Sinemada 2009 Yılının Özeti - Cansu Uras
2009’un En İyi Üç Filmi
Okuribito / Departures: Japon filmlerine nedense temkinli yaklaşırım; çünkü kafamda bir sürü sıkıcı ve kötü sıfatla nitelemişimdir. Bu anlamda biraz sabit fikirliyim; ama ‘Okuribito / Departures’ bu sene bu özelliğimi kırdı. 2009 yılında Oscar Ödülleri’nde ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ ödülünü alan film, Daigo Kabayashi adlı çellistin işsiz kalması sonucunda yeni girdiği işinde yaşadıklarını konu alıyor. Bakıldığında klasik bir kara komedi tarzında bir film sizi bekliyor diye düşünüyorsunuz; fakat Daigo’nun bu yeni girdiği iş sıra dışı olunca dram, komedi, macera gibi unsurların bir arada olduğu başarılı bir film karşımıza çıkıyor. Ölüleri cenazeye hazırlayan Kobayashi ölüm ile yaşam arasındaki bağlantıyı anlamaya çalışıyor. ‘Six Feet Under’ dizisini hatırlatıyor konu açısından; fakat ‘Okuribito / Departures’ toplumsal birçok stereotiple ve tamamen farklı bir kültürle ‘Six Feet Under’dan ayrılıyor. Japonların ölülerle ilgili benimsedikleri geleneklerin betimlendiği filmde, geleneklere bu kadar bağlı olan bir ulusun bu işi yapan Kobayashi’ye karşı ironik tavrı filmin ana iskelesini kuruyor. Miyazaki animelerinin müziklerinden tanıdığımız Joe Hisaishi bu filmin de müziklerine imza atıyor. Çello ve piyano tınıları eşliğinde iki saat 10 dakika boyunca kendinizi etrafınızdaki bütün etkilere kapatmış halde buluyorsunuz. Başarılı karakter anlatımlarının olduğu, diyalogun az olduğu, vücut dilinin bir sanat olarak betimlendiği ve müziğin diyalog yerine kullanıldığı film, bu senenin en iyi filmi.
Başka Dilde Aşk:‘Uzak İhtimal’, ‘İki Dil Bir Bavul’, ‘Gölgesizler’, ‘Vavien’, ‘Orada’ gibi başarılı Türk filmlerinin gösterime girdiği bu yıl Türk Sineması açısından pek bir bereketli geçti. Bu kadar Türk filmi arasında ‘Başka Dilde Aşk’ apayrı bir yere sahip benim için. Belirli bir amaç doğrultusunda hızlıca ilerleyen bir hikayeye sahip olmayışı, kalıplaşmış sonlardan uzak oluşu, Mert Fırat’ın takdire şayan performansı ve değişik senaryosuyla senenin en iyilerinden biri. Filmi izlemeden önce, filmin Onur adlı işitme engelli bir genç ile çağrı merkezinde çalışan Zeynep’in aşk hikayesine odaklandığını düşünmüştüm. İçinde bolca sosyal mesaj ve ajitasyon barındıran bir film zannetmiştim. Fakat bütün bunlardan tamamen uzakta, sadece ‘iletişim’ olgusu üzerine odaklanan, günümüzde karşılaşabileceğimiz bir sürü olayı ve durumu barındıran, mizah unsurlarını içinde barındıran dram türünde bir film. Film, sadece iki karakter üzerinde odaklanmayan, birçok yan karakteri de ‘ana karakter’ olarak betimleyen, sessizlikle sesi bir arada tutan ve hiçbir anında sadelikten uzaklaşmayan son yılların en iyi Türk filmi olarak nitelendirebileceğim bir film. Onur karakterinin işitme engelli olmasını ‘acınacak bir durum’ olarak göstermemesi, aslında her insanın hayatının her anında bu durumda olabileceğini (iletişim sorunu yönünden) anlatan filmde Mert Fırat ile Saadet Işıl Aksoy oyunculuklarıyla ‘Başka Dilde Aşk’ı unutulmayacak bir yapım haline getiriyorlar. Filmde karakterlerin hikayelerinin yanında çağrı merkezinde çalışanların sorunları, sendika sorunu, maddi gücün nüfuz açısından etkisi gibi durumlar da anlatılıyor. Bütün bu öğeleriyle ‘Başka Dilde Aşk’ defalarca izlenebilecek ve klişeden uzak zeki diyaloglarıyla Türk Sineması’nda unutulmayacak bir film olarak bu listedeki yerini alıyor.
The Hurt Locker:Bağdat’ta ‘Zafer Kampı’ndaki Amerikalı bomba imha ekibinin başından geçenlerin anlatıldığı ‘The Hurt Locker’, benim gibi savaş filmlerini fazla destansı ve dramatik bulan biri için senenin en iyi listesinde yerini alıyor. Kathryn Bigelow’un yönetmen koltuğunda oturduğu filmin video oyunu ile belgesel unsurlarını barındırması, Jeremy Renner’ın başarılı oyunculuğu, Amerikalı askerleri salt kahraman olarak gösteren gişe canavarı filmlerden uzak oluşu, Ministry’nin şarkılarının kullanıldığı bir müzik seçkisine sahip oluşu ve ‘savaş’ olgusundan yola çıkarak karakter betimlemeleri yapması filmin bu listede olmasının nedenlerinden sadece birkaçı.
2009’un en beğendiğim bu üç filminin yanı sıra; Up!, Coraline, The Boat That Rocked, (500) Days of Summer, The Hangover ve Avatar da senenin iyilerinden.
2009’un En Kötü Üç Filmi
Un Conte de Noel / A Christmas Tale: 28.Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde izlediğim film benim için senenin en büyük hayal kırıklığıydı. Mathieu Amalric, Melvil Poupaud, Chiara Mastroianni ve Catherine Deneuve gibi başarılı Fransız oyuncuların rol aldığı film, Noel öncesi kalabalık bir ailenin aynı evde bir araya gelmesi sonucunda yaşadıklarını anlatıyor. Bol diyalogun yer aldığı film, 2.5 saat gibi gereksiz yere uzun süresiyle insanı bezdiriyor. İnanılmaz derecede hafif bir tempoda ilerleyen film, oyunculara ve anlatılan hikayenin güzelliğine rağmen insanı cenazedeymiş gibi hissettiriyor. Çarpık ilişkilerin gerçeklikten çok uzak başarısız bir kurguyla anlatıldığı ‘Un Conte de Noel / A Christmas Tale’ 2009’un en kötü filmiydi.
The Twilight Saga: New Moon: Twilight serisinin ikinci filmi ‘New Moon’, Kristen Stewart’a kuru kayısı önerme ihtiyacı duyduğum (kendisi o kadar tutuk bir performans sergiliyor ki; en iyi ilaç bu olsa gerek bu nedenle), üstleri çıplak kurt adamların ‘Best Model of the World’ yarışması ile ‘Queer Eye for the Straight Guy’ arasında bir hava yaratması, sinematografiye önem verilmemesi ve ilkokul piyesi havasında hikaye anlatımının çok hızlı ve kısa olması filmi senenin vasatları arasına katıyor. Bütün bu kötü özelliklerinin yanında harika bir soundtracke sahip olması bile filmi vasatlıktan kurtaramıyor.
Drag Me to Hell:Günümüzde ‘Pamuk Prenses ve 7 Cüceler’ filmi beyazperdeye uyarlansaydı, muhtemelen ‘Drag Me to Hell’e yedi cücenin dahil edilmesiyle olurdu. Banka memuru Christine Brown’un bir müşterisi tarafından doğaüstü güçlerle lanetlenmesini anlatan filmde Lorna Raver’ın Sylvia rolündeki performansı insanı kahkahalara boğuyor. Korku öğelerinden eser barındırmayan, ‘blockbuster’ filmlerin tüm öğelerini içinde barındıran film, senenin en kötülerinden. Bu filmi izledikten sonra Alison Lohman’ın ‘Where the Truth Lies’ gibi filmlerde rol almasını, Sam Raimi’nin de bu filmin kötülüğünden sonra ‘Spiderman’ serisinde de ne kadar başarısız olduğunu anlamasını ve Tobey Maguire yerine başka bir oyuncuyu arayacağına bu sevdasına son vermesini umuyorum.

Son 10 Yılın En İyi 10 Filmi
- Le Fate Ignoranti / The Ignorant Fairies (2001)
- Moulin Rouge (2001)
- Sen to Chihiro no Kamikakushi / Spirited Away (2004)
- Jeux d’enfants / Love Me If You Dare (2004)
- Oldboy (2004)
- Sin City (2005)
- Le Scaphandre et le Papillon / The Diving Bell and the Butterfly (2008)
- 2 Days in Paris (2008)
- The Fall (2006)
- Okuribito / Departures (2009)
2009’un En İyi TV Dizileri
True Blood: 2008 yılında yayın hayatına başlayan ve muhtemelen Haziran 2010’a kadar ilk iki sezonuyla yetineceğimiz True Blood, senenin en iyilerinden biri. Charlaine Harris’in ‘Sookie Stackhouse’ karakterinin başından geçenleri anlattığı serisinden TV’ye uyarlanan ‘True Blood’ öncelikle yayınlandığı süre boyunca fragmanıyla TV dünyasında unutulamayacak bir yere sahip şimdiden. Dizide insanların vampirlerle bir arada yaşadığı bir dünya hâkim. Bir anlamda ‘District 9’ filminin vampir versiyonu ‘True Blood’. Anna Paquin ile Stephen Moyer’in başrolleri paylaştığı dizi, hiçbir bölümde insanın kafasını karıştıran gizemli gözüküp bir süre sonra arapsaçına dönen hikayeler barındırmaması, hikayesinin sıra dışı olması, oyuncuların abartıdan uzak performansları, mekanların film-noir öğeler barındırması ve post-modern popülarizmde ütopik bir dünya yaratması açısından türdeşlerinden uzakta, başarılı bir yapım olarak kendini kanıtlıyor.

Glee: Geçtiğimiz sene Akademi Ödülleri’nde Hugh Jackman’ın ‘Müzikal geri döndü.’ sözü ‘Glee’ ile kendini TV dünyasında da kanıtladı. Genç oyunculardan oluşan kadroya sahip bu dizide; lisede İspanyolca dersi veren bir öğretmenin ‘Glee’ adlı kulübün başına geçmesi ve bu kulübü eski şaşalı günlerine geri döndürmeye çalışması anlatılıyor. Dizi belirli bir rota üzerinde ilerlemiyor, öğrenciler ve konuk karakterler aracılığıyla birçok yan hikâyeye ayrılıyor. ‘Fame’ ya da ‘High School Musical’ tarzı filmlerden müzikalite dışında uzakta. Journey’den, Heart ve Amy Winehouse’a kadar geniş bir müzik yelpazesinin sunulduğu dizide oyuncular bizzat kendileri şarkıları seslendiriyorlar. Bu noktada ‘Glee’, 2009’un en renkli ve büyük sürprizlerinden biri haline geliyor.
The Big Bang Theory: Sheldon, Leonard, Raj, Penny ve Howard’ın maceralarına devam ettiğimiz bu sezonda birinci sezona göre sadece Sheldon, Leonard ve Penny ağırlıklı hikayeler yok, Raj ve Howard’ı bu sezonda daha da fazla tanıma şansı bulduk. Dizinin akıcı kurgusu, karakterlerin çılgınlıkları, Christine Baranski’nin bir bölüm de olsa konuk oyuncu olarak yer alması, Penny-Leonard aşkının çıkmaz bir hale girmesi ve Raj’ın harika ‘Under the Bridge’ yorumuyla, geçen sene olduğu gibi bu sene de ‘The Big Bang Theory’ tartışmasız senenin en iyi dizilerinden biri.
Merlin: Kral Arthur ve büyücü Merlin’in hikâyesinin anlatıldığı bu dizi 2009 senesinin TV dizileri arasında açık ara favorim. Kral Arthur ile Merlin’in gençliklerine giden ve mitolojiye sadık kalması yanında farklı bir dönemden anlatıma başlayan dizi gerek mekân seçimi (Fransa’da çekimleri gerçekleşen dizide gördüğümüz şato birebir gerçektir; özel olarak hazırlanmamış.), gerekse ‘to be continued’ tarzında diziyi bölümlere ayırmayan, gereksiz yere uzatmadan 45 dakika içinde dizinin sahip olduğu mistik havayı dağıtmadan izleyiciye sunmasıyla, tiyatro kökenli genç İngiliz oyuncuların performansları, müzikleri ve kostüm/makyaj gibi sinematografik öğelere de özen göstermesiyle senenin en iyi dizisi olarak listemde yerini alıyor.
Mad Men, Dollhouse, Fringe ve Flashforward gibi sezonun iddialı dizilerini hala izlemeye başlamadığım için bu listeye dâhil edemedim; fakat izlediğim birkaç görüntüye ve fragmana dayanarak söyleyebilirim ki; Mad Men ve Dollhouse’u izlemiş olsaydım muhtemelen bu iki dizi de bu listede yerlerini alırdı.
Bu diziler yanında 2009’da hayal kırıklığına uğratan da birkaç dizi var: One Tree Hill, The New Adventures of Old Christine ve Nip/Tuck. Anlattığı hikâyelerden sapmaları ve kendilerini sürekli tekrar etmeleri açısından bu seneyi vasat sıfatıyla kapatıyorlar.
Son 10 Yılın En İyi 10 Dizisi
- Merlin (2008)
- Grey’s Anatomy (2005)
- The Big Bang Theory (2007)
- Chuck (2007)
- How I Met Your Mother (2005)
- Nip / Tuck (2003)
- Rome (2007)
- House M.D. (2004)
- Desperate Housewives (2004)
- Gossip Girl (2007)

|