Cloudy with a Chance of Meatballs - Köfte Yağmuru
Animasyonları seviyorum; sıradışı karakterler yaratıyorlar, renkli bir kurguya ve çekim açısına sahip oluyorlar, bir yandan popüler kültüre gönderme yaparken bir yandan da popüler kültürü ti'ye alıyorlar. Genel olarak bakıldığında çizimleri yapan kişi dahil herkesle dalga geçiyorlar. Bu da animasyon türünü sinemanın diğer türlerinden tamamen ayırıyor. Bu anlamda animelere girmiyorum bile; onlar apayrı bir yerde, özellikle Studio Ghibli animeleri.
Bu sene ''Up!''tan sonra gösterime giren ''Cloudy with a Chance of Meatballs''u izlemeden önce büyük beklentiler içindeydim; hoş gökyüzünden yağmur yerine yemek yağan bir animasyondan ne beklenilebilir ki? Film, ilk yarısında akıcı ve eğlenceli bir şekilde ilerlese de bir süre sonra insana; ''Hangi filmi izliyordum? Bu sahneden önce ne olmuştu? Bu da neyin nesi böyle?'' gibi sorular sorduruyor.
Judi ve Ron Barrett'ın aynı adlı kitabından uyarlanan ''Cloudy with a Chance of Meatballs'' filmi ''Clone High'' adlı 13 bölümlük çizgi dizinin yönetmeni Phil Lord ile yine aynı dizinin ve de ''Shrek 3''ün yönetmeni Chris Miller tarafından beyazperdeye aktarılan yan karakterleri sayesinde vasatlıktan kendini son anda kurtarıyor. Film, Swallow Falls adlı Atlas Okyanusu'nun ortasında yer alan bir sahil kasabasında yaşayan, babası dahil kimse tarafından takdir edilmeyen, sıradışı bilimsel icatlarda bulunan Flint Lockwood'un son deneyinin başarılı olması sonucunda Swallow Falls kasabasında yaşananları anlatıyor. Flint'in son deneyi öncekiler kadar ilginç: Yarattığı makine suyu, istenilen bir yiyeceğe çeviriyor. Bakıldığında Flint Lockwood karakteri bir restaurant açsa ihya olur diye düşünüyor insan; fakat bu deneyinin başarılı sonuçlanmasında küçük bir detay var. O da makinede aşırı enerji yüklenmesi sonucunda gökyüzüne doğru havalanması ve bulutların arasında kalması. Tam da bu esnada kasabaya gelen meteoroloji muhabiri stajyeri Sam Sparks için harika bir fırsat doğuyor. Flint'in dişi versiyonu olan Sparks ile kasabanın bu dahisi arasında aşk da doğuyor.
''Cloudy with a Chance of Meatballs'', sıradışı bir hikayeye sahip olsa da bu hikayeyi filmin her anında başarıyla kullanamıyor. Flint Lockwood'un icadının bir süre sonra kötüye gitmesiyle film de başlangıçtaki eğlenceli ve akıcı atmosferini kaybediyor. Film başladığında Flint Lockwood karakterinin özellikleri ve davranışları ''The Big Bang Theory''nin Sheldon Cooper'ını hatırlatıyor ve izleyeni güldürüyor. Malum ezik olarak nitelendirilen ''nerd'' karakterler şu sıralar Amerikan dizilerinde ve sinemasında pek bir ilgi görüyor. Filmin ana karakterinin tanıtıldığı bölümden sonra asıl hikayeye geçiliyor. Gökyüzünden yağan yiyeceklerin verdiği keyifle (özellikle de şekerlemelerin yağdığı sahne) filmi izlerken bir anda kurgu baş aşağı dönüyor ve ne şekilde ilerleyeceği kestirilemeyen, gereksiz yere uzatılan sahnelerle sıkıcı bir hale gelmeye başlıyor. Bu noktada yan karakterler filmi sıkıcı halinden kurtarmaya çalışıyor. Özellikle de filmin sürprizi olarak nitelendirebileceğimiz, Benjamin Bratt'in seslendirdiği Manny karakteri ile ''A Takımı'' dizisinin Baracus'u Mr.T'nin seslendirdiği Earl Deveraux ve James Caan'ın seslendirdiği Tim Lockwood karakterleri filmi keyifli bir seyirlik haline getiriyor tekrar.
Bill Hader, Anna Faris, Andy Samberg ve Neil Patrick Harris'in seslendirme kadrosunda yer aldığı ''Cloudy with a Chance of Meatballs'' anlattığı hikaye açısından biraz uzun bir süreye sahip olmasından ötürü daha başarılı bir animasyon olabilecekken; seslendirme kadrosu, yaratılan mekanlar (Tim Burton filmlerinin aydınlık versiyonu) ve karakterler ile hikayenin sıradışılığı ile vasatlıktan son anda kurtuluyor. Film, sonlarına doğru her yaş grubunun zevkle izleyebileceği bir animasyondan çıkıp çocukların izlerken daha çok zevk alacağı bir animasyon haline geliyor.

|