Müzikte 2009 Yılının Özeti - Onur Yazıcı
1-The Horrors – Primary Colours
2- Madness - The Liberty Of Norton Folgate
3- Pony Pony Run Run – You Need Pony Pony Run Run
4- Phoenix – Wolfgang Amadeus Phoenix
5- Nickel Eye – The Time Of The Assassins
6- The Maccabees - Wall of Arms
7- Gallows – Grey Britain
8- Jay Reatard – Watch Me Fall
9- La Roux – La Roux
10- Passion Pit – Manners
2 Ağustos 2009 gecesi saat sabaha karşı üç buçuk suları, askere gitmeme tam on gün var. Bir Taksim gecesi ardından Reset! ekibinden Ezgi Öztürkmen ve Müge Dudu eşliğinde yedek subaylık sınavına girmek üzere askeri bir birliğe geldik. Etrafı bir kolaçan edip hanımları evlerine bırakıp, tekrar geri döndüm birliğe… Sınava alınmayı beklemekteyim. Saat beş buçuk sularındaysa halen dışarıda beklemekten genelde festivallerden alışık olduğum o sabaha karşı soğuklarının bünyeye işlemesiyle donmamak için arabaya atıverdim kendimi. Radyoyu açtığımdaysa Eksen’de çalmaya başlayan şarkı Echo&The Bunnymen’den Killing Time idi. Zaten iyiden iyiye yaklaşan askerlik maceramın verdiği hissiyat ve de yusuflamaların yanında zehir gibi giriyor bünyeye Killing Time. Tüyleri diken diken ediyor. O an, çok erken dahi olsa (Ağustos başı) askere gitmeden once Reset! için üç, beş birşey yazarak ayrılmak istediğimin farkına varıyorum.
Yılın şu dönemine kadar YYYs, View, Passion Pit, Sounds, Rakes, White Lies, Maccabees gibi onlarca albüm çıktı. Bunların içinden Ağustos ayına kadar ellerimize geçmiş olanlar arasından kendi seçkimi paylaşmaya çalışacağım. Bu arada çok çok yakın bir tarihte çıkacak olup, büyük ihtimalle de listemin en tepelerinde yer bulacaklarına inandığım albümlerin de en azından adlarını vermeden geçmeyeyim diyorum; Belçikalı en bi’ favori gruplarımdan olan Goose’un yakında çıkaracağı yeni albümü, Editors - In This Light and On This Evening, Johnny Marr’lı The Cribs albümü ‘Ignore the Ignorant’, Muse’un daha önceden bolca slap bass içereceğini açıkladığı beşinci albümleri ‘The Resistance’, yeni albüm hazırlıklarına son sürat devam eden Klaxons, yine albüm hazırlıklarındaki The Wombats –yeni single’larına ayılıp bayıldığım- dışında şu an atladığım, unuttuğum isimler de vardır elbet ama bu isimler yanlarına kesin olarak The Horrors’ı da alarak yılın en büyük işlerine sansasyonel bir şekilde imza atacaklardır diye düşünüyorum. Özellikle Editors, Muse ve Cribs’den ilk 3’ü zorlayacakları için çok ümitliyim. Hatta tüm bu albümlere yetişemeyişime çok üzülmemle birlikte eğer şu sıra askere gitmiyor olsaydım benim gitmemden tam 1 gün önce hazırlamakta olduğum bu Top 10 listemde de ilk dört sırayı işgal edebilirlerdi diye düşünüyorum bu Cribs, Muse, Editors üçlüsü için. Öyleyse burada bunlara değinmiş olmamla yer veremeyişimin nedenini de sizlere açıklamış oldum sanırım.
Şimdi seçkimin şu anki halinden bahsetmek istiyorum. Yılın şu ana kadarki en üstün işi olarak gördüğüm, böylesine bir albüme imza atarak hem tarz değişikliğiyle hem beklentilerimin tersine iş çıkartarak bir de tüm bunların üstüne harikalar harikası, müthiş, enfes ve bilumum benzeri övgüleri hak ettiğini ve hatta uzaydan falan geldiklerini düşündüğüm, Mercury’e de aday olarak benim bu düşüncelerimi de boş çıkarmayan gotik kılıklarıyla tanıdığımız veletler The Horrors’ın Primary Colours albümü birinci sırada yer alıyor. Listemin kafadan birincisi durumundalar şu an ve yer değiştirmeleri de pek bir zor… İkinci sırada ise geçtiğimiz aylarda yazdığım ‘God Save The Hardcore’ adlı dosya yazısında da değindiğim efsane Madness’a yer vermek istiyorum dop dolu bir albüm hazırlayan yaşlı kurtlar birçok yerde diskografilerindeki en iyi albümü yaptılar diye anıldı durdu tüm yıl boyunca. Üçüncü sıradaysa ilk albümleriyle zaten ne kadar becerikli olduklarını kanıtlayan Maccabees’e yer vermek istiyorum. Şahsen ilk albüme daha bir hayran olsam da bu albümleriyle de hem beklentileri hem de kendilerini aşan bir çıkış gerçekleştirdiler. Dördüncü sırayı ise bu yıl en çok tuttuğum isimler arasında yer alan Passion Pit’e verirken onların ardından da albüm kritiklerini de yazmış olduğum diskografilerinin en başarılı albümüne imza atan Phoenix’e yer verdim. Onların ardından da solo projelere imza atan isimler arasından Julian Plenti değil de Strokes’tan mükemmel bir albüm hazırladığını düşündüğüm Nickel Eye’a yer veriyorum. Ardından uzun yıllar sonra ultra seviyede beğenimizi kazanan İngiliz hardcore punk topluluğu Gallows’un Grey Britain albümü yer almakta. Bu albüm hakkında da ilgili alakalı şeyleri daha önceden yazmış olduğum God Save The Hardcore dosyasında bulabilirsiniz bu arada. Gallows’tan sonra yine büyük bir hayranı olduğum Jay Reatard’a yer vererek son iki sırama geçiyorum. Dokuz numarada biraz sonlara kaldığını düşünerek üzüldüğüm yılın bombası La Roux var. Ve on numarada da artık sıkıştırarak yer vermek istediğim iki albüm var. Bunlardan biri Bondage Fairies diğeri ise uzun yıllardır dinlediğim en güzel power/synth-pop albümlerinden biri olan Pony Pony Run Run'ın You Need Pony Pony Run Run adlı albümü. Açıklamalarımı kısa tuttusam eğer lütfen kusuruma bakmayınız çünkü birazdan askeriyeye gitmek üzere İstanbul’dan yola çıkmak üzereyim. Hoşça kalınız.

|