi parka indiği bir gece, babası ile yan dairelerine yeni taşınmış küçük kız Eli ile tanışır. Bu tanışma Oskar’ı yalnızlığından kurtarıp, eğlendirmeye başlasa da zamanla bu küçük kız hakkında öğrendiği gerçekler onu garip olayların içine sürükler. Bu sırada işlenen esrarengiz cinayetler ise yine bu gerçeklerin uzantılarından başka bir şey değildir. Gelişen olaylar sonucunda, Eli’nin iki seçeneği vardır: Ya gidip yaşamalı ya da kalıp ölmelidir. Film boyunca devam eden, şiddet uygulamak için can atan; fakat bir türlü gerçekleştiremeyen Oskar ile şiddetten kaçmak istediği halde zorunlu kaldığı için bu yola başvuran Eli arasındaki çelişki, filmin iki karaktere yüklediği görevin altını net bir şekilde çiziyor.
Vampir oluşunu saklamak isteyen ve bu durumundan hoşnut olmayan Eli’nin bu tavrı, filmin genelinde vampir kavramının işlenişinde yakalanabiliyor. Yönetmen “vampirlik” kavramını filmin teması haline getirmektense, bunu sadece karakterlerinden birinin “özelliği” olarak sunuyor. Bu karakteri bir insandan farksız işliyor. “Låt den rätte komma in/ Let the Right One In” diğer vampir filmlerinde sıklıkla karşılaştığımız şiddet unsurlarını bir kenara bırakmayı tercih etmiş. Diğerlerinde vampir karakterlerinin en bariz özelliği olan şiddet, bu filmde sadece zorunluluktan kullanılan, belki biraz daha abartırsak haklı sebepten başvurulan bir kavram haline gelivermiş. Filmde bir taraftan vampirliğin gün ışığına çıkmamak, düz duvara tırmanabilmek gibi en bilindik özellikleri kullanılırken; diğer taraftan pek de üzerinde durulmayan vampirin bir yere girerken izin isteme mecburiyeti filmde sık sık gösterilmiş. Hatta o kadar ki bu özellik filme adını bile vermiş.
“Låt den rätte komma in / Let the Right One In” kimileri tarafından modern vampir filmi olarak nitelendirilse de aksine vampir filmi olmadığını savunmaya devam edeceğim. Film boyunca devam eden şiddet ve olup biten kanlı olaylara rağmen, Oskar ile Eli arasında kurulan ilişki izleyicinin içini ısıtıyor. Filmin konusu, işlenişi, görüntüleri ve filmdeki oyunculuklar ile mutlaka izlenmesi gereken, başarılı bir çalışmaya imza atmış yönetmen. “Låt den rätte komma in”, hakkında anlatılacak daha bir çok şeye sahip. Fakat yanlış bir adım atıp filmi henüz izlemeyenlere öğrenmemeleri gereken bir ipucu vermek istemiyorum; ki izleyecek kişileri, filmin son sahnelerinde keşfedecekleri yeni gerçeklerle gözlerinin ışıldamasından mahrum etmeyeyim.
Son olarak filmi sevenler için İngiltere’den iyi olup olmayacağı yıl sonunda belli olacak bir haber geldi. Katıldığı festivallerden olumlu yorumlarla ayrılan ve çeşitli ödüller kazanan filmin İngiliz bir yönetmen tarafından hazırlanan re-make’inin ise 2010 yılının sonlarında gösterime gireceği açıklandı. Bu sevimli İsveç versiyonunun yerini tutup tutmayacağını ise bekleyip göreceğiz.

|
|
|
|
|
|
|
|