The Clientele Röportajı

Kalbimizde yer etmiş kült figürlerden, the Clientele’in her şeyi Alasdair MacLean’le son 20 yılları, Türkiye planları ve resim üzerine konuştuk. Bakalım, “dergimizi ilgilendiren” konser planları gerçekleşecek mi!

Reset! Magazine: Siz ortaya çıkıp da bize The Clientele’i vereli, neredeyse 20 yıl oldu. Bu benim için özel olarak çok değerli, çünkü ben de 20 yaşındayım; sizin de bir zamanlar benim gibi çocuk olduğunuzu, zorluklarla karşılaştığınızı ve bir şekilde olgunlaşmaya başladığınızı düşünmeyi seviyorum. Peki, bunca yıldır müzik yapıyor olmak ve hala bunu istemek nasıl bir duygu?

Biz the Clientele’ı kızlarla tanışmak için kurduk! Yani ne yaptın, 15 yaşındaydık sadece. Çok başarısız bir şekilde, bunun olması için bir 10 yıl daha geçti, ama o da başka bir hikaye. Müzik bazı zamanlarda hayatımı kurtardı, bazı zamanlarda kendimi öldürmek istememe neden oldu. Geriye dönüp son 20 yıla baktığımda, kendimi biraz yorgun, bazen gururlu, bazen de korkmuş hissediyorum. Belli bir noktada, başka yapabileceğin bir şey olmadığını anlıyorsun, tüm köprülerini yakmış oluyorsun sonuçta.

Reset! Magazine: Grubu kurmaya karar verdiğinizde the Clientele’in arkasındaki düşünce, ilham neydi? “Haydi, bir grup kuralım!” mıydı yoksa üstüne hayatınızı kurmak istediğiniz cinsten bir şey miydi?

Kızlarla tanışma faktörünün yanı sıra, okulumun bana önerdiği gibi çiftçi ya da itfaiyeci olmaya kıyasla daha iyi bir seçim gibi geldi. Sanırım, çok yakın hissettiğim o yer duygusunu, banliyölerde ve kırsalda hissettiğim, o beni kovalayan kaybolma duygusunu ifade etmek istedim. Eğer onla iletişime geçersem, bir süre kaybolacağını düşündüm.

Reset! Magazine : (Bana göre en iyisi olan) yeni albümünüzü 3 ay önce yayınladınız. Eleştirmenlerden ve hayranlarınızdan gelen tepkiler nasıl? En önemlisi, siz albüm hakkında ne hissediyor, ne düşünüyorsunuz?

Yayınladığımız albümler içinde en iyi kritikleri aldı -ki bu mükemmel. Bence “Strange Geometry” albümü daha derin, ama bu müzikal anlamda en başarılısı oldu, sound olarak da çok fazla anlam taşıyor, kelimeler olarak da bir yer hissi, sinematik bir duygu veriyor. Benim içinse, gruptaki diğer insanlara aranjmanları bıraktığım bir albüm oldu. Güzel, bazen de harikulade işler çıkarttıklarını söylemekten de mutluluk duyuyorum.

Reset! Magazine: Bu uzun yıllar boyunca, hayatınızı, müzik yapma şeklinizi değiştiren büyük olaylar nelerdir? Müzikal kariyeriniz hakkında kötü hissettiğiniz zamanlar, dönüm noktaları oldu mu?

“Suburban Light”ı kaydetmek bir dönüm noktasıydı, o zaman gerçekten de bir şeyler iletebilen müzik yaptığımızı keşfettiğim andı. Diğer insanları da cezbeden kafamdaki o gizemli, küçük hikâyeleri hayata geçirebiliyorduk. Bence sanatçılar, yaptıkları işin artık sadece kendilerine ait olmadıklarını anladıkları bir noktaya geliyorlar; düşünceleri artık dinleyiciye mal oluyor, sevin ya da sevmeyin, bu benim için çok önemliydi. İroniktir ki, artistik bir şekilde başarılı olan bir şey yaptığınızı anladığınızda, aynı zamanda onun artık size ait olmadığını ya da onu kontrol edemediğinizi de anlıyorsunuz.

Reset! Magazine: Hangisini daha çok seviyorsunuz: sahnede mi yoksa stüdyoda olmayı mı? Maksimum potansiyelinize nerede ve ne zaman ulaşıyorsunuz? Bu da benim çok öğrenmek istediğim bir şey: Şarkılarınızı nasıl yapıyorsunuz, mesela sırf şarkı yazmak için bir araya geliyor musunuz?

Ben sözleri, melodiyi ve akorları yazıyorum. Oturuyor ve uzun bir süre hiçbir şey yapmıyorum, düşünüyor ve izliyorum. Ve sonra kelimeler ve melodiler aklıma geliyor. Şarkıları diğerlerine götürüyorum, onlar da kendi enstrüman kısımlarını yazıyorlar. Şarkının kaydedildiği yol için fikirler sunuyorlar.

Benim için müziğin en iyi kısmı, her şeyin bir araya toparlandığı südyo. Kendi kendinize “İnsanlar bunu duyana kadar bir bekle!” diye düşünmek kadar güzel bir duygu yok.

Reset! Magazine: Sahnedeyken, çok fazla turladığınızda sıkılıp eve gitmek istiyor musunuz? Birbirinizi görmek istemediğiniz ve sadece yalnız vakit geçirmek istediğiniz zamanlar oluyor mu?

Elbette! Bir grup olmanın en zor yanı da bu, sanki kutuplarda 6 aylığına bir deniz fenerinde tıkılıp kalmışsınız gibi. Kimsenin öldürülmemesi bir mucize!

Reset! Magazine: Etkilendiğiniz diğer sanat formları nedir? Mesela, Bonfires on the Heath'in sanat çalışmasının yaratım sürecinde bir başka sanatçıdan etkilendiniz mi?

Evet, bu kayda ilham veren iki görsel sanatçı var:

Biri Samuel Palmer, İngiliz kırsalında ruhsal nitelikler gören, üstlerinde hasat dolunayı sallanan, oluklarının arasından hayaletler geçen çayırları çizen bir 19. yüzyıl ressamı. Bana büyüdüğüm yeri, Hampshire civarında bir çiftlik arazisini hatırlattı. Ve bence Palmer, benim sabahları ormanda erkenden koşmaktan aldığım esrarengiz duyguyu yakalayabilmiş; canlı bir şey olarak sizi geçerken izleyen doğa ve yıl. Bu Palmer için kutsal, müşfik bir şeydi, ben biraz kabusumsu gibi buluyorum. Ayrıca 70ler ve 80lerden bir sanatçı, Ana Mendieta var. Yaptığı çoğu iş çok kısa süren, fani şeylerdi; satması imkansız, bir anlığına zamanda yaratılmış ve kaydedilmiş, sonradan yok olmasına izin verilmiş şeyler. ‘Silueta’ serisinde, doğal materyallerden -topraktan, odundan, ateşten, yapraklardan, hatta kendi bedeninden- insan figürlerine şekil vermiş ve sonra onları doğal bir ortamda fotoğraflamış. Bu bence kesinlikle akıldan çıkmayan bir şey, dünya ve kendi arasındaki sınırları bulandırıyor, karıştırıyor; toprakta kayboluyor. Bunda çok eski ve korkutucu bir şey var, Wicker Man gibi.

Bu doğaya bakışların ikisi de bana ilham verdi, onların bu kadim duyguları ve düşünceleri modern bağlamda -doğanın, rüyalarımızda ve kâbuslarımızda görünen şekliyle- ifade etmelerine hayranım.

Reset! Magazine: Turdayken, kendinizi evinizde gibi hissettiğiniz gibi yerler elbette ki vardır, dinleyiciler, atmosfer... Böyle hissettiğiniz yerler var mı? Ve Türkiye’de çalmak hakkında ne düşünüyorsunuz? Eminim ki burada bir sürü insan, Türkiye’ye gelip bir hafta falan aralıksız çalmanızı istiyordur:) Türkiye’yi de kapsayan konser planlarınız var mı?

İspanyol sahil kasabalarında çalmayı seviyorum; baskı yok, harika yemekler var, kaçmak ve sahilde yürümek için bir fırsat.

Umarım Türkiye’ye gelebiliriz. Derginizi de ilgilendiren bazı planlar şu anda var zannediyorum!

 



 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanatlar | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010