Lie to Me
“Sıradan bir insan 10 dakikalık bir konuşmada en az 3 yalan söyler.”Bu bilgi günlük hayatımızda çok farkında olduğumuz bir şey olmasa da, Davranış Bilimcisi Paul Ekman’ın ünlü bir hipotezi. Lie To Me dizisi ise bu hipotezden yola çıkarak, bize günlük yaşantımızda kullanabileceğimiz güzel anekdotlar sunuyor.
Birçoğumuz ilişkilerimizde karşımızdaki insanın bize yalan söyleyip söylemediğini bilmek isteriz. Konuşurken aklından geçenleri veya söylediklerimize verdiği cevaplarda ne kadar dürüst olduğunu öğrenmek, sanırım hepimizin içinden en azından bir kere geçmiştir. Ve bu zamana kadar da birçok film bir şekilde bu konuya değindi. Hollywood sinemasının en popüler filmlerinden biri olan What Woman Want? (Kadınlar Ne İster?) direkt olarak yalan söyleme üzerine olmasa da bu konuda yapılmış en dikkat çeken filmlerden biri. Filmde karakterin başına bir gece bir kaza gelir ve ertesi gün kadınların aklından geçenleri duymaya başlar. Ve film bu örgü ağında devam eder. Lie To Me ise yalanları anlatırken gerçeklere dayanmasıyla bu kadar tutulmış bir dizi. Bu konu üzerine bugüne kadar yapılmış yapımların neredeyse hepsi bilim kurguya ve fantastik öğelere dayanırken, Lie To Me psikolojinin ve Davranış Bilimi’nin temellerine dayanıyor. Ve aslında kısa sürede bu kadar çok tutulmasının sırlarından biri de bu.
Her ne kadar bilim kurgudan ve fantastik öğelerden uzak dursa da, zaman zaman senaryoda bir takım abartılı detaylar da olabiliyor. Ama yine de diziyi izlerken bir an olsun günlük yaşantınıza dönüp şu omuz seğirmesi, bu ağız hareketi neydi, ne anlama geliyordu diye kullanmaya başlıyorsunuz. Aslında dizinin en sevilen yanlarından biri de bu. Genel olarak kullanılan detaylar günlük yaşantımıza uyarlamakta sıkıntı çekmeyeceğimiz şeyler. Ve her bölümde yalan söyleyen biri yakalandığı zaman, kendini ele verdiği mimik anı fotoğraflanıp günümüzden örneklerle esprili bir şekilde pekiştiriliyor. Örneğin birinin dudağını bükerek yalan söylediği saptanınca hemen ekranda o anın fotoğrafını ve Bill Clinton'un Monica Lewinsky’le olan ilişkisini yalanladığı anın fotoğrafını görüyoruz. Her bölümde sıklıkla gördüğümüz bu gibi ufak detaylar, dizinin izlenebilirliğini daha da eğlenceli kılıyor.
İnsanların yüzlerinden, vücut duruşlarından, göz hareketlerinden, yutkunmalarından, konuşma şekillerinden ve ellerini koydukları yerlerden. Kısacası insana dair her hareketten söylediklerinin doğru mu yoksa 'yalan' mı olduklarını analiz eden bir dizi. Ve bu analizleri yaparken de FBI'ya, askeri birimlere, hukuk firmalarına ve özel şirketlere en zor vakaların çözülmesinde yardımcı oluyorlar. Lightman Group’un kurucusu Dr. Cal Lightman, dizideki terazi görevini üstlenen Dr. Gillian Foster, insanlardaki yalan söyleme eğiliminden rahatsız olup her daim doğru söylemeye karar vermiş baş araştırmacı Eli Loker, Lightman tarafından özenilip, saygı duyulurken hem de kıskanılan ve cezalandırılan bir karakter olan Ria Torres’in her bölümde yeni bir hikaye ve yeni yalanlar çözüşüne tanık oluyoruz. Ve sizde eğer alışılmadık bir şeyler izlemeyi seven ve dizilerde bu konuların işlenilmesini keyifli bulan bir seyirciyseniz, her hafta merakla dizinin yeni bölümünü bekliyorsunuz.

|