Sinemada 2009 Yılının Özeti - Gizem Bayıksel
2009’un En İyi Üç Filmi
Uzak İhtimal - Uzun zamandır izlediğim en güzel Türk filmiydi ‘Uzak İhtimal’. Kültürler arası bir etkileşim sağlarken, dinler arası diyaloglara girmeden naifliğini koruyan, kimi zaman geçmişi olmayan bir karakterin satın aldığı eski fotoğraflarla kendisine geçmiş yaratması, kimi zaman utangaçlığıyla aşkı arasında kalmış bir adamın öyküsü olan film olarak karşımıza çıkıyor. Nadir Sarıbacak’ın inanılmaz performansıyla sırtlayıp götürdüğü ‘Uzak İhtimal’, aşkı anlatan bir film değil; aşkı hissettiren bir film olmuş.
The Boat That Rocked: Philip Seymour Hoffman öyle bir oyuncu ki; neredeyse her performansında kendisine hayranlık duyuyoruz. ‘The Boat That Rocked’ ebeveynlerimizden duymaya alıştığımız, o eski radyo günlerine götürüyor bizleri. Yayın yapan tek bir radyo ve korsan yayın yapıp insanların yaşamlarının bir parçası olan diğer radyolar. Rock’n Roll aşkının, derinlere inerek anlatıldığı film, sırf Philip Seymour Hoffman’ın oyunculuğu için bile görülmesi gereken bir film.
(500) Days of Summer: Yıllar önce Fransız sinemasının başarılı iki filmi olan ‘Amelie’ ve ‘Jeux D’enfants’dan sonra Hollywood sineması bir atak yapıp ‘Eternal Sunshine of the Spotless Mind’ı sunmuştu bizlere. 2009’un aşk sinemasına hediye ettiği en başarılı filmlerden biri ise ‘(500) Days of Summer’. Müzikleriyle, başarılı kurgusu ve anlatımıyla, görülmesi gereken filmlerden biri.
2009’un En Kötü Filmi
He's Just Not That Into You: Günlük yaşantımızda o tarz karakterlere çok sık rastladığımızı anlatan, oldukça absürd bir anlatıma sahip olup yaptığı genellemelerle güzel bir komedi filmi sıfatını almak üzereyken, uzaklaşıp abartılı bir konuya girişmiş bir film. Filmin Türkiye’de “Erkekler Ne Söyler, Kadınlar Ne Anlar” adıyla gösterime girmesi bile, bu söylediklerimin bir göstergesidir aslında.
Türk Sineması’nın 2009’a Bıraktıkları:
Son zamanlarda röportaj veren birçok oyuncu ve yönetmenin ağzından aynı şeyi duyuyoruz: “Türk sineması büyük bir yükselişte. Bu yıl çok fazla Türk filmi çekildi.” Bir şeyler az yapıldığı zaman, sayısını arttırarak başarının geleceğini umarız ve kimi zaman da bu gerçekleşir. Sanırım bu durum bu yılki Türk Sineması’nda gerçekleşti. Evet, çok fazla film çekildi. Belki birçoğu gişede hak ettiği değeri bulamadı ve bunun yanında birçoğu da hak ettiğinden fazlasını buldu. Ama rakamlar öyle gösteriyor ki; bu yıl Türk Sineması açısından oldukça zengin bir yıldı. Hatta öyle anlar geldi ki; iki haftada bir vizyona yeni bir Türk filmi girdi ve bununla birlikte uzun bir süre gösterimde kalması gereken birçok film de sadece iki hafta gösterilebildi. Aslında Türk Sineması’ndaki temel sorunlardan biri de buydu: Türkiye genelindeki sinema salonlarının eşit bir şekilde filmlere ayrılmayışı sorunu. Serileri çekilen, eleştirmenler tarafından “film” kategorisine dahi alınmayan birçok film gişede elde ettiği başarılar sayesinde Türkiye genelindeki salonların neredeyse tamamını alıp götürdüler. Bu yüzden de birçok film sadece iki hafta gösterilebildi.
Her ne kadar yıllardır süren sinema salonları adaletsizliği sorunu sürse de, çok iyi filmler izledik bu yıl. Belgesel türünde olan ve kusursuz samimiyetiyle seyircisini filmine kilitleyen ve oldukça objektif anlatılan bir derdi olan ‘İki Dil Bir Bavul’, “çok iyi” filmlerden yalnızca biriydi. Altın Portakal’da topladığı ödüllerle ve başarılı anlatımıyla ‘Bornova Bornova’, masalların en iyi anlatıcısı olan ve izlerken seyirciyi masalın içine çekip bitişinde de bunun bir masal olduğunu bize çok iyi anlatan Ezel Akay’ın ‘7 Kocalı Hürmüz’ü, toplumsal bir soruna başarıyla değinen, senaryosu ve oyunculuklarıyla yılın en iyi Türk filmlerinden biri olmaya aday ‘Başka Dilde Aşk’, Nergis Öztürk’ün doğal ve etkileyici oyunculuğuyla Altın Portakal’da en iyi kadın oyuncu ödülünü aldığı, bir Zeki Demirkubuz filmi olan ‘Kıskanmak’, alışılmadık tekniğiyle ve hepsini bir arada görmeye alışkın olmadığımız kadrosuyla ‘Suluboya’, aşırı sadeliğin ve doğallığın seyirci bünyesinde yarattığı başarılı gerilimiyle, yılın en “bizden” filmi olan ve Taylan Biraderler’in de yıllardır oturtmaya çalıştıkları gerilim türünün sonunda “olduğu” film ‘Vavien’, dinler arası diyalog filmi olarak lanse edilmeye çalışılsa da, sadece aşkı anlatan ve bununla kalmayıp filmin sonunda aşkı hissettiren film ‘Uzak İhtimal’, bence 2009 Türk sinemasının incileri olarak tabir edilebilecek, son yıllarda yapılmış en iyi Türk filmleriydi.
Bunların yanı sıra gösterime girmeden önce seyircisine büyük umutlar vaat eden ve senaryolarıyla heyecanlandırıp gösterime girdikten sonra büyük burukluklar yaratan iyi yapımlar da vardı. ‘Güz Sancısı’, ‘Kanal-i-zasyon’, ‘Karanlıktakiler’, ‘Neşeli Hayat’ filmi bunlardan sadece birkaçı.
Söylenildiği gibi çok film çekilmişti bu yıl. Birçoğu yıllardır çekilen en iyi filmler olurken, birçoğu da film kategorisine dahi sokulmaması gereken yapımlardı. Bazıları sinema salonlarının tamamını kaplarken, bazıları sadece birkaç hafta izlenebildi. Ama yine de 2009 biterken Türk Sineması elinde çok iyi filmler de biriktirdi. 2010 yaklaşırken, Türk Sineması için yeni yılda daha çok “izlenebilir” film ve onlara ayrılan daha çok sinema salonu dilemek, sanırım 2009’u uğurlarken dilenebilecek en güzel dilek olur bizler için.
Son 10 Yılın En İyi 10 Dizisi
- Amores Perros (2000)
- The Pianist (2002)
- 21 Grams (2003)
- Reconstruction (2003)
- Noviembre / November (2003)
- Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak (2004)
- Bin-Jip / 3-Iron (2004)
- V for Vendetta (2006)
- The Fall (2006)
- Once (2006)

2009’un En İyi Dizileri;
Lie to Me: Bana göre 2009 yılının en iyi dizilerinden biri. Hatta kurgusuyla son zamanlarda izlemekten en keyif aldığım dizilerden. Bu dizide yalanlar üzerine uzmanlaşmış bir ekibi ve bu ekibin her bölümde yalan söyleyenin kim olduğuna dair arayışını izliyorsunuz. Böyle anlatınca çok yavan dursa da, senaristler diziyi günümüzden uyarlama yaptıkları fotoğraflarla oldukça esprili bir hale getirmişler. Tim Roth’un etkileyici oyunculuğu ile Lie to Me 2009’un en iddialı yapımlarından biri.
Dexter: 2006’da başlayıp aniden televizyon dünyasının gözdesi haline gelmiş bir dizi Dexter. Suçu kanıtlanamayan kötüleri öldürerek içindeki öldürme hissini tatmin eden bir katilin hikâyesi. Her ne kadar adaleti yerine getirip sevimli gözükse de, aslında o da bir katil. Bu yıl 4. sezonu başlamadan önce yapılan anketlerde en iyi sezon finali olarak 1. sezon gösteriliyordu. Fakat senaristler bize 4. sezon finaliyle hiç beklemediğimiz şeyler yaptılar ve Dexter’ın bugüne kadar çekilmiş en heyecanlı ve aksiyon dolu sezonunu 2009 yılında izledik.
True Blood: 2001 yılında Six Feet Under ile belki de o ana kadar görmeye hiç alışık olmadığımız kadar farklı bir diziyle tanıştık Alan Ball sayesinde. Six Feet Under fenomeni sonlandıktan sonra da seyircisini True Blood projesiyle selamladı. Şahsi fikrim dizinin 1. sezonunun ondan beklenilen o çok farklı dizi senaryosuna ulaşamamasıdır. Fakat gelen tepkiler fark edilmiş olacak ki 2. sezonuyla o alışıldık vampir hikâyelerine yeni ve farklı heyecanlar katan bir dizi izledik 2009’da.
Son 10 Yılın En İyi 10 Dizisi
1-Six Feet Under
2-Dawson's Creek
3-Prison Break
4-Lie to Me
5-Lost
6-Fringe
7-Dexter
8-Lost Room
9-The Big Bang Theory
10-Jericho

|