Sinemada 2009 Yılının Özeti - Didem Göncü

En İyi Birkaç Film;
2009’u beyazperde açısından aşırı verimli olarak nitelendirmek ne kadar doğru olur bilemiyorum ama 2008’e nazaran zayıf kaldığını söylemek pek de yanlış olmaz. Fakat nedir aklında kalanlar diye sorarsanız Watchmen ile başlamak boynumuzun borcu diye düşünmekteyim.

Watchmen 
Şunu belirtmeliyim ki bu filmi izlemeden önce çizgi romanla veya karakterleriyle uzaktan yakından alakam yoktu. Hatta biri bana soğuk savaş döneminde ortaya çıkan süper gücü olmayan süper kahramanlardan bahsetse direk gülüp geçerdim.  Bir çeşit toplum baskısı sonucunda izlediğim Watchmen önyargılarımı kırmakla kalmadı, çocukluk kahramanım Peter Parker’ı ağlarıyla beraber bir kenara atmamı sağladı. Süre olarak bir hayli uzun olsa da All Along The Watchtower’ı dinlerken aradan iki saat geçtiğini fark etmiyorsunuz. Rorschach’ın tüyleri diken diken eden sesiyle irkilirken Malin Akerman latex kostümünün içinde uçan tekmeler atarken kahraman olmak çok havalı bir şeymiş diyoruz.

Inglourious Basterds

Sonrasında bir Tarantino filmi var ki atlanırsa bu dergiye yazık olur. Inglourius Basterds kelimelerin yetersiz kaldığı aklıma gelen ilk filmlerden. Nazi filmlerine bambaşka bir pencereden bakmayı seçen mizah duygusu ve olay örgüsünü anlatırken kullandığı teknik ile insanın ağzını açıkta bırakan bir kedi fare öyküsü hatta öyküler bütününden oluşuyor. Melanie Laurent’un alevlerin arasından kahkahalar atışını izledikten sonra bile hala 6 ay sonra aynı şekilde anabiliyorsak o zaman filmin bu yazının demirbaşlarından olması da doğaldır. Tarihe hayali bir yön vererek bambaşka bir gerçeklik yaratan senaryosuyla Tarantino’nun Soysuzlar çetesinde Chris Waltz’un canlandırdığı Alman Subayı karakterinin film boyunca akıcı olarak üç dört dil birden konuşması akılda kalanlardan. Diana Kruger her zamanki gibi tapılası. Brad Pitt ise Burn After Reading’te olduğu gibi kısa kısa gözükmesine rağmen performansıyla göz dolduruyor.

He Is Just Not That Into You

Son olarak Love Actually kıvamında, toplama bir oyuncu kadrosuna sahip, eş zamanlı olay örgüleri hatta yumaklarından meydana gelen ama bunu sımsıcak bir dille yapan He Is Just Not That Into You emin olun ki sizlere Scarlett Johannson’un saçlarından çok daha fazla şey veriyor. Sex and the City tekniği ile zaman zaman sokaktan insanlarla da bizi tanıştıran filmde kadınların duymak istemediği pek çok acı gerçek sert bir şekilde suratınıza çarpıyor. Karakterlerde günlük hayatta karşımıza çıkabilecek türden insanlar ve sempatik tavırları da sizi bir çırpıda onlara yakınlaştıracak… Zaten senaryo bir best-seller’dan uyarlanma, Sex and the City’nin senaryo danışmanı Greg Behrendt ve Liz Tucillo tarafından kaleme dökülen kitap 2004 yılında raflarda yerini aldığında o kadar konuşulmuştu ki Oprah’a bile konu olmuştu. Arada sırada yüksek bütçeli teknoloji harikası filmlerden sıyrılıp basit hikayler anlatan basit filmleri de izlemeli diyorum. Oyunculara bakıp Hollywood pembesi, sabun köpüğü film işte deyip genelleme yapmamak gerek.

Paranormal Activity

Bu arada yapım yılı 2007 olsa da 2009’da patlama yapan bir diğer film ise Paranormal Activity’den bahsetmeden yazıyı kapatmak olmaz. Blair Cadı’sının evde geçen versiyonu olarak görülen film sürekli olarak kapalı mekânda geçmesinden dolayı izleyiciye verdiği basıklık hissiyle zaman zaman klostrofobik bir atmosfer yaratırken türün meraklılarına gerçekten de diken üstünde dakikalar vaat ediyor. Spielberg onaylı finaliyle uzun süre akıllardan çıkmayacak Paranormal Activity son bir kaç yılın en iyi gerilimlerinden biri olarak sayılabilir.

Sherlock Holmes ise listemi 15 günle ıskalamakta, gelecek sene yazısına unutmamak için şimdiden not düşmekte fayda var.

2009’un En İyi Dizileri

Bu kategoride sıralama yapmak o kadar zor ki, 2009 yılında sanki sözleşmiş gibi tüm diziler en parlak sezonlarıyla tv ekranlarında belirdi. Ama başlamak gerekirse öncelikle tabii ki listenin üstüne Mad Men geliyor.

Mad Men

Ödüllerinden bahsedersem sayfanın yarısı dolacağı için direk olarak bu sezonun mükemmelliğinden söz etmek istiyorum. Büyük bir risk alarak dizideki karakterlerin çoğunun değişimini gözler önüne serdi senaryo yazarları. Kusursuz Don Draper’ın hiç bu kadar zayıf olmasına, Betty’nin ise kalesi saydığı değerlerini bir bir yıkıp kabuğundan çıkışına tanık olmamıştık. Sevenlerine alışılmışın dışında bir sezon sundu Mad Men, üçüncü yılıyla her zamankinden daha iyiydi ve açık ara listenin başında olmayı hak ediyor.

True Blood

Senenin vampir fenomeninde ise birinci sırayı True Blood kaptı. İlk sezona göre derinleşen kurgusuyla Teksas’ın küçük kasabasından çıkıp genişleyen bir çemberin içinde bulduk kendimizi. Sarı saçlı kuzeyli bir vampiri daha da yakından tanıdık, ayrık dişli nam-ı değer Sookeh ‘ye artık ısınabilir olduk. Baküs perileriyle haşır neşir olduk, Evan Rachel Wood’u ağırladık, bu sezon kesinlikle True Blood yaz aylarının çekilmez boşluğuna ilaç gibi yetişti.

Friday Night Lights

Yayın hayatına Direc TV’de devam eden FNL’nin dördüncü sezonu pek çokları tarafından ölü sezon olarak görülüyordu. As oyuncuların çoğu kadrodan ayrılmıştı, yepyeni yüzlerle karşılaştık ilk bölümde. Yani hikaye kaldığı yerden devam etmedi.. Fakat kurulan yeni okul, yeni takım o kadar izleyiciyi sardı ki, East Dillion High ile yeni bir serüvene başladık. Biraz duygusallık yönü ağır basan hatta zaman zaman gözleri dolduran olay örgüleriyle karşılaştık, peki kötü mü olmuştu? Hayır FNL ayakta kalmayı başardı ve beşinci sezon için sözleşme imzalandı bile. Ne demişler “Clear Eyes, Full Hearts Can’t Loose”.



Son 10 Yılın En İyi 10 Dizisi

    • Battlestar Galactica
    • Arrested Development
    • Buffy The Vampire Slayer
    • Mad Men
    • Roswell
    • Sex and The City
    • Supernatural
    • Gilmore Girls
    • Scrubs
    • True Blood




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010