Angel-A
“Olmak istediğim, olmayı hayal ettiğim bir kişi var. Çünkü yalan söylüyorum. Kendime. Herkese. Bütün gün..”
Hayatta hiçbir başarı elde edememiş, yaşama, yalanları ve dolandırıcılıkla tutunmaya çalışan André’nin, onun için gönderilen bir melek olan Angela tarafından hayatının nasıl değiştiğinin bir hikayesi “Angel-A”.
Birçok mafyaya borcu olan André çareyi intihar etmekte arıyor. Ne var ki çıktığı köprü üstünde yalnız değildir. İşte bu anda Angela, André’nin hayatına giriyor. Angela, André’nin içinde olduğu belalardan kurtulmasına yardım ederken, André’nin özgüvensizliğini, korkaklığını, kendini beğenmeyişini ve sevmeyişini yavaş yavaş fark etmesini sağlıyor. Bu süreç içinde de geçmişi olmayan bir melek ile kendini bulan bir adamın duygusal yakınlaşmasına şahit oluyoruz.
Filmin yönetmeni ve yazarı Luc Besson. Başrolleri “Amelie” ve “Asterix” serisinden aklımıza yer etmiş olan Jamel Dabbouze ve ilk başrol deneyimini yaşayan Rie Rasmussen paylaşıyor. Jamel Dabbouze’un komedi dalındaki başarısını filmde net olarak görüyoruz. Ayrıca filmdeki performansı hatırı sayılır derecede başarılı. Öyle ki André’nin ayna karşısında kendi iç çekişmesini yaşadığı sahnede insan, “ben de seni seviyorum André” diye demeden edemiyor. Kendi çektiği iki kısa film ve “Femme Fatale”deki yardımcı karakter rolünde izleyebileceğimiz Rie Rasmussen büyüleyici güzelliği dışında standartın üzerine çıkamıyor. Ayrıca siyah beyaz çekilen film Luc Besson’un köprü fetişiyle de birleşip Paris’e farklı ve güzel bir bakış açısı ile bakmamızı sağlarken, Angela karakterinin melek olgusuna da güç katıyor. Filmin müzikleri Anja Garbarek imzalı. Luc Besson senaryonun büyük bir kısmını sanatçıyı dinleyerek yazmış olmasına rağmen bu etki seyirciye geçmekten uzak kalıyor. Amacından uzaklaşan bir sona sahip olmasından ötürü filmin en kötü özelliğinin sonunun olduğunu söyleyebiliriz. “Angel-a” yine de sade ve düz gidişatıyla her izleyişte ayrı bir keyif alınabilecek hoş bir film.

|