Candaş Şişman Röportajı
Dosyamızın bu sayıdaki yeni nesil sanatçı konuğu Candaş Şişman. Candaş Şişman; resim, animasyon, video, grafik tasarım, illüstrasyon, fotoğraf, audiovisual, digital art gibi farklı alanlarda ürettiği özgün çalışmalarla her an her yerden karşınıza çıkabilir.. Karşınıza çıkar çünkü yeni sayılabilecek sanat hayatında oldukça hızlı ilerleyen ,ki bu durum işlerinin niteliğinden kaynaklanıyor, üreten ve yeteneğinin hakkını veren bir sanatçı. Gelin hep birlikte Candaş neler yapıyor öğrenelim..

Reset!: Öncelikle klasik bir soruyla başlayacağım. Eminim orijinal bir cevabı vardır.. Seni sanata başlatan şey neydi? Nasıl başladın?
C.Ş.: Hafızam çok net olmadığı için tam olarak hatırlayamıyorum fakat şunları şunları söyleyebilirim; ailemde annem resim öğretmeniydi , büyük abim de müzik bölümünde okuyordu ,bunların etkisi var tabi ki . Ayrıca çocukluğumla ilgili enteresan bazı hikayeler biliyorum ve temel sebepler bunlar olabilir… Mesela 5 yaşına kadar konuşamayıp isteklerimi ses efektleriyle anlatmam gibi.., Su isterken farklı ses , çişim geldiğinde farklı ses ile betimliyormuşum. Sürekli a4 kağıtlara çizimler, tasarımlar yapıyordum abuk sabuk:) Çok amaçlı gökdelen, ışıklı ayakkabı, uçan tren ve sonrasında bunların en ufak özelliklerini de düşünüp yanlarına yazıyordum. Hastalanıp yatağa düştüğüm zaman yattığım yerden etrafı çiziyordum. Bunlar gibi edimlere küçüklüğümden beri sahip olduğum için; sonrasında, annemin de yönlendirmesiyle güzel sanatlar lisesi resim bölümüne gittim zaten o zamandan itibaren her şey şekillenmeye başladı.
Reset!: Lisede resim, üniversitede animasyon okudun. Bu iki alanı işlerinde nasıl birleştiriyorsun?
C.Ş.:Dijital veya geleneksel anlamda, her şekildeki malzemeyi kullanmayı tercih ediyorum. Bu yelpazenin geniş tutulmasının üretime olumlu şeyler kattığını düşünüyorum. Malzeme farklılığı, üretimde zamanla gerçekleşen monotonlaşmayı kırabilen bir şey, her malzemenin üretim süreci içerisinde ayrı bir tadı ve sonuçta götürdüğü farklı bir nokta var. Her yeni malzemede yeni bir deneyim var… Sonuçta sanat sürekli kendini yenileyebilen ve manipüle olan birşeyse, üretimdeki malzeme ve teknikte doğru orantılı şekilde zamanla değişiyor. Şu an teknolojinin gelişimi sonucunda çıkan bir ton yeni teknik var ve hepsi kişilerin bireysel deneyimlerini bekliyor. En güzeli; olan bir çok şeyin farkında olup, bunlara uzaktan bakmayı becerebilmek. Böylece bir çok şeyi daha bütünsel görüp, her birinin kendi içinde olan değerini anlıyor ve bunları birleştirerek daha farklı yolları keşfediyor insan.

Reset!: Bu bir aradalığı teknik olarak işlerinde nasıl kullanıyorsun?
C.Ş.: Sentezleme mevzusu en çok tercih ettiğim teknik diyebilirim. Farklı malzeme ve teknikleri bir arada kullanıyorum. Mesela resim alanında asamblaj tekniği için elime ne geçerse kullanıyorum; çöpler, objeler, organik ürünler, endüstriyel malzemeler… Kısa filmlerimde digital bir çok tekniği bir arada kullandım; 3d, stopmotion, video editing... Asıl isteğim ayrı ayrı kullandığım teknikleri ve malzemeleri bir bütün haline getirebilmek. Örneğin, audiovisual bir performansta, görsel ve sese kendimin hakim olabilmesi gibi.....
Reset!: Son zamanlarda neler yapıyorsun? İşlerine eklediğin yeni teknikler var mı?
C.Ş.: Üniversitede animasyona başladım, daha önce resim okumuştum. Bu başlangıçtan dolayı temelim resim üzerine. Üniversite zamanında hepsini birlikte yürütmeye çalıştım. Şu sıralar animasyon işlerini daha çok arkadaşlarımla birlikte kurduğum SİLO-1 içerisinde yapıyorum. Burada daha çok reklam üzerine her çeşit hareketli grafik ve tasarımı yapıyoruz. Bireysel olarak bu aralar daha çok ses tasarımına yönlendim ve bir süre böyle devam etmesini istiyorum, şu an bu ses tasarımı konusunda çok amatörüm, ses ile ilgili yapmak istediğim birçok şey var. Fazlasıyla ses kaydı yaptım bunları kullanarak kompozisyonlar üretmek istiyorum. Ses kaydı yapmak bile beni çok heyecanlandırıyor. Onun dışında audiovisual performans yapıyorum. Genellikle lise ve üniversiteden arkadaşım olan Deniz Kader ile birlikte çift screen olarak performansları gerçekleştiriyoruz. Hatta en son 21 Aralık’ta Santralistanbul Tamirhan’de, Tolga Tüzün’ün albüm tanıtım konserinde canlı görsel performansı yaptık. İmaj tasarımı olarak bu aralar daha çok grafik tasarıma yöneldim, çeşitli müzisyenlere albüm tasarımları yapıyorum. İstanbul’a taşındığımdan beri geleneksel resim ve çizim pek yapamadım. Bu beni bir yandan üzüyor, bir yandan da yeni tekniklere girişmiş olduğum için sevindiriyor. Fakat olay hepsini birlikte götürebilmeyi becerebilmek tabi ki.
Reset!: Tekrar yaptığın işlere dönecek olursak, resim mezunu olup animasyonla devam edip buların dışında video yapıyor olmak sana neler katıyor? Ya da teknolojiye uyum sağladıkça acaba gelenekselden de uzaklaşıyor muyuz?
Aslında nereden mezun olduğun çok önemli değil. Alakasız bölümlerden mezun olup, sanatla ilgili çok iyi şeyler üretenler çoğunlukta. Temel olan insanın içindeki bazı şeyleri açığa vurma isteği ve bunu da yapmanın yolu sonsuz. İçinde bulunduğumuz dünyada o kadar farklı hayat ve bakış açısı var ki, artık sınırlar ve kurallar çok yumuşadı. Ve herşey manipule oluyor. Böyle bir zamanda tekdüze gitmek birçok şeyi arkada bırakıp, onlardan tadamamayı getireceği için benim şu an resim eğitimi aldıktan sonra video , sonra ses ile ilgilenmemi çok doğal kılıyor. Her disiplinin kendi içinde farklı bir değeri var fakat tek bir disiplinde
kalmak benim için birçok şeyi kaçırmak anlamına geliyor. Video ile işin içine zaman giriyor, ses ile çok daha farklı bir algi yaratıyor. Sanatta son dönem üretilen işlere de bakarsanız , multidisiplin şeklindeler; yani insanin en az 2 ya da 3 hissine aynı anda hitap ediyorlar. Bu çok daha karmaşık ve vereceği duygu açısından da daha bütünsel ve güçlü bir tercih. Farklı disiplinlerde üretim yapıyor olmak, bütünsel bir algı ve farkındalık yaratıyor insanda, tabi en önemlisi de üretim sürecinde farklı tatları tatmanı sağlıyor.

Teknolojiye uyum sağladıkça gelenekselden bu yıllarda uzaklaşıyoruz fakat ben bizim kuşağın geçiş döneminde olduğunu düşünüyorum, teknoloji aslında zaman içerisinde
kendine ait gelenekseli yaratabilir, tabii ki de bildiğimiz anlamda geleneksel değil bu.. Örnek verecek olursam, şu an teknoloji sayesinde insanlar vücuduna hiç birşey takmadan veya düğmelere basmadan, sadece vücutlarını hareket ettirerek müzik veya görüntü üretebiliyorlar ve bu üretim, böyle bir performans yapan kişi açısından çok primitif sayılabilecek birşey, hiç bir teknolojik ürünü kullanmadan normalde yapamayacağı şeyleri yapıyor. Yavaş yavaş mouse, klavye gibi unsurlar kalkacak ve tamamen el kol hareketlerimizle, dokunmatik ekran teknolojisiyle dijital dataları kontrol edebileceğiz veya hologram teknolojisinin gelişimiyle dijital ortamda yarattığımız şeyleri gerçek dünyada 3 boyutlu şekilde görebileceğiz ve hatta onlara dokunarak algılayabileceğiz (zannediyorum ki bu da yapılmış), yavaş yavaş mimari de, endüstriyel tasarım da daha organik sayılabilecek malzemeler kullanılmaya başlandı ve özellikle nano teknoloji sayesinde organik dokular inşaa edilebilinecek. Bu gibi gelişmeler
insanın gerçeği yaratma arzusu sonucunda ortaya çıkan şeyler. Sonuç olarak biz göremeyeceğiz, fakat teknolojinin gelişimi sayesinde gelenekselden uzaklaşmak yerine bence giderek yakınlaşıyoruz.
Reset!: Türkiye’deki güncel sanat ortamına baktığımızda ne düşünüyorsun? Özellikle 2010, son İstanbul Bienali ile birlikte bir çok mekan açıldı ve projeler başladı. Bu mekanlardaki işler ve projeler hakkında ne düşünüyorsun?
Genel olarak gelişmekte olduğunu görüyorum, fakat çeşitli olduğunu çok düşünmüyorum, özellikle beni rahatsız eden şu ki bienallerde genellikle böyle oluyor, işlerin yanındaki açıklayıcı metinlerin, işlerden daha ön plana geçmesi, metinleri okumadan hiç bir şey ifade edememesi, iyice kavramsallaşması.. Ben bu bakış açısına kesinlikle karşı değilim, kendi içinde farklı bir durum fakat dediğim gibi sürekli bu tatta şeyleri görmek, sanatın en önemli değerlerinden biri olan çeşitliliğe biraz ters düşüyor. Konusu eleştiri, sömürü ve politika olmayan, daha çok insan algılarına hitap eden, 'kimilerine göre hiç birşey ifade etmeyen' işler pek yapılmıyor ve kabul görmüyor gibi. Benim için bu tarz işler birçok bilgiyi yok ederek daha saf bir şekilde insanın özüne yani hissiyatına dokunan ve birçok anlamda da izleyiciyi özgür kılan işlerdir. Kendi üretimim ağırlıklı olarak bu tarafta galiba. Umarım yeni açılan mekanlar ve projeler çeşitlilik anlamında daha dikkatli olurlar. Yine de özelden genele çıktığımızda ben ülkede yapılan her sanat aktivitesini destekliyorum.Zaten Türkiye’nin genel nüfusunu düşündüğümüzde ortaya çıkan ürünlerin ve aktivitelerin azlığını görünce birbirimizi yemenin hiçbir anlamının olmadığını düşünüyorum.

Reset!: Türkiye’de video sanatı sence nerede, nasıl gidiyor?
Türk video sanatından aklıma çok fazla isim gelmiyor. İnsanlar var tabii fakat orijinal olarak nitelendirebileceğim tatta video sanatçıları pek yok. Türk video sanatının, gördüğüm kadarıyla daha çok belgeselci bir bakış açısı var. Durumları olayları belgeleyip, insanlara aktarıyo. Bunu çok yaratıcı bulmuyorum. Kendi estetiğini ve anlatım dünyasını yaratmış sanatçılar gelmiyor aklıma. Video sanatımızın nerede olduğunu bilmiyorum, ama iyi bir noktada olmadığını düşünüyorum açıkçası.
Gidişat olarak umutluyum, umutlu olmak istiyorum, bizim kuşak ve sonrakiler güzel şeyler yapacak gibi.., ve bu tarihin oluşumunda yer alabilmek de çok heyecanlı olacak ...
Reset!: Özellikle genç sanatçı olarak güncel sanat ortamında ne gibi olumsuz durumlar var sence? Sence bu durumu düzeltmek ve genç sanatçıları öne çıkartmak için ne gibi şeyler yapılabilir?
Bu konuya temelden bakarsak, öncelikle toplumun, yönetimin düzelmesi gerek ve bu ne yazık ki imkansız gibi şu an.. Gerçekçi olarak düşününce; merkez olarak İstanbul iyi, fakat diğer şehirlere de bu konuda yatırım yapılmalı. Genel olarak ne diyebilirim ki? ; daha çok mekan, organizasyon gibi şeyler lazım tabii.

Reset!: İnternet ortamı sence sanat yapmak ve paylaşmak için nasıl ortamlar? Ne durumdalar?
İnternet benim için çok önemli bir ortam. Yaptıklarımı senelerdir paylaştığım bir platform, Bence iyi değerlendirildiğinde iyi sonuçlar getirebilir, tabi internet olayında dozajı fazla kaçırmamak da lazım :) Tercih reel dünya olursa, paylaşım açısından daha mutlu olur insan: ) İnternetin artısı bütün dünyadan insanların işlerinizi görebilmesi ve sayı olarak da normal sergilere göre çok daha fazla izleyicinin olması. Böylece daha çok kanal açılabiliyor, bu da beraberinde reel dünya da bazı şeylere dönüşüyor. Fakat herşeyde olduğu gibi artıları olmasına rağmen dezavantajları da var. Mesela işleri gerçek olarak göremememiz, onların asıl etkisini hissedemememizi getiriyor. Mesela bir enstalasyon fotoğrafın veya videosunu görmek, gerçekten orijinalini görmenin yanında çok etkisiz kalıyor.
Reset!: Daha sonrası için planların neler? Yakında sergi proje var mı?
Şu an dediğim gibi kurduğumuz “silo1”’ de çalışıyorum. Plan olarak pek birşey yok fakat bir süre yurt dışında yaşayıp, oradan beslenmek isterim. Bu deneyimin işlerime güzel şeyler katacağını düşünüyorum. Proje olarak da, okuldan arkadaşım Deniz ile birlikte “Yüze” isimli bir kısa film projemiz var. Onu en kısa zamanda bitirmek ve ses üzerine birşeyler yapmak istiyorum.
Candaş Şişman’ı ve işlerini takip etmek için arada bir http://csismn.com/ ‘i ziyaret etmeli ne yapıyor neler üretiyor görmeli.. En kısa zamanda kendisinden sanal alemlerden uzak projelere dahil olmasını temenni eder, genç sanatçıların gücünü göstermesini dileriz...:)


|