Vampire Weekend – Contra
Grubun adını taşıyan muhteşem bir ilk albümden sonra pek sevdiğimiz Vampire Weekend, ikinci albümleri “Contra”yla geri döndü. Burada biraz duralım; ikinci albüm sendromuna değinmeden ve bir genelleme yapmadan geçemeyeceğim. Biz dinleyiciler, ilk albümlerine taptığımız bir grubun ikinci albümlerini gerçekten “hasta” bir modda bekliyoruz: Hem ilk albüme benzesin istiyoruz, hem de istemiyoruz, çünkü o zaman da kendini tekrar eden bir grubu seviyor olacağız, bir dakika, kendini tekrar etse ne olur diyoruz içimizden ama yaratıcılık da önemli şimdi... Şahsen, bu kısır döngüyü hep yaşamışımdır; ancak “Contra” benim için bu kısır döngüyü aşan nadir albümlerden biri oldu. Bu sendromu atlatabilmelerinin en büyük nedeni de, ilk albümde herkesin ağzını açık bırakan o harmanlama yeteneklerini (misal afro-pop’u indie müziğin içine katabilmek) daha da geliştirmeleri, daha garipleşmeleri, yaptıkları şeye iyice ısınmış olmaları ve tek atımlık olmadıklarını kanıtlamaları.
Kendimi iflah olmaz bir Barney Stinson gibi her şarkıya “Awesome!” derken buluyorum. Heyecanımı geçelim; “Horchata” albümü sakin sakin açıyor, geçen albümden “I Stand Corrected” havasında bir vokalle başlayınca da iyice gevşiyorsunuz. Ama sonra bir National Geographic belgeseli tandansında görüntüler gözünüzün önüne gelmeye başlıyor (bunun, bu aralar pek bir turist olmamla alakası olabilir), ayaklarda sandallar, elde Horchata takılmak istiyorsunuz. İşin fantezi kısmını bırakalım, açılış için uygun bir parça olmuş: Ezra Koenig’in o pak, hafiften çığırtkan sesini ve hand-drumları özleyenlere. Tüm albüm boyunca davulları, synthleri, reggae ve ska’yı debutta olduğu gibi görmeye devam edeceksiniz ama dediğim gibi, biraz daha garip ve gelişmiş şekliyle. Burada da bir durup çok sevdiğim M.I.A’ya bir saygı duruşunda bulunacağım çünkü belli ki grup da bulunmuş da kendisinden bir sample kullanmışlar “Diplomat’s Son” şarkısında, ayrıca açık ara favorim oldu. “Cha-cha-aa-cha”lar ve syntheler beni benden aldı, bir de uzun zamandır bu kadar garip bir şekilde mutlu bir şarkı dinlememiştim! Yani şaşırmıyor değilim, bir düğün şarkısı tadında bir eseri barındıran bir albüm Billboard’a nasıl dünya çapında 1 numaraya oturuyor diye. “Cousins”e gelince, ben o kadar ısınamadığımı söyleyeceğim, o da sanırım çok eski albüm bulmam olabilir (hasta moda geri dönüş); sadece mükemmel klibi izliyorum birkaç gündür, benim de bir New Yorker olup üstüme konfetiler yağarken çığırasım geliyor. Evet, gerçekten şu aralar Amerikalıların kafamda Britlere fark attığı bir dönem, buna Vampire Weekend’in ve “Contra”nın katkısı muazzam.
-ki Ada müzisyenlerinin tavrından tutun müziklerine kadar çok severim (elbette artı olarak özel yaşamları ve huysuzlukları). Ancak Tv on the Radio olsun, Beirut olsun, dediğim gibi kafamda bu imge değişmeye başladı, daha alçak gönüllü şeyler duymak istiyor sanırım insan.
(İşbu yazı, gönül isterdi ki Güney Afrika sahillerinde, elde bir içkiyle yazılsaydı, fonda “Diplomat’s Son” ile.)

|