The Clientele - Bonfires on the Heath

İster önceden The Clientele dinlemiş olun ya da ister ilk defa tanışmış olun, yeni albümleri “Bonfires on the Heath”i seveceksiniz. Bu yorumum biraz iddialı gözüküyor olabilir ama inanın aynı anda iki tarafın hislerini anlayabilecek bir konumdayım! Anlatmam gerekirse, birkaç yıl önce “Suburban Light” (bir süredir çıkardıkları singlelarını toparladıkları bir ilk albümümsü idi) müzik listemi uzun bir süre boyunca işgal etmişti. The Clientele ergen bünyem için çok melankolikti: Bulutların üstünde süzülüyormuşçasına bir vokal, o hafif müzik, tam da istediğim şeydi. Sonra, Suburban Light iTunes’un derinliklerinde kayboldu, daha “sıkı” bulduğum gruplar bu sefer işgale başladı, sonra da hatırlamadım.

...Ta ki geçen hafta Pitchfork’ta “Bonfires on the Heath”in kritiğini görene kadar. Pek ciddi, üç sayfalık bir kritik okumak her ne kadar benim için sıkıcı olsa da, ekran karşısında sırıttığımı farkettim ve hemen albümü indirdim. The Clientele’in şanssızlığı olsa gerek, bu sefer de gece gündüz Arctic Monkeys’in yeni albümü Humbug’ı dinliyordum. Belki de hakkında bir yazı yazma sorumluluğumun olmasından, Humbug’ı bir süre rafa kaldırıp, kendimi “Bonfires on the Heath”e verdim. İlk düşündüğüm şey “Tanrım, ben bu grubu niye uzun zamandır dinlemiyormuşum ki?!” oldu. Pişmanlığım, albümle aynı adı taşıyan şarkıya hafif bir geçişle daha da arttı: Alasdair MacLean her  “Late October sunlight in the wood” dediğinde, arkadan da o nazlı gitar tınılarını duyduğumda...

Nereye baksanız, yeni albümün biraz kötü bir şekilde “köklere dönüş” olduğunu söyleyen insanlar göreceksiniz ama ben buna o kadar da katılmıyorum. Elbette, The Clientele’in o gizemli havası devam ediyor; herhangi bir şarkısını dinlediğinizde bile, çevreniz pastel renklere bürünüyor, slow-motion bir klibin içindeymişsiniz gibi hissediyorsunuz. Grubun her albümünü dream-pop olarak etiketleseniz de, her şarkıya da “Güzel ama aynı sanki” deseniz de, ben hala size Bonfires on the Heath onlardan sıyrılıyor diyeceğim. Şarkı sözleri, melodiler, hatta albümün ses kalitesi bile daha farklı, daha gelişmiş geliyor bana. Hem çok “pastel” bir albüm de değil; benim gayet eğlenceli ve funky bulduğum Share the Night ve Sketch gibi şarkılar da mevcut. Bu işi neredeyse 20 yıldır yapan adamlar artık ne çalmak ve ne hissettirmek istediklerinin çok iyi farkına varmış gibi görünüyor: Albümün kapanış şarkısı, insanı hüzne batıran “Walking in the Park”ta, Alasdair o buğulu biraz da çatallı sesiyle “With the darkness coming down/ I don’t what more I can say” diyor. Bir yakarış gibi olacak ama, adam artık ne desin?!

Kısacası, God Save The Clientele!





 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010