Ursula Rucker Röportajı
Şiirlerini müzikle beraber canlı performansa taşımaya nasıl karar verdiniz ?
1994'te işimden yeni ayrılmıştım ve Philadelphia'dakı, uzun zaman önce kapanan Zanzibar Blue barında garson olarak iş bulmak için en yakın arkadaşımla takılıyorduk. Jazz-Afrikan fusion tarzı progressive müzik yapan bir grup sahnedeydi ve bazen seyircilerinden müzik eşliğinde şiirleri ya da vokalleriyle eşlik etmeleri için sahneye çağırıyorlardı. "O sahnede olması gereken benim!" diye arkadaşıma söylenip, tuvalete gittim ve döndüğümde sahneden benim adımı sesleniyorlardı. Gerisini tahmin edersin herhalde. İnanılmazdı!
Temple Üniversitesi gazetecilik bölümü mezunusun. Eğitiminin müziğin ve şiirin üzerinde etkisi oldu mu?
Tabiî ki bu müziğimi etkilemesi için planlı olarak yaptığım bir şey değildi, ama mutlaka etkisi olmuştur. Sonuçta insanları gözlemlemeyi seviyorum. Mesela bugün havaalanındaydık ve insanların giydikleri şapkayı, vücut dillerini, her şeylerini gözlemliyordum. Bu tamamen benim içimden gelen ve bilinçli olarak yapmadığım bir şey.
Şiirlerin fazlasıyla karakteristik, sınırlı ve güçlü bir kadının sesi olarak duyuluyor. Bu yeteneğin seni başka müzisyenler için şiir ya da şarkı sözü yazmaya teşvik etti mi?
Hayır, ama neden olmasın? Aslında ilk albümüm, "Supa Sista" daki şarkım" Letter to A Sister Friend'de vokalleriyle bir kız arkadaşım, Vicki Miles, bana eşlik etmişti. Ama yine de bunu senin bahsettiğin türden bir deneyim olarak tanımlayamayız_ öyle değil mi?
Dünyaca ünlü hip hop grubu, The Roots'un 90'larda çıkan üç albümünün (Do You Want More?, Illadelph Halflife, Things Fall Apart) kapanışını şiirlerinle sen yaptın. Kadın bir şair olarak, tüm üyeleri erkek olan bir hip hop grubunun albümlerinde "son sözü söylemek" nasıl bir duygu?
İnanılmaz bir deneyimdi. The Roots'la çalışmak, beni bugün bulunduğum yere getiren etkenlerden kesinlikle biri. Onların albümlerinde konuk sanatçı olarak yer almak beni daha önce adımı duymamış büyük kitlelerle tanıştırdı. Questlove (The Roots davulcusu) yakın arkadaşlarımdan biri, ve yeniliklere çok açık. Bu yüzden, böyle bir projeye ikimizde sıcak baktık ve "tamamıyla erkeklerden kurulu bir hip hop grubunun" üç albümünün kapanışını şiirlerimle "kadın bir şair olarak" ben yaptım ve çok hoşlandım bu durumdan! (Gülüşmeler)

90'larda prodüktör King Britt ile kaydettiğin "Supernatural" çoktan açıd house klasikleri arasındaki yerini aldı bile. Şu anda, seni daha "mainstream" bir dinleyici kitlesiyle buluşturabilecek bir dans projesi üzerinde çalışıyor musun?
Bundan birkaç sene evvel Raw Artistic Soul ile "The Light"i kaydetmiştik. Yine Alix Perez'ın "Intersections"ında konuk vokal olarak yer aldım daha yakın zamanda. House ve club parçalarını gerçekten seviyorum. Özellikle gittiğim club'da, DJ'i tanıyorsam ve benim dans parçalarımdan birini çalmaya başlıyorsa, bundan daha güzel bir duygu olmuyor benim için o an! Herkes senin parçan eşliğinde dans ediyor, ritm tutuyor ve o an dinleyiciyle gizli ve daha yakın bir temas kurduğumuza inanıyorum.
Şiirlerinin birçoğunda, kadınların hip hop ve pop kültüründeki sunumunu ağır bir dille eleştiriyorsun. Bu seni sistemin "dışında" ve tutunması zor bir yerde tutmuyor mu?
Kolay olmadığı kesin. Mücadeleden hoşlandığım ve popüler kültür içinde, ama kesinlikle ayrık olarak yer aldığım da doğru. Ama bunu bilinçli olarak yapmıyorum. Sonuçta inandığım bazı şeyler var, ve bunlar benim devam etmemi sağlıyor. İnsanlar seni deli olarak etiketlemeye meraklı olmasına rağmen, bunlar inancımı kaybetmeme neden olmuyor. Çünkü dünyayı değiştirmek istiyorsan önce insanların zihniyetlerini değiştirmelerine çabalamalısın.
Ruckus Soundsystem" çıkalı neredeyse bir yıl oldu ama, yine de sormak istiyorum. Bu albümünü öncekilerden ayıran ne?
'Ruckus Soundsystem' diğer albümlerime göre daha sert beatlerin hüküm sürdüğü, sound olarak elektronikaya göz kırpan bir albüm. Dijital ortamda müzik prodüksiyonuna çok sıcak bakmamama rağmen, bu albümle çıkan sound'dan çok memnunum diyebilirim. Zaten "Ruckus Soundsystem" da da canlı enstrüman kayıtlarını duyabilirsin.

İstanbul'da sahneye çıkmak nasıl bir duygu? Philadelphia çıkışlı bir şair/müzisyen olarak konser öncesi deneyimlerini ve duygularını biraz paylaşabilir mısın?
Yeni kültürlerle ve insanlarla tanışmayı çok seviyorum. İstanbul'da yaşadığım en büyük "problemin" dil bariyeri olduğunu söylenebilir. Fakat Philadephia'da sahneye çıktığımda bile, anadili İngilizce olan tüm insanların her dediğimi anladığını veya anlamaya çalıştığını zannetmiyorum. Şairlik bazen kelime oyunları yapmayı gerektiriyor, kendince yeni kelimeler türetiyorsun ve bu bazen hızlı konuşmayla birleşince rapper'lığa kadar gidebiliyor!. Sahneye çıktığın anda ise asıl önemli olan, insanların ritm tutup kendilerini müziğe bırakmalarını sağlamak ki o zaman ortada problem filan kaldığını söyleyemem.
Bu akşamki performansını sabırsızlıkla bekliyoruz!
Eminim, harika olacak!
Zaman ayırdığın için çok teşekkürler, Ursula.
O zevk bana ait!
http://www.myspace.com/ursularucker

|