Müzikte 2009 Yılının Özeti - Merve Evirgen

2009 sonları ve 2010 başlarında, yani yaklaşık şu son bir aylık periyotta en çok yaptığımız, yapmak istemesek de yaptırıldığımız şey geçip giden senenin kritiğini yapmaktı. Rüyalarımızı bile listeler halinde görmeye başlamışken o beklenen gece geldi çattı, ve çok şükür 2009 da gidiverdi el sallayıp. O eliyle de bize yıl boyu pek çok acı kebaplarla tatlı kurabiyeler sundu, sağ olsun.

Kendi adıma beni delicesine heyecanlandıran albüm Fuck Buttons’tan geldi bu sene. Sürekli bir hareket halinde olan ikili bu kez de tarotu bir spor olarak algılama ihtimalleri üzerinde düşündürdü uzun bir süre. İyi de yapmış olmalılar ki müzik çalarlarımızı terk etmeme konusunda gayet istikrarlı davranabildiler. Ve tabii ki kutup maymunları da boş bir sene geçirmedi, bize de geçirtmedi, Humbug gibi bir uzunçalarla misafir oldu kulaklarımıza. Bu Alex denen bitirim çocuk ne yapıyor ediyor, ortaya çıkıverdiğinden beri her sene iyiler listelerine icraatlarını sıkıştırabiliyor. Kanımca bu statüko 2043’e kadar falan bu şekilde ayakta durur, sevgili Arctic Monkeys odalarımıza sirayet etmeye devam eder inşallah!

Gün geçmiyor ki yeni çıkışlara tanık olmayalım sevgili müzik seviciler. Zavallı 2009 da dur durak bilmeksizin sağdan soldan fırlayan yeni projelerle uğraşıp didinmekten pek yorgun düşmüş olmalı. Ama değmedi mi? Bence değdi azizim 2009. The xx diye birileri hayatlarımıza girdi ki ne giriş. Otobüste durakta kantinde sınıfta banyoda koridorda dolanırken mırıldanıp durduğumuz bir Crystalised’ımız vardı, bir de kafanı kırarım köpek’imiz. Tıpkı kardeşi sayılacak Alex Turner gibi altın yumurtlayan bir tavuğumuz daha var müzik piyasamızda ki kendisi Jack White, 2009’da yumurtladığı altın da The Dead Weather olur. Soluk benizli Jack takmış koluna güzelim Alison Mosshart’ı, pek de çekici iki dünyalı olarak Horehound’u verivermişler dünyaya, hani nerdedir bu Jack White ne zamanlardandır diyenleri de orta yerinden çatlatıvermiş.

Tabii arada kötü ürünler de vermedi değil şu canına yandığım dokuz. Nihat Doğan’ın sene sonuna doğru delirmesini bir kenara bırakırsak bekleneni vermeyen albümler de oldu çok çok. Muse, misal verelim. Albüm, The Resistance, şöyle bir bakınca evet iyi, ustalıkla kotarılmış sonatlar falan. Ama bir de müşteri beklentileri söz konusu oluyor bazen. 2009’un bana öğrettiği önyargıları yıkmak çöpe atmak da olsa, henüz kıramadığım bir geçmişe özlem duyma tribim de var ki Muse gibi aşırı doz sevdiğim bir grup değişmeye başladı mı saçlarını kestirmiş sevgiliyi ilk kez görmüş gibi canım yanabiliyor. Bir de yeni Madonna Lady Gaga’mız oluverdi bu sene şenlik gibi, lakin ben hala hislerimden emin olamadım kendisine karşı. Çok mu şişiriliyor yoksa aferin mi ona, bilemedim. Manik yönelimlerim var kostüm harikasına karşı, bir sabah uyandığımda açıp dinliyor eğleniyor coşuyor çok seviyorum, bir sabah uyandığımda kapıya gelmiş gazetede “Lady Gaga’nın yeni sansasyonu!!!” başlığını gördüm mü de paparazzisini de kendisini de camdan aşağı fırlatasım geliyor. Bakalım, 2010’dan dileğim Gaga’ya karşı hislerimi netleştirmesi.

Seneler geçtikçe, yaşlar büyüdükçe, koşturulan işler de arttıkça, ya bu event’lere yetişmek zorlaşıyor ya da event’ler çoğaldıkça büyüyor. Değişen dünyadan aynı anda üç ayrı eventte vücut bulabilmemizi mümkün kılmasını diliyoruz. Thieves Like Us gibileriyle Babylon buluşturmaya devam etsin bizi ya da Röyksopp’un İstanbul seyircisine bahşettiği tadından yenmez dakikalar hep canlı kalsın hafızalarımızda, falan. Hem artık kültür başkentiyiz biz, o kadarı da hakkımız. Bol eventli bir 2010’umuz daha olur inşallah!

Daha çok derginin kapatılmadığı bir yıl olsun efendim.



 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010