Vavien

Hemen söyleyeyim yazının başında; bu filme gidin. Şafak Sezer-Mehmet Ali Erbil-Şahan Gökbakar-Peker Açıkalın’lı tiksindirme temelli kötü komedilerden ve de son yıllarda komedi filmlerinin şablonu haline gelen skeçlerden film yapma tekniği ile kotarılan filmlerden çok farklı ve açıkçası İnşaat’tan beri gördüğüm en iyi türk komedisi. Bir kere bir hikayesi var. Bir de tabi çok sevdiğimiz bir şey yapıyor; kara komedi. Hiç gülmeyeceğinizi sandığınız şeylere sizi güldürmeyi başarıyor ve hani bunu yaparken ama abartıya kaçmıyor ki bir kara komedi için bu beklenmedik bir durum. Türk sinemasının kara komedi başyapıtı olan Tunç Okan’ın “Cumartesi, Cumartesi” filminde de “İnşaat”ta da absürtleşen olaylar muhakkak vardı. Ama Vavien gerilim/dram arasında kalan ve her şeyi doğallaştıran bir kara komedi. Engin Günaydın’ın senaryosunun güzelliği ile de hikayesi iyice kıvrak bir hale geliyor üstelik.

Ana karakterimiz Celal (E. Günaydın); hayatında mutluluğu yakalayamamış ve de her Türk erkeği gibi sahip olmadığı mutluluk için ailesini suçlayan ve onlara eziyet ederek intikamını alan bir erkek (“Bir mutluluk vermediniz bana”). Karısı, Sevilay ise tek amacı ailesini mutlu etmek olan kasabadaki vekil hanıma (S. Yılmaz) birbirinden lezzetli yemekler yapan basit bir kadıncağız. Oğlan ise komşu kızı ile Oğlunu ve karısını (B. Kaya) her daim azarlarken aslında mutluluğu Samsun’da bir okulun elektrik işlerini alma yalanı ile kardeşi (S. Tanrıoğen) ile ikide bir kaçıp gittikleri pavyondaki şarkıcı Sibel’de bulduğunu sanıyor. Karısına esip gürleyen, onu sürekli bir köşeye atan Celal, Sibel’in kendisini umursamayan hallerine karşın ezikleşiyor. Tabi Sibel’in bir de belalısı (E. Kesal) var; kabadayı bir adam. Celal’i Sibel için öldürmeye hazır ama arkadaşları tarafından sürekli olarak Celal’in onun dengi olmadığı hatırlatılan bir adam. Celal en nihayetinde mutluluğu ele geçirmeye karar veriyor ve kendisinin mutsuzluğunun sebebi olarak gördüğü karısından kurtulma planları yapıyor. Üstelik karısı, babasının Almanya’dan yolladığı paraları babasının zorlamasıyla Celal’den saklayarak biriktirdiği için o paralara da konma şansı doğacak Celal için.

Filmin özellikle ilk yarısı kusursuz bir senaryo, müthiş oyunculuklar, inanılmaz detaylar ve çok çok iyi bir yönetmenlik ile kotarılmış. Taylan Biraderler’in arada Coen Biraderler’e saygı duruşunda bulunduklarına söylenmesi sanırım işte bu ilk yarıdan kaynaklanıyor. Gerçekten de bu ilk yarıda filmin Barton Fink, The Man Who Wasn’t There ve Fargo kıvamında olduğu muhakkak. Hatta zaten konu itibariyle de Fargo ve The Man Who Wasn’t There hemen akla geliyor. Celal’den giderek nefret eder ve de filmin sakin ama gerilimli temposuna ayak uydurmakta hiç sorun yaşamazken Celal’in planlarının da saat gibi işleyen bir anlatımla ortaya konulması karşısında hem senaryoya hem de rejiye hayran kalıyorsunuz. Taylan Biraderler özellikle piknik dönüşü araba içindeki sahnelerde kameralarını çok iyi kullanıyor, gerilimi yükseltiyorlar. Okul’la başladıkları kariyerlerinde daha farklı filmler yapma arayışları Küçük Kıyamet’te eşsiz bir gerilim filmi sürprizi sağlamıştı. Birbiri ardına vizyona giren kötü korku filmleri arasında (Büyü, Dabbe, Münferit, vs.) iyi oyunculuklara (Başak Köklükaya, Binnur Kaya ve İlker Aksum) sırtını dayayan gerçek bir gerilim hikâyesi ile Taylan Kardeşler Karanlık Sular sonrası en iyi türk korku/gerilim filmini sunuyorlardı. İşte burada da Taylanlar kendi başyapıtlarını (şimdilik) bize sunuyorlar. Gene güzel bir senaryo ve iyi oyuncularla…

Engin Günaydın; Celal’i yazarken ondan nefret edeceğimizi de hesaplamış olmalı muhtemelen. Celal, oğlu motosiklet kazası yaptığında oğlu yerine motorla ilgilenen, oğluna “Ben evladımla hiç mi gururlanamayacağım?” diye soran, porno zulası oğlu tarafından keşfedilince ona sürekli olarak ellerini yıkadın mı diye soran ve ondan tiksinen bir baba Celal; karısını her şekilde ezen, “Seni de uçurumdan atacağım bir gün” diye onu tehdit eden, karısına “Senin ne faydan var kimseye?” diye sorabilen e her fırsatta onu azarlayan bir koca Celal. Engin Günaydın, Zabıta İrfan ve Burhan Altıntop gibi çok bilinen tv karakterlerinden sıyrılmak için özellikle uğraşarak Celal’i bize sunuyor. Settar Tanrıöğen de Celal’e iyi ve kötü insanları anlatırken, Neşet Ertaş’a “eşlik ederken” kesinlikle çok çok iyi. Engin Kesal’ın kabadayı portresi, Serra Yılmaz’ın vekil hanım tiplemesi, Nedim Suri’nin aklı komşu kızında olan oğul performansı hepsi, hepsi çok iyi ama filmin bence iki yıldızı Binnur Kaya ve küçücük rolünde devleşen İlker Aksum… Binnur Kaya, komedi rollerinden sıyrıldığında drama yeteneği ile insanı kendisine hayran bırakan bir oyuncu. Bu filmde de tek derdi kocasını mutlu etmek olan Sevilay rolünde kelimenin tüm anlamı ile döktürüyor. Çok sıradan bir kadını tüm samimiyeti ile ete kemiğe bürüyor. Bu rolü ile şimdiden Siyad ödüllerinde adaylık ve muhtemeldir ki ödül alacağı garanti. İlker Aksum ise sadece üç dakika olan rolünde öyle bir şive atıyor, öyle bir tipleme yaratıyor ki alıp bu adamı bir Emir Kustrica filmine koyasınız geliyor. Kendisi rol çalmadan sadece işini iyi yaparak İlker Aksum, filmin en unutulmazları arasına giriyor.

Ne var ki filme dair sıkıntılar elbette var. İlk yarının mükemmelliği ardından filmin sona doğru mutlu son arayışına girmesi ağızda kekremsi bir tat oluşturuyor. Coen Biraderler filminden ayrılıp bir İtalyan filmi havasına da bürünüyor film o son ile. Gene de illa senaryonun bizim istediğimiz yöne kayması gerekmiyor elbette; senaryonun şaşırtma potansiyelini de göz önünde tutmak lazım. Bu anlamda filmin beklenmedik mutlu sonu belki de zaten arzu edilen sürprizi oluşturuyor.

Sonuçta Vavien, Türk Sineması için epey şaşırtıcı bir film. Sinema salonlarına uğrayan birçok türk filminin olduğu bu yıl içinde Vavien, İki Dil Bir Bavul’dan sonra en iyi türk filmi. İzlemek bunun için de gerekli çünkü böyle filmlerin yapılması için yapımcılar cesaretlendirilmeli. Geçen yıl En İyi Film Altın Portakal’ı alan Pazar: Bir Ticaret Masalı’nın vizyon şanssızlığı akla geldikçe özellikle dağıtımcı ve yapımcıların bu gibi güzel filmlerin varlığına ve izlenmesine destek olması için seyircinin de bu filmlere sahip çıkması gerektiği ortada. O nedenle Vavien’e gidin lütfen. İki Dil Bir Bavul’a, Pazar: Bir Ticaret Masalı’na, Bornova Bornova’ya, gösterime girdiğinde Kozmos’a gidilmesi gerektiği gibi Vavien’e gidilmeli.




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010