Neşeli Hayat
“Hayat dediğimiz şey, çocukların inandığı yalanlardan daha gerçek değildir.”
Mükremin Çıtır adlı bitirim karakteriyle tanındı ilk önce. Sonra benimsediğimiz bu tiplemelerin aslında onun hikayelerinden çıktığını çektiği filmlerle gördük. 1995 yılında ilk filmi Otogargara’yı çektiği zaman, Türk sineması yeni bir espri anlayışıyla tanıştı. Her zaman ‘hayatın içinden’ hikayeler seçmeye çalıştığını söyledi ve bunları bize aktarırken de genellikle güldürdü. Gişede büyük yankı uyandıran Vizontele serisinin ilki ile ileride daha çok güleceğimizin sinyalini verdi önce. 2003’te Vizontele Tuuba ile biraz daha güldürüp, 2004’te Bana Bir Şeyhler Oluyor’la komedinin iyice aranan isimi oldu. Herkes Vizontele serisine bir yenisini beklerken o Organize İşler’i çekti ve komedi işinde yavaş yavaş afallamaya başladı bana göre. Sonra sinemaya biraz ara verip ‘öğrencilerini’ televizyon dünyasına kazandırdı. Çok Güzel Hareketler Bunlar’da geçen espriler kimilerinin yerlere yatarak güldüğü espriler olurken, kimilerinin de katlanamadığı birkaç sahne haline geldi. Ve artık Yılmaz Erdoğan seyircisi ÇGHB sevenler ve sevmeyenler olarak ikiye ayrılmaya başladı. Herkes ondan yeni bir komedi, yeni bir Vizontele beklerken o gidip bu sefer de Neşeli Hayat’ı çekti.
Bugüne kadar yapılmış en iyi Yılmaz Erdoğan filmi, en samimi filmi yorumları var her yerde. Yurtdışına çıkarma yaptığından, ne kadar bizden bir hikaye anlattığından bahsediyor köşe yazarlarının bir çoğu. Öncelikle filmin türünde Komedi/Dram yazmasına seyircinin çok kanmaması kanaatindeyim. Filmde noel baba nedir bilmeyen bir adamın noel babalık yaparak hayatını kazanmasını izliyoruz özetle. Çok Güzel Hareketler Bunlar ekibinin yaptığı esprilere hiç gülmeyen biri olarak, Neşeli Hayat filminde sadece o ekipten birkaç oyuncunun aktif olarak oynadığını ve onların esprilerinden de çok olmadığını söylemeliyim.
“Hayat dediğimiz şey, çocukların inandığı yalanlardan daha gerçek değildir.” Cümlesinden yola çıkan, temelinde çok naif bir hikayeye sahip bir film Neşeli Hayat. Ama maalesef işlenişi konusu kadar başarılı değil. Filmde Rıza Şenyurt’un eşini canlandıran Büşra Pekin, bence filmdeki en iyi performanslardan birine sahip. Ve belki de en samimi olan ve bunu seyircisine hissettiren tek kişi de o.
Aslında filmin konusuna dikkatle baktığımız zaman oldukça bizden birileri var karakterlerde. Hayat kavgası veren, tek gelecek planı günü kurtarmak olan onlarca insan var bu topraklarda yaşayan. Kızı evlilik öncesi hamile kalan bir babanın, ‘namusunu’ kurtarırken düştüğü trajikomik durumlar, yaşadığı o günü sadece evine bir şeyler götürme arzusuyla yaşayan insanlar ve daha nicesi. Bana kalırsa Yılmaz Erdoğan ilk defa bu kadar bizden bir hikaye anlatmak istemiş. İki dudağının arasından zorlayarak çıkardığı kelimelerle bir şive oluşturduğu kanısına varmış. Güldürsem mi, ağlatsam mı, yoksa yüzlerinde bir tebessümle mi sinemadan çıkarsam karar verememiş. Ve bu kararsızlığı o kadar uzun sürmüş ki, bayram tatilinde Neşeli Hayat adında gösterime girmiş.
Açıkçası Neşeli Hayat benim izlediğim, samimiyet kavramında bu kadar kararsız kalmış ilk Yılmaz Erdoğan filmi. Yılmaz Erdoğan’da sahiden de tipik bir ‘bizden gelme’ durumu vardır. Ve bu durum o kadar bellidir ki repliklerde, karakterlerde ve çekimlerde, sizin bunu tartışmanıza gerek bile kalmaz. İsterse güldürür, isterse ağlatır ama hiçbir zaman acıtasyon yapmaz. Çünkü işin içine duygu sömürüsü girerse bilir ki o hikaye artık ‘bizden’ değildir. Neşeli Hayat filmi ise, ilk defa bu kadar toplumun geneline hitap eden ve ilk defa bu kadar ‘bizim dışımızda’ duran bir film olmuş. Kimini sıkmış izlerken, kimini samimiyetiyle etkilemiş, kimini ise hayal kırıklığına uğratmış. Zaten bir film sıkıyorsa hiç izlenmez, etkiliyorsa defalarca izlenir, hayal kırıklığına uğratıyorsa da uzaklaştırır kendisinden. Yılmaz Erdoğan’sa Neşeli Hayat ile sıkmadan, etkileyemeden, birazcık hayal kırıklığına uğratarak sadece dvdden izlenebilecek bir film sunmuş bizlere.

|