Sinemada 2009 Yılının Özeti - Tolga Karakayalı

2009’un En İyi Filmleri

Vavien: ‘İki Dil Bir Bavul’, ‘Kıskanmak’, ‘Sonbahar’ vs. derken Türk Sineması 2009’u epey iyi değerlendirdi sanırım. Taylan Biraderler’in, Coen Kardeşler gibi başlayan; ama sonra İtalyan filmi naifliğinde biten filmi Binnur Kaya ve İlker Aksum’un insanüstü, über, süper ve de pek mükemmel performansları ile yılın kesinlikle en iyilerinden biri. Binnur Kaya’nın bu yıl dağıtılacak pek çok ödülün favorisi olduğunu ekleyelim.

İki Dil Bir Bavul: Yılın kesinlikle en iyi Türk filmi. Baştan sona derdini taşırmadan ve propagandaya dökmeden, müthiş bir gerçeklikle anlatan film, ‘Vavien’ gibi çifte yönetmenli. Yarı kurgusal bir belgesel olan film, pek çok kurgu filminin yapamadığını yapıyor ve de hikayesini derli toplu bir bütün olarak anlatıyor. Siyasi tartışmalarını çok yerinde ve içtenlikle dile getirip sorunu farklı bir şekilde işaret ediyor ve bu haliyle, haklı olarak yılın en iyi Türk filmi olarak mimlenebiliyor.

Hunger: Bu senenin siyasi sinema ayağından bir film daha. Bu sene sanırım siyasi sinemanın kendini en rahat izlettiği yıllardan biri oldu. Aslında geçen yıla ait olan bu film, bu sene gösterime girebildi. Türk filmi ‘Sonbahar’la aynı anda gösterime girip aynı konuyu, farklı coğrafyalardan izlettirdi bize ‘Hunger’. Yönetmenin sakin kamerası ve bir belgesel havası yaratan kurgusal tavrı ile film, aynı zamanda politik bilinci de arttıran bir sinema deneyimiydi. Başroldeki Michael Fassbender’ın de üstün ve yakın oyunculuğu takdir edilesiydi.

Mannen Som Elsket Yngve / The Man Who Loved Yngve: Festival filmi olarak kalan; ama kesinlikle seyrederken insanı uzun uzun düşünmek zorunda bırakmayan bir film. Kuzeyden punk, gençlik bunalımları, aşk, arkadaşlık, aile sorunları üzerine güzeller güzeli bir filmdi ‘Mannen Som Elsket Yngve / The Man Who Loved Yngve’.

Milk: Yine geçen yıldan arta kalan bir filmdi ‘Milk’. Çok sevdiğimiz Gus van Sant, Jack Nicholson’dan bu yana Amerikan Sineması’nın çıkardığı en büyük aktör olan Sean Penn’i başrole alıp muhteşem adam Harvey Milk’in hayatını sinemaya aktarınca haliyle çok iyi bir iş çıkıyor ortaya. Renkler, müzikler, kurgu ve oyunculukların harika bir işbirliği oluşturması sonucunda ortaya izlenince pişman olunmayacak bir yapım çıkmış oluyor.

Up!: Bu yılın animasyon şaheseri. Pixar’ın iyiden iyiye animasyonlarda öne çıktığını görmek keyifli. ‘Up!’ta aynı zamanda hüzün dolu bir aşk öyküsü de izliyoruz ilk çeyrekte. İnsanlar birlikte yaşlanabiliyor demek ki deyip buruk bir mutluluk duyuyoruz içten içe.

2009’un En Kötü Filmleri

Drag Me to Hell: Sam Raimi’nin eski ‘gore’ günlerine dönme müjdesi gibi görülse de; hayranları tarafından, ne yazık ki kötü oyunculuklar, mide bulandıran sahneler ve senaryo eksiklikleri ile hayalkırıklığı olarak nitelendirildi. Bütün bu öğeler filmi o kadar katlanılmaz kıldı ki; ‘Nerede o ‘Evil Dead’ler, nerede bu film?’ dedik.

The Twilight Saga: New Moon: ‘Titanic’ten sonra -on sene var arada- en balon film buydu herhalde sinemalara uğrayan. Vampirlerle pek de alakası olmayan, bir reklam şeridi izlemiş gibi olduk; arada çirkin kızımızın salaklıkları da cabası. Film o kadar sıkıcıydı ki; sadece başroldeki çocuğun yakışıklılığını izlemeyi tercih ettik bir yerden sonra.

Güneşi Gördüm: Buna film demek istemiyorum. Sinema dilinden bu kadar uzak, senaryosu bu kadar klişe bir filmin; hele ki  ‘Sonbahar’, ‘Hunger’, ‘İki Dil Bir Bavul’, ‘Milk’, ‘Das Weisse Band / The White Ribbon’ gibi siyasi söylemi olan filmlerle aynı yıl içinde vizyona girip de siyasi bir konuya el atmış olması sanırım Mahsun Kırmızıgül'ün talihsizliği. Dahası en iyi yabancı film Oscar aday adayı olarak Türkiye tarafından tercih edilmesi de ele aldığı konuda ne denli sorgulayıcı olabildiği konusunda net cevap verir durumda sanırım.

Kolpaçino: Taksilerde artık küçük televizyonlar ve de vcd / dvd player var. Bu sayede geçen gün yolda bir kısmına rastladığım bu kötünün kötüsü "şey"den artık kaçamadım. Ruh çağırma sahnesine denk geldim ve mide bulantıları eşliğinde komedinin ne olup ne olmadığı üzerine düşündüm. ‘Kolpaçino'yu sonra bir şekilde edindim ve hayır, yanılmamışım. Şafak Sezer'e yaslanan bir komedi anlayışı, en az Şahan Gökbakar, Mehmet Ali Erbil veya Peker Açıkalın'a yaslanan bir komedi kadar kötü. Oyunculuk olarak kadrodaki kimsenin bir şeyler yapamadığı bu "şey"e komedi diyenler; ‘Vavien'e ne derler acaba merak içindeyim.

Recep İvedik 2: ‘Kolpaçino’ mu daha kötüydü, yoksa bu mu diye bir ölümcül soru sormak istiyorum bazen; hani cevabı asla bilinemeyecek olan bir bulmaca. Şahan Gökbakar'ın sıkıntı, bıkkınlık, tiksinti veren tiplemesi ve esprileri ile geçen saatlerin sanırım ki bir telafisi yok. Katlanılması- sadece ses olsun arka planda diye açık tutulsa da TV, tam da film gösterilirken- son derece zor bir "şey"di ‘Recep İvedik 2’.

Son 10 Yılın En İyi 10 Filmi

  1. Fa yeung nin wa / In the Mood for Love (2000)
  2. Mulholland Dr. (2001)
  3. Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2003)
  4. Amore Perros (2001)
  5. Donnie Darko (2001)
  6. Dogville (2003)
  7. Hable con Ella / Talk to Her (2002)
  8. Elephant (2003)
  9. Intimacy (2002)
  10. Dolls (2003)

2009’un En İyi Dizileri
2009 yılında izleye izleye öldüğüm diziler şöyle:

Supernatural: o kadar büyük bir fan'ıyım ki eski sezonları da izliyorum tekrardan. Dean Winchester'a ve İmpala'sına olan bağlılığım göz yaşartıcı cidden. 2009-2010 sezonu yani 5. sezon dizinin son sezonu imiş. Supernatural'sız bir hayata alışmak zor olacak sanırım. Binbir türlü ifrit, iblis, hayalet, vampirle mücadele ettikten sonra bir de Hıristiyan mitolojisine sardıkları 4. ve 5. sezonda çok eğlendik-eğleniyoruz. Supernatural hiç bitmesin, avlanmaya devam edelim istiyoruz elbette. Bir de "Twinn Peaks"e selam dursalar keşke bir bölümde.

True Blood: Sussie'miz vampir Bill ile ilişkisini ilerletedursun dizi seks, seks ve daha çok seks ile dişleri, kanı, vampir mitolojisini birleştirdi. Vampirlere olan sevdamız hiç dinmiyor bizim de. Sarışın bakire rolünde güneyli aksanını abartarak rol kesen Anna Paquin aslında gayet hoş bir iş çıkarıyor ama ikinci sezon erkek kardeş Sam'in Hıristiyan kamplarına girip, daha fazla kıyafetle ortalıkta dolaşması bizi üzdü. Soyun Sam, soyun diye bağırdık ekran karşısında ama olmadı. Üçüncü sezon kimlikler üzerine yoğunlaşacakmış ki merakla bekliyoruz- bir de Bill'e rağmen Sussie ile Eric arasında cinsel gerilim artacakmış hımmm...-

Bunlar dışında The Closer, Mad Men ve de House MD kendini zevkle izletti. Sanırım son sezonunu yaşayan Monk için ise üzüldüm doğrusu, Adrian Monk'un büyük hayranıyım; polisiye dizilerinde Hercule Poirot tarzı zeki ve ama komik bir adamı izleme keyfi bambaşkaydı. House MD de bitiyormuş ki en aksi ve en karizmatik doktoru da kaybediyoruz demektir bu. Yazıklar olsun! İlk bir kaç sezon zevkle izlediğimiz How I Met Your Mother ise sıkıcı oldu; bir kere doğum sonrası kilolarını veremeyen Robin hiç de güzel değil. Dexter ise gönlümüzün seri katili; hele en son John Lightgov katılımı ile daha bir keyiflendiydik.



Son 10 Yılın En İyi 10 Dizisi
1. Oz (1997-2003)
2. Friends (1993-2004)
3. Supernatural (2005-2010)
4. Six Feet Under (2001-2006)
5. Monk (2002-2010)
6. Coupling UK (2000-2004)
7. The Office UK (2001- 2003)
8. Sex and The City (1998-2004)
9. Will and Grace (1998-2006)
10. The IT Crowd (2006-...)




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010