Sinemada 2009 Yılının Özeti - Ahmet Önispir
2009’un En İyi Filmleri:
The Curious Case Of Benjamin Buton: 2009 Oscar törenlerinde, ‘Evet, işte Fincher'a artık bu sene heykelciği verirler’ denmesine neden olan lirik bir başyapıttı ‘The Curious Case of Benjamin Button’. Lakin kimse derinlerden gümbür gümbür seyirci desteğiyle gelen ‘Slumdog Millionaire’i hesaba katmamıştı. ‘Slumdog Millionaire’ öylesine başarılı kendini iyi hisset öğeleri kullanmıştı ki; bir sürü kalburüstü film, bu Hint-İngiliz kırması demagojiye o sene kurban gitti. ‘The Curious Case of Benjamin Button’un olağanüstü müzikleri, başarılı oyunculukları, muhteşem makyaj ve efektleri ve hepsinin yanında kalbe derinden işleyen hikayesi her şeye değerdi. Evet, teessüfler akademi...
Hayat Var: Reha Erdem sessiz ve derinden art-house sinemaya başyapıtlar kazandırmaya devam ediyor. ‘Korkuyorum Anne’ ile gönlümüze taht kuran yönetmen, bu bol ışıklı sevimli filmin ardından manevra kırarak başka sulara yelken açmış görünüyor. Her filminde seyirciye yeni bir şekilde göz kırpan bu adam, 2009 yılında gösterime giren ‘Hayat Var’ ile öylesine mest etti ki bizleri söze bile hacet yok aslında. 1970'li yıllara ait orijinal kayıtlarından dinlediğimiz arabesk şarkılar eşliğinde perdede tankerler arasında dolaşıp duran, garip, sessiz, sevgiden yoksun insanları izledik bu filmde. Özellikle küçücük bir kayığın içinde parmağını emerek yatan Hayat'ın boğaz sularındaki tuhaf görüntüsünü hangimiz hafizasından sildi? Seni seviyoruz Reha Erdem...
Milk: Gus Van Sant her filmiyle iyi kötü herkesin dikkatini çeken bir yönetmen. ABD tarihinin ilk eşcinsel belediye başkanının hayatını yarı belgesel tadında anlatan bu filmi duyan herkes dudak bükerek yarı merakla beklemişti en başlarda. Malum Oscar heykelciğinin akademi tarafından sadece eşcinsel hikayelerine, arızalı / looser ambalajına sahip güzellemelere veyahut İkinci Dünya Savaşı ve soykırım temalı filmlere gittiğini söylemeye başlamıştı artık kimileri. Kısmen doğru olan bu suçlamalar Harvey Milk'in hayatını anlatan ‘Milk’ sebebiyle o sene bize şapkalarımızı yedirdi. Oynadığı her filmde herkeslerden rol çalarak harikalar yaratan Sean Penn mi desek, yoksa muhteşem dönem atmosferiyle neredeyse gerçeğe yakın duran çekimlere mi hayret etsek ya da siyasal atmosferiyle gelin birlik olalım bizde başarırız hissini, romantize etmeden veren sakin tonunu mu alkışlasak? Evet, ‘Milk'te bunların hepsi ziyadesiyle mevcut... Yoksa siz hala izlemediniz mi?
District 9: Uzun süre imbd'deki sırasının balon olup olmadığı tartışıldı durdu. Hatta kimileri bu kadar klasik dururken böyle bir bilimkurgu filminin en iyi 100'de 35. sırada olmasını hazmedemedi. Belki 35.sıra biraz abartılı; ama kimse bu filmin başarısını ve anlatım biçiminin (hatta pazarlanış biçiminin) olağanüstülüğünü inkar edemez. Uzaylıların mazlum durumuna düştüğü başka filmler de izledik; ama bu filmin güzel yanı bizi gerçeklik hissiyle inanılmaz biçimde buluşturan tonuydu. İlk aktörlük deneyimini yaşayan başrol oyuncusundan, göze sokmadan verilen politik mesajlara ve yerinde kullanılan kurmaca belgesel görüntülere kadar her şey tadındaydı. Peter Jackson yapımcı olarak el attıysa zaten başarılı olur diyenler yanılmadı. Mazlum uzaylılara uzanan eller kırılsın diyoruz ve herkese bu filmi tavsiye ediyoruz.
Blindness: Jose Saramagosa'nın olumsuz romanı sinemaya uyarlanacak dendiğinde herkes olur mu öyle şey demişti. Romanın adaptasyon için çok zor bir alt metni ve dili vardı. Ama ‘Cidade de Deus / City of God’ ile gönlümüze taht kurmuş Brezilya'lı yönetmen Fernando Meirelles işi devralınca herkes meraklanmaya başladı. Belki de ‘Parfüm’ romanında olduğu gibi bir edebiyat eseri daha layıkıyla perdeye yansıyacak bize de; oh be demek düşecekti. Beklenen oldu ve film inanılmaz bir görsellik ve anlatım bütünlüğüyle herkesi kalbinden vurdu. Prestijli oyuncular geçidi şeklinde sunulan filmde Julian Moore'dan, Mark Ruffalo'ya, hatta Danny Glover'a kadar herkes olağanüstü performanslar sergiliyordu. Hem romanda hem de filmde günümüzün tüketim toplumu körlük metaforu üzerinden yerden yere vuruluyor ve bize de hüzünle sistemin açmazlarını izlemek düşüyordu. Film kör olmayanlara şiddetle önerilir.
2009’un En Kötü Üç Filmi
Push: ‘Acid House’ gibi anarşist içerikli filmler çektikten sonra ana-akım Hollywood sularına dönüp romantik filmlere meyleden yönetmenimiz Paul McGuigan, ‘Push’ filmini çektiğinde bir miktar meraklanmadık değil. İçinde ergenliğe meyletmiş Dakota Fanning gibi yarı yıldız oyuncular da barındıran film öylesine sıradan, öylesine sıkıcıydı ki; çok ilginç olabilecek fantastik konusunu çarçur etmişti. Yılın büyük fiyaskolarından biri olarak kayıtlara geçti.
Ayakta Kal: Belki de çok konuşmaya gerek yok bu filmle ilgili. Lâkin naçizane sinema yazarları biz, bazen işkencelere katlanarak böyle filmler de izleyebiliyoruz. İçinde ‘Selena’ adlı çocuk dizisiyle sinemaya transfer olan Sinem Kobal gibi yeteneksizlik tanrıçası bir genç kızı barındıran filmimiz evlere şenlik senaryosuyla da yüzde bir seğirme duygusu yaratıyordu. Yıllardır vazgeçemediğimiz kolejli gençler ve devlet liseliler arasındaki çekişme duygusunu bir romans üzerinden işleyen bu muhteşem film, Banu Alkan'ın eski filmlerindeki gülme hissiyatını birebir yaşatıyordu. Kesinlikle 2009'un en kötü Türk filmi olarak kayıtlara geçti.
Yes Man: Jim Carrey kariyerinde ilginç değişiklikler yaparak prestijli filmlerde oynamaya başlamıştı ki; eski günlerindeki sulu zırtlak komedilerine benzeyen; ama onlar kadar komik de olamayan bu sıkıcı filmle sinemaları boş yere meşgul etti. Jim Carrey'nin alamet-i farikası yüz mimikleri, ‘Liar Liar’ filmindeki senaryoya benzer kalıplaşmış bir senaryoya kadar her şey gişeye oynuyor gibi görünse de; maya tutmuyordu. Ne seyirciden ne de eleştirmenlerden yüz bulan film her yönüyle elde dağılıyordu. Eh çekirge her zaman istediği gibi sıçrayamıyor sayın Hollywood sakinleri. Senenin komedi faciası olarak listemize gururla giriyor.
Son 10 Yılın En İyi 10 Filmi
- Magnolia (2000)
- Big Fish (2003)
- Le Fabuleux destin d'Amélie Poulain / Amelie (2001)
- Dogville (2003)
- Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2003)
- El Laberinto del Fauno / Pan’s Labyrinth (2006)
- The Hours (2002)
- Moulin Rouge (2001)
- Blindness (2008)
- Memento (2000)

2009’un En İyi Dizileri;
How I Met Your Mother:
Bir miktar Coupling ve Friends aromalı bir tat verse de fena halde sevimli ve şeker dizidir. Karakterlerine iç konuşmalar yaptırırken bizi gülmekten yerlere düşüren, hem bekarlara hem de evlilere iç çektiren bir tür yeni çağ ilişkiler sözlüğü olan bu dizi, Türkiye'de olduğu kadar ABD'de rekorları altüst etmişti. Hafta içi yayın saatinde yüzümüzde hafif bir sırıtmayla bizi yerimize mıhlayan bu kendini iyi hisset dizisini izlemeyen varsa bir koşu hemen başlasın.
Flashforward:
Lost ekibinin 2009'un sonlarına doğru patlattığı bomba dizi herkesi kendisine hayran bırakarak yayın hayatına devam ediyor. Dizi aslında ekrana yeni bir üslup ve tat getirmiyor ama konusu itibariyle ilginç olduğu için reytingler tavan yapmış durumda. Dizi ekibi tıpkı Lost'un ilk sezonlarındaki gibi seyirciyi büyük merakla kıvrandıran formülü uygulayarak insanları tavlamış görünüyor. Esasen bir kitap uyarlaması olan Flashforward, Lost'taki gibi aşırı eğilip bükülmeye uğramazsa 2010'da da herkesi ekran başına kilitleyecek gibi duruyor.
House:
Bir sürü garip hastalığın tedavi edildiği, tıbbi terimlerin cirit attığı bonus olaraksa kahramanımız Dr. House'un etik dışı yöntemlerle herkesi mutlu ettiği dizimiz, canımız ciğerimizdir bu yapım. Sakin sakin diziyi izlerken bay Gregory House'un insanlara çaktırmadan giydirdiği laflar yüzünden gülerek koltuktan düşmemize neden olan hali, belki de diziyi bize bu kadar sevdiren ana nedendir. Kırpık sakalları, tuhaf mimikleri, sert mizacı ve laf sokan, karizmatik haliyle adamımız House süper bir anti kahraman işte. İzlerken hem eğlenebilir hem de tıbbi açıdan bilgilenebilirsiniz.
1 Kadın 1 Erkek:
Demet Evgar'la Emre Karayel'in beraber yaşayan bir çifti oynadığı dizi, ilk zamanlar sessiz ve derinden ilerliyordu. Ama zaman ilerledikçe kimsenin beklemediği oldu. Belden aşağı esprilerle dolu, 18 yaş sınırıyla gece geç saatlerde gösterime sokulan dizi neredeyse kült bir komediye dönüştü. Facebook gibi sosyal paylaşım ağlarında dizinin çeşitli kısımlarının insanlar tarafından keşfedilmesi diziyi bugün bulunduğu noktaya taşıdı. Dizinin ilk sezon bölümlerinin dvd satışlarında rekorlar kırması belki de her şeyi özetliyor. Demet Evgar'ın şirin oyunculuğu için bile izlenebilecek diziyi hınzırca gülmek isteyen yetişkinler kaçırmasın diyoruz.

|