Genesis
Dünya bir toz bulutuymuş değilmiş, ne olduysa olmuş işte ve bugün ateşin hevesi bi kalbi ve bi tencere yaprak sarmayı var etmekmiş. Keşfe açıp kanatlarımızı Genesis’in kumlarına yumuşak iniş yaptığımızda bizi kocaman kaplumbağalar sırtlarına alıp, iç kıyılarımıza taşıyorlar, ağır ağır çekimlerle, yakını iyi gören gözlerinden bakıp ve, tarihleri takvimleri unutmayan kabuklarının üstünde, işte öyle biz nasıl yapıyorsak kendimize. Banyo aynalarının önündeki midyeleri toplayan ellerimiz ve bizi bizden tekrar doğuran, dünyadan çıkaran, gözlerimizi buğulayan su ve ondan beslenen midyelerin tarihine dalıyoruz. Yürüyen merdiven gibi deniz, biz derinlere batarken düz, yukarı çıkan denizatları, üstlerine topladıkları yıldızlarla, gökyüzündeki yıldızlara.
Yılda ortalama 10 milyon kez göz kırpan insanın kalabalığı, bunun 10’da 1’ini bile dünyaya hayran hayran yapmazmış da ondanmış bu eriyen su, kabaran köpük, acıkan can. Aslında ne aynıyız ne başka çünkü geri kalanımız gibi bu kocaman çapta yürürüz de dururuz da uyuruz ve susarız da, aşktan doğar aşktan ölür kapanır açılırız da. Peki oluruz ikibinon da neden deriz “insan çok başka”, neden ayırıp Darwin’i maymundan neye karşı olup neye omuz silkeriz biz şimdi. Hiç anlamam, önce üremeyi türemeye, uykuyu kışa, bağlanmayı kaybolmaya yatırırız da ayırırız ya kendimizi kökten kanattan kurbağadan, aslında gözümüz döner de görmez burnumuzu, ötesini o zaman. Ve Genesis sonra, uyandırır beni, onu, sizi.
81 dakika, bir büyü. Der ki ne teksin, ne ilk, ne renksin, ne cam, ne deri, ne toz, ne us, ne can. Baktığın göz, göz değil, bir kamera bile göremez aslında artığı, artısını fazla insandan. Birden biraz fazla dakika geçer, suda koşan birini görürüz, insan demeyiz, belki evimize girince “gel-git-tut-hayır” demedik diye hayvan demeyiz, tür deriz, cins deriz, a-a deriz. Yerine bunların demeyiz ki, biriz. Varlığından bihaber olduğum sayısını unuttuğum ve sayısız olduğunu bulduğum başka bir evren varmış, kendimi dışında sanırmışım ama bir kaybolurmuşum da içinde bulurmuşum yine kendimi. Aşktanmış, kayıptanmış, savunmaktanmış, Freud’muş, uzanmakmış, uzammış, seçimmiş, seçilmekmiş, kavranmakmış, seslerimizmiş, uykuymuş, ayıpmış, tuzakmış, bitmekmiş, güvenmiş ve duygularım da diğerleri gibi dünyadanmış. Diğerleri kadar en az, dünyaymış. Genesis’i dünyayı doğu batı kuzey güney, uzak yakın, bir iki, Amazon Anadolu, paralel meridyen ve ekvator diye ayırttırmadığı için bana çok kucakladım, İguana’lar da izleseler öyle kucaklarlarmış gibi hissettim diye oldu bunlar.
Küçücük bir stüdyo’dan bazen, bazen ağaçların, köklerin üstünden, havanın içinden, suyun derininden, yıldız tozuyla süslenmiş bambaşka bir göz oldu Genesis, gördüklerini dilimize çevirip görmediklerimizle, bize dönüştürdü. Renkleri, gölgeleri, güneşi, olmamış gibi hiç, bambaşka hallerinde tepsiye dizdi, bir lokmada evren midemizde yeniden doğsun diye.
Dünya yolculuğuna uçaktan inip, yıldızlı denizatının üstünde devam etmek isteyen dünyalılar için rezervasyon numaramız ikibinon, Genesis havayollarını tercih ettiğiniz için teşekkür ederiz. Işıklarınızı bağlayın, çünkü şimdi, uçuyoruz.

|