Down By Law
“Bu ödülü üç tarafı denizlerle çevrili ve kuzey yarımkürede bulunan ülkeme adıyorum.”
Eyalet hapishanesine gireli henüz 21 sene olmuştu. 3. aydan sonra tüm rutinlere alıştığımı farz edersek 249 aydır hiçbir şey hissetmeden zaman öldürüyordum. Suçum mu? Şöyle açıklanabilir: Akademi ödülü alacağım gece teşekkür konuşması yerine bütün Hollywood ahalisinin ailelerine ağır küfürler ettim. Açılan 67 tazminat davasının ardından 22 sene hafifleştirilmiş hapis cezası aldım. Cezam açıklandıktan sonra Yargıca “müebbet değil, di mi?” dedim. “5 yıl verseniz anlarım. Müebbet verseniz de anlarım. Ama 22 sene sonra çıkıp ne yapacağım ben buradan?” dedim. Yargıç “muhafızlar” gibi bir şey dedi. Sonra klasik bir şekilde saçlarım, sakallarım kesildi ve çizgili üniformalar giydirildi. İlk an yakıştığını düşündüm. Ardından görevliye “Turunculardan yok mu?” diye sordum. O an kafama sert bir cisimle vuruldu.
Uyandığımda bir ranzanın üst katındaydım. Bu bölüm çok da önemli değil. Sonra hepinizin bildiği gibi kodesin en sert adamı geldi ve bana tecavüze kalkıştı vs vs vs… Ben de efendi efendi razı oldum. Razı olmasam yapabileceğim bir şey de yoktu zaten. Ünlü bir yönetmen olmak işe yaramıyor hapiste.
Sonra her filmde olduğu gibi temiz yüzlü olan ben, kütüphaneye atandım. İnsanlara kitaplar dağıttım. İyi ilişkiler kurdum durdum.
3 hücre arkadaşım benim çıkmama 11 ay kala (yani 21. senemde) özgürlüklerine kavuştular. Onlara imrenemiyordum çünkü dışarıda olmanın nesine imrenilebileceğini unutacak kadar içerde kalmıştım. Vedalaştık.
Ertesi sabah gardiyanlardan biri 3 tane yeniyetme getirdi. (İçer yeni giren adam 80 yaşında da olsa ona yeniyetme denirdi kodes jargonunda (bu arada cezaevi, hapishane, tutukevi gibi dandik terimler yerine kodes demeyi daha çok seviyorum). Ne diyorduk. Yeniyetmeler. İtalyan olanın adı Roberto, diğerleri de Zack ve Jack. Hala hangisi Jack hangisi Zack bilemiyorum. Belli ki kafaları karışmıştı. Zack ve Jack suçsuz olduklarından bahsedip durdular 2 hafta boyunca. Roberto ise suçsuz olmadığını, birini öldürdüğünü söylemişti bir keresinde. Koca hapishanede suçlu tek adam, naif bir İtalyan olan Roberto’ydu. İlginç.
Bir akşam poker oynarlarken sözlerini Roberto’nun yazdığı “I scream, you scream, we all scream for ice cream!” diye bir şarkı söylemeye başladılar. Ben tüm sıkıcılığımla okuduğum kitabımın üstünden bakarak içimden “geri zekâlılar” dedim. Sonra birden sessizleştiler. Roberto bir şeyler anlatıyordu diğerlerine. Sonra üçü birden ayağa kalkıp bana yaklaştılar. “Bizimle gelmelisin”. “Siz delirdiniz mi? 20 senedir buradayım. 10 ay sonra çıkacağım. Beni bulaştırmayın aptal planlarınıza.”
Sanki onlara hiçbir şey söylememişim gibi aynı gece beni uyandırıp, Roberto’nun kendi elleriyle tasarladığı anahtar ile açtığı kapıyı gösterdiler. Kolumdan tutup kaçırdılar beni. Direndim. Hatta tekme attım Zack veya Jack’ten birine. Ama lanet olsun ki onları ele veremeyecek kadar iyi bir insandım. Havalandırma boşluğundan çıktık. Tellerin üstünden atladık. Daha doğrusu atladılar. Ben takılıp kalmıştım. Pantolonumun boydan boya yırtılması yetmiyormuş gibi bir ceket gibi asılı kalmıştım tellerde. Sirenler çalmaya başladığı anda “işte şimdi s.çtım” dedim kendi kendime. Onların deparla uzaklaştığını görmem ise içinde bulunduğum durumun vahametini kat be kat arttırmıştı. Üzerime devasa spot ışıkları doğrultulmuştu (hayalini kurduğum spotlar bunlar değildi ne yazık ki).
Gardiyanlar aşağıdan “Teslim ol, in aşağı” diye bağırıyorlardı. Ben ise olabilecek en saçma şeyi söyledim “Ben kaçmıyordum ki”. Görevliler tekrar “İn hemen aşağı” deyince ben hıçkırıklar içinde “İnemiyorum” diyebildim.
Ardından minik bir operasyonla beni kurtardılar. Ve tekrar yargılandım cezam 5 yıl daha uzatıldı. Arkadaşlarımın yerlerini sordular. Sadece “ONLAR BENİM ARKADAŞIM DEĞİLLER!” dedim.

|