Paris Haute Couture Week SS 2010

Her sektörde olduğu gibi moda dünyasında da ‘halk’tan olmayan, lükse kaçan bir tasarımcı-alıcı ilişkisi mevcut… ‘Ready-to-wear’ dediğimiz koleksiyonların yanında ‘haute couture’ da bu işin bir parçası, hem de önemli bir parçası… Chanel’in bir gelinlik için 163, bir ‘cape’ için 88 iş günü harcadığı ve tek bir parçanın fiyatının15,000- 200.000 sterlin arasında değiştiği kocaman bir parçadan bahsediyoruz. Kişiye özel tasarımların sergilendiği Paris Haute Couture Moda Haftası geçtiğimiz hafta tamamlandı ve ihtişamıyla sezona iyi bir başlangıç yapmış oldu.

Öncelikle genel kanı şu yönde ki geçtiğimiz yılın kriz havası dağılmış ve geçtiğimiz yazımda benim de bahsettiğim cesur ve farklı tasarımlar yerini daha ‘rölantide’, sakin tasarımlara bırakmış. Bakalım neler olmuş…

Bütüne baktığımda ilk aklıma Givenchy Couture şovu geliyor. Çarpıcı göz makyajları ve kırmızı rujlarıyla Riccardo Tisci’nin pastel harikaları aklımda kalmış. Transparan ve parlak kumaşların, şifonların, fırfırların yanı sıra elektrik maviler, yeşiller payetli tulumlarda; morlar gece elbiselerinde kullanılmış. Her şey ince işçiliğin eseri… Akıllara kazınan abajur şeklindeki saç aksesuarına dair yorumu size bırakıyorum.





Bir diğer önemli defile John Galliano’nun Christian Dior defilesiydi. İhtişamı ve feminen öğeleri hep kullanan Galliano yine büstiyerler, jartiyerler, tüllü şapkalar, elde kırbaçlar filan derken yine dikkat çekici bir şova imza attı. Şahsen beğenmem ancak kesim ve dikişler için takdir edip geçerim.



Gelelim Elie Saab’a. Bir ‘kırmızı halı’m olsa üzerinde salınmak için göz atacağım ilk koleksiyon bu olabilir. Zira sade ama bir o kadar çarpıcı, ‘nude’ ve canlı pastel tonlardaki gece elbiseleri içinde her kadının harika hissedeceği türden sanırım. Diğer şovlar arasında dikkat çekici bir tarafı yoktu ama bence gerek de yok…



Diğer favori koleksiyonum Armani Privè. ‘Ay’ temalı koleksiyonda Jetgillerden fırlamış gibi salınan mankenlerin üzerinde sade, desensiz kumaşlardan yapılmış güçlü omuzlara sahip takımlar ile incelikle işlenmiş gece elbiselerine bayıldım. Zaten siyah ve beyazın sadeliği denince ortaya bu güzellik çıkıyor benim için…



Armani ile uzaya giderken, Valentino ile Avatar’ın Pandora gezegenine gittik diyebiliriz. Mankenlerin makyajlarından bile anlaşılan Avatar etkili tasarımlarda parçalı bandaj model elbiseler, hem pastel tonlarda hem de flüoresan renkli kumaşlar, parlak ve transparan kumaşlar dikkat çekiyor. En ilgimi çeken parça ise tüylerle patchwork yapılmış ceket… Vallahi bravo, ince iş…

Jean Paul Gaultier’in koleksiyonu hiç ilgimi çekmedi ama bahsetmeden olmaz. Azteklerden etkilenmiş tasarımcı. Savaşçı kıyafetini andıran parçaların yanında bir de egzotik ülkelerde hissettiren püsküllü kıyafetler ve palmiye ağacı aksesuarları hakim koleksiyona. Ayrıca bir Meksika esintisi dev şapkalardan, İspanyol paçalardan seziliyor.



Paris Couture Haftası’na damgasını vuran şov ise hiç kuşkusuz Chanel’e aitti. Karl Lagerfeld tasarımı olduğu bir bakışta anlaşılan parçalardaki tek gariplik bir koleksiyonda siyah kullanılmamasıydı. Romantik, pastel tonlardaki klasik Chanel takımların kenarlarına gümüş süslemeler bize hangi çağda olduğumuzu hatırlatır gibi. Modellerin saçları da öyle gerçi… Yukarda da bahsettiğim gibi çok çalışılmış bu koleksiyon moda çevrelerinde inanılmaz beğenildi. İnce ve karmaşık işçilikler tüm parçalarda ayan beyan görünen koleksiyon için Lagerfeld’e alkış demekten başka diyecek bir şey kalmıyor bizlere de…









Bundan sonra gözlerimizi bütçe dostu Ready-to-wear koleksiyonların sunulacağı diğer moda haftalarına; en önemlisi bugünlerde bizi heyecanlandıran, Türk tasarımcıların koleksiyonlarının sergileneceği İstanbul Fashion Week’e dikiyoruz.

Fotoğraflar Telegraph.co.uk vs.’den alınmıştır.



 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010