Abimm

Hayata çocuk saflığıyla bakmak ve zihinsel engelli olmak arasında garip bir ilişki vardır her zaman. Kötülük nedir bilmemek, istemeden zarar vermek, hayattaki küçük şeylerle mutlu olmak; tüm bunlar herhâlde bir zihinsel engelliyi ve küçük bir çocuğun masumiyetini tüm insanların ellerinde kötülük çubuğuyla gezdiği bir dünyadan ayırıyor. O yüzden çocuklar hemen büyüsün diye tüm insanlık ellerinden geleni yapıyor. Peki ya zihinsel engelliler?

4 Aralık “Dünya Engelliler Günü”nde vizyona giren “Abimm” için işlediği konu açısından o günün anlamını yansıtan bir film diyebiliriz. Senaryosunu İlker Akdağlı’nın yazdığı ve yönetmenliğini Şafak Bal’ın yaptığı film yıllar sonra birbirini bulan iki kardeşin öyküsü. Ama kardeşlerden biri zihinsel engelli diğer ise para peşinde koşan bir adam. Bu ikisi yıllar sonra birbirini bulduğunda nasıl birbirlerine sahip çıktıklarını anlatan bir film.

Film biraz alıştığımız bir senaryo ve çekim akışıyla başlıyor ve bitiyor. Önce karakterimiz Çetin’i tanıyoruz. Nasıl biri olduğunu anlıyoruz. Sonra kardeşiyle tanışıyoruz. Neden ayrı kaldıklarını, yıllar sonra birbirlerini nasıl bulduklarının hâlâlarının bakış açısından ve ağzından dinliyoruz, onlarla birlikte sofrada temiz Marmaris havasıyla akşam oturmamızı yaparken. Ardından Arif’in (Çetin’in kardeşi) zihinsel engelli olması yüzünden günlük hayatın karmaşıklığına ve kötülüğüne ayak uyduramadığını görüyoruz. Adından Arif’in tümüyle iyi niyetinden başına gelenler aslında kötü diye nitelendirildiği için insanın aklına acaba niyet bir davranışın iyi veya kötü değerlendirilmesinde sonuç kötü olmasına rağmen nasıl bir rol oynamalı sorusunu getiriyor. Daha sonra bir dram türü için en ideal son: hüzün. Aynı zamanda tüm bu olaylar Çetin’in karakterini nasıl değiştiriyor bunu da görüyoruz. Gittikçe paranın yerini kardeşlik kavramı alıyor.

Tüm bu klasik düzenin için de Arfi’i canlandıran Levent Üzümcü’nün rol yeteneğinden bahsetmemek meyveli bir pastanın meyvelerini yememek gibi olur. Herhâlde film de insanı en çok etkileyen şeylerden biri buydu. İnsanın kafasında tam anlamıyla en gerçekçi karakteri oturtabilen kişiydi Levent Üzümcü. Zihinsel engelli olduğu için acıma duygusu yaratmak yerine tam tersi dünyayı Arif’in gözünden görmemizi sağladı bu karakter. Ama tüm oyunculuğuna rağmen meyveli pasta taşınırken biraz hasar görmüş sanki. Önümüze geldiğinde biraz arabesk bir havaya bürünmüş. Ani duygusallaşmalar, filmin insanı zorla ağlatmaya çalışması derken pastayı yeme isteğini kaçırıyor insanın.

Aslında tüm bunları bir kenara bırakıp filmi yapılan işlerde niyetin nasıl bir rolü olduğu penceresinden izlediğiniz de biraz olsun o klasik örgü düşünmemize daha çok yardımcı oluyor. Ama Çetin karakterini oynayan Mustafa Üstündağı’ın oyunculuğunu kişisel olarak çok sevmediğimden olsa gerek çok fazla bu düşünce üzerine de odaklanamadım.

Filmin gerek renkleri gerek de çekimleri sürekli canlı ve heycanlıydı. Ama biraz zorlama komedi ve dram sahneleriyle de insanda zoraki duygusal engel yaratıyordu diyebilirim. Arif karakterindeki Levent Üzümcü için gidilebilirliği olan bir film diyebilirim. Bir de biraz kötü meyveli pasta tadı işte!




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010