Sinemada 2009 Yılının Özeti - Alper Dündar

2009’un En İyi Üç Filmi

Public Enemies: Yönetmenlik koltuğunda Michael Mann’in oturduğu ve Johnny Depp’in başrolde olduğu bir filmi gözden kaçırmak ya da kötülemek herhalde bu liste için uygun düşmezdi. ‘Miami Vice’dan sonra çektiği ilk film olan ‘Public Enemies’ ile bence Mann gözümde kaybolan saygısını tekrar kazanmış durumda. Çünkü ‘Miami Vice’da konuyu o kadar kötü bir şekilde işlemişti ki; filmi izlerken ve bittikten sonra ne olduğunu anlamamış ve bu mu ‘Miami Vice’ demiştim. Ama ‘Public Enemies’i gördükten sonra kendisinin tekrar eski günlerine döndüğünü hissettim. Johnny Depp ise bildiğimiz gibi her rolün altından kalkarken bu filmde de gangster rolünü iyi bir şekilde oynamış. Filmi izlerken heyecanın içine siz de kendinizi katıyorsunuz ve filmin sonuna kadar bu gerilimli hali koruyorsunuz. Bu film bence yeterli ilgiyi tam olarak görmemiş; ama 2009 yılında çekilen iyi yapımlardan bir tanesidir.

The Hangover: Malum son zamanlarda iyi komedi filmlerinin, hele ki Hollywood kaynaklı iyi komedi filmlerinin azlığı dikkat çekici bir seviyede. Ama bu film ortaya çıktığı andan itibaren insanları peşinden sürükledi sanırsam. Etrafımdaki herkes bir ‘Hangover’ çılgınlığı tutturmuş gidiyor. Gerçekten de filmin işlenişi bugüne kadar en azından benim bildiğim Las Vegas temalı veya şehir macerası ya da tatile çıkma konularına sahip filmlerden bir seviye daha üstte yer almakta. Karşısına da herhangi bir rakip çıkmadığından komedi filmi severler için ilaç gibi bir film olmuştur.

Milk: Gus Van Sant önderliğinde çekilen filmde karşımıza uzun zamandır özlediğimiz adam Sean Penn de çıkıyor. Harvey Milk’in hayatının anlatıldığı film aslında biyografik bir film olsa da, filmi bir dönem filmi diye de niteleyebilirim. Kendi dönemini oldukça iyi bir şekilde anlatan filmde usta aktör Sean Penn de oyunculuğunu konuşturmuş ve konusu dışında filmi sürükleyen bir faktör olmuş.

2009’un En Kötü Üç Filmi

Surrogates: Böylesine güzel bir konunun ve senaryonun bu tarz bir şekilde harcandığına inanamıyorum açıkçası. Biraz baştan savma yapılan, nasıl olsa içinde Bruce Willis de var, senaryomuz da ilgi çekici, bir de afili bir fragman koyduk mu gişede kimse bizi tutamaz fikriyle yapılan bir yapım olmuş ‘Surrogates’. Bruce Willis de bir yere kadar tabi; film kötü olduktan sonra yapılacak bir şey yoktur.

Duplicity: Her ne kadar Julia Roberts’a güvenim olmasa da Clive Owen’ a güvenim vardı filmi izlenebilir kılması açısından. Ama kendisi de filmi kurtarmayı başaramadı benim gözümde. Yine iyi bir senaryonun harcanması ile karşı karşıyayız aslında. İnsanın da yapımcılara ya da yönetmenlere sorası geliyor; bir şekilde elinde iyi ya da iyiye yakın bir senaryo var; ama sen nasıl oluyor da ortaya böyle bir film çıkarmayı başarıyorsun. Başrollerinde Julia Roberts ve Clive Owen’ın olduğu bu film 2009’un kötülerinden biri olarak karşıma çıktı son zamanlarda.

G. I. Joe: The Rise of Cobra: Hollywood’ un çekmeyi başaramadığı bir proje daha. Çizgi film olarak izlerken daha güzeldi şahsen ‘G. I. Joe’. Farklı bir formatta çekmeye niyetiniz olduysa bari dizi haline getirseydiniz demek istiyorum buradan filmin yapımcılarına. Böylelikle belki de izleyiciler için daha çekici bir hale gelebilirdi. Benim gözümde sadece Adewale Akinnuoye-Agbaje için - ‘Oz’ da oynayan nam-ı değer Simon Adebisi - izlenebilir ancak.

Son 10 Yılın En İyi 10 Filmi

  • Into The Wild (2007)
  • Memento (2000)
  • The School of Rock (2003)
  • Cidade de Deus / City of God (2002)
  • The Pianist (2002)
  • Requiem For a Dream (2000)
  • Inglourious Basterds (2009)
  • Der Untergang / Downfall (2004)
  • Gladiator (2000)
  • The Lord of The Rings Trilogy (2001, 2002, 2003)




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010