Arabesk

Kavuşamayanların, kavuşup da mutlu olamayanların, mutluluğu yaşayamayanların aşk hikâyesi. Sevenlerin buluşamadığı, buluşup da sevemedikleri, sevip de mutlu olamadıkları bir aşk Müjde’nin ve Şener’in aşkı. Hayat onlara büyük bir aşk verdi ama asla kavuşturmadı. Yaşadıkları pişmiş tavuğun başına gelmezdi. Yalan, mutluluk, ihtiras, entrika, aşk… Hepsi “Arabesk”te buluştu.

Müjde, Şener’in onu parası için sevdiğini düşündü. Ama yanılmıştı. Şener, Müjde onu terketti diye kendini yollara attı. Ama yanılmıştı. Sonra Şener gazinolar kralıyla tanıştı, ünlü oldu. Müjde ise garibim baba dediği adama sığındı, olmadı. Kahveye girdi İstanbul’a gitmek istedi aldığı cevap “ Gösterelim anam” oldu. Bahtsızım en sonunda peşinden koşan 3-5 oğlanla İstanbul sınırını geçti. Bu da yetmez daha da kötüsü tam rahatlayacağını düşündüğünde kendini kerhanede buluverdi. Sonra tam işler kötü giderken zengin biri onu bu kötü hayattan çekip aldı. Artık zengindi Müjde. İçine aşkını gömmüş, o sırada Şener’in ünlü olduğundan habersiz onun çaldığı gazinoya gitti. Tam gerçekleri öğrendiler barışacaklar derken bu sefer de devreye azılı düşmanları Kaan girdi. Bu çocuklar gün yüzü göremicekler mi derken ya kör oldular birden, ya hapse düştü Şener, ya yoksul olan Müjde ve aynı gazinolar kralı sayesinde meşhur oldu. Ama yine olmadı, yine olmadı. Acı kader daha onlar doğmadan ağlarını örmüştü. Şener hafıza kaybı yaşadı, Müjde’nin tokatıyla kendine geldi. Tam evleneceklerdi ki Müjde’nin babası Şener’in annesiyle birlikte olmuş, kardeş çıktılar. Ama gel görün ki mutlu sona her ulaşacaklarını sandıklarında bunu bozabilecek koşul hep gerçekleşti. Alın yazıları onların evlenmesine bir kez daha izin verir gibi yaptı ve Müjde’nin annesi gerçekleri anlattı.

Aslında Müjde düğününde çalan zurnacının kızıydı. Aynı zamanda nikâh müdürü de hiçbir zaman kaderin yıkılmaz duvarını aşıp da birlikte olamayan çiftin ezeli düşmanı Kaan’dı. Bu kadarla kalmayıp ölene kadar bu kötü talih sürekli takip etti onları. Seller, felaketler, uçak kazası, çığ düşmesi derken anca son nefeslerini verirlerken elleri tutuştu. Ama gelin görün ki ezeli düşman her yerdedir. Cennet’in kapısını gösterip onları Cehennem’e atandır. Şimdi gelin de üzülmeyin, arabeskleşmeyin bu filmi izledikten sonra. Tüm bu olaylar olurken konuya ve konsepte göre Müjde ve Şener’in söylediği müzikler de insanın içinde bir yara, gözlerinde bir hüzün, kafasında aşk kırıntısı bırakmıyor değil.

Filmin tüm etkisini bir kenara bırakıp, biraz daha ciddi bir pencereden bakacak olursak eğer, 1989 yılında o dönemin film tarzını bir müzikal ile tiiye almak çok büyük bir başarı. Ertem Eğilmez’in yönetmenliğini yaptığı bu yapıtı Gani Müjde kaleme almış. Kendi döneminin film anlayışıyla o dönemde alay edebilen nadir bir film diyebilirim. Türk sinemasındaki tüm klişeler kullanılmış hatta abartılmış hatta ve hatta arabesk bir müzikal temelle beslenmesi sağlanmıştır. İnsanı başladığı andan itibaren güldüren çok başarılı bir filmdir diyebilirim. Günümüzde bile hala o dönemin Türk sinemasıyla alay etmek istense Arabesk filmindekinden farklı bir şey yapmıyoruz.

“Allahım kör et beni” şarkısını söylerken, sevip de birleşemeyenlere, birleşip de değerini bilmeyenlere, bilip de yalan söyleyenlere, yalan söyleyipte inananlara gönderiyorum bu filmi. Arabesk, bir kavuşamama filmi!

 




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010