The Bravery – Stir The Blood
Bazen bir şarkıyı tüm gün söylemek için 30 saniye bile duymak yeterlidir ya, herkesin pek bir sevdiği ama benim bir şeye benzetemediğim Shakira’nın “She Wolf” şarkısında da aynen böyle oldu. Sanat harikası klibini geçtim, bütün gün istem dışı ulumaya çalışıyorsunuz, synthler kafanızdan çıkmıyor.
Öğrendim ki, the Bravery yeni albümünü kaydederken, pek sevgili frontman’i Sam Endicott ve prodüktör John Hill, Shakira’yla işbirliğine girişmiş ve de bu şarkıyı beraber kaydetmişler. Zaten sinir olduğum ve kafamdan atamadığım She Wolf şarkısında kritiğini yazacağım adamın da bir parmağı olduğunu öğrenince yaşadığım hayalkırıklığını ve geri tepmeyi düşünün. Ki The Bravery’le olan ilişkim zaten çok karışıktır; herkes gibi ben de birkaç şarkılarını severim, ancak pek haz etmediğim The Killers’la olan klişe tartışmaları & birbirlerini çekememeleri (nam-ı diğer love & hate relationship) beni iyice sinir eder. Hal böyle olunca, The Bravery’nin yeni albümleri Stir the Blood’ı dinlemem, kendimi dinlemeye zorlamam, hakkında yazı yazmam çok uzun zamanımı aldı. Bir de normalde yazı yazmadan önce hiçbir eleştiriyi okumamaya çalışıyorum ama bu sefer olabilecek her kötü eleştiriyi okudum ve üstümde bir negatifliktir gidiyor. O yüzden the Bravery hayranları, lütfen kırılmayın!
The Bravery’nin üçüncü stüdyo albümü “Stir the Blood”, Sam Endicott’a göre her ne kadar upbeat gözükse de, karanlık ve öfke taşıyan bir albüm imiş. Elbette olabilir, kendisi bu albümü kaydetmek için kendini eski bir kiliseye kapatmış olabilir ama ilham gelmedi mi gelmiyor işte. Tüm şarkıları birbirine benzettiğim ve paralel olarak da yavan bulduğum için, bu tür açıklamalar beni ifrit ediyor. Yavanlık derken, albüm o kadar kulağı yoruyor ki, arada ‘Spectator’ ya da ‘She’s So Bendable’ (Jarvis tınıları duydum desem?) gibi daha yavaş, daha anlamlı şarkıları kaçırıyorsunuz. Bahsettiğim yavanlık tam da bu noktada ortaya çıkıyor; Endicott’un bahsettiği upbeat o kadar aynı ve nefes almadan devam ediyor ki, 35 dakikalık tek bir şarkı dinlemiş gibi hissediyorsunuz; kafanızı kaldırtacak bir melodi, bir söz duyamıyorsunuz. Endicott’un pek methedilen o kalın, isyan eden sesi de arada kaynayıp gidiyor zaten... Ama her zaman dediğim gibi, emeğe saygısızlık yapmak istemiyorum, en kolayına kaçıp vasat bir albüm diyorum.

|