New Moon - Yeni Ay
Aylardır tüm dünyada ha geldi ha gelecek, yeni bir promosu daha çıktı derken; günümüz gençlerini esir alan fenomen, ufacık çocukların kitap fuarında “Alacakaranlık var mı abi?” diye dolaştığına tanık olduktan sonra etki alanının hızla genişlediğine inandığım Twilight-mania ilk filmin üzerinden bir yıl geçmesinden sonra yeni bir fırtına dalgasıyla sinema salonlarını vurdu. 13 yaş grubu yanı sıra Twilight-Mum’ları diye yeni bir terimin ortaya çıkmasına neden olan 40’lı yaşlardaki kadınları yirmilik Edward’ın peşinden koşturan Yeni Ay geçtiğimiz Cuma gösterime girdi. 140 milyon dolarlık ilk üç gün hâsılatıyla da tüm zamanların en iyi üçüncü açılışını yapmasını bildi.
Hikayeden kısaca bahsetmek gerekire ilk filmin kaldığı yerden devam eden çiftimiz vampir Edward ve ağlayacakmış gibi duran saplantılı kızımız Bella mutlu lise aşıkları kıvamında bir hayat sürerken beklenmeyen bir kaza sonucunda Edwardgiller kasabayı terk eder ve bunalım dolu saatler başlar. Edwardgiller ve Jacobgiller arasındaki kurguyla bizi yeni bir dünyayla tanıştıran, derinleşen olay örgüsüyle İtalya’ya dahi uğrayan Yeni Ay kesinlikle ilk filmden daha iyi. Yönetmen değişikliğinin büyük bir katkısı var bu durumda, Australia filminden tanıdığımız Chris Weitz, Catherine Hardwicke’nin yönettiği hafızalarda sürekli grimsi ve donuk olarak kalacak ilk filmden sonra adeta ilaç gibi gelmiş.
Kitaba büyük ölçüde sadık kalınan Yeni Ay daha Comic Con günlerinde özel olarak gösterilen bir iki dakkalık promolarıyla yüzlerce bayanın çığlını arkasına almıştı zaten. Abartı değil, o kısa promo salonda yayınlanırken sanki acı çekiyormuşçasına çığlıklar atan fanları mevcut. Twihard olarak tanımlanan bu fanlar kendi aralarında da Team Edward veya Jacob başta olmak üzere bir kaç kola ayrılmakta ama bu kadar detayla sizi boğmak istemiyorum henüz.
Gelelim filme, bir kere kesinlikle beklentileri kısıtlı tutmalıyız. İlk filmden sonra zaten pek çok insan Yeni Ay’ı gördükten sonra renkli televizyonla yeni tanışan biriymişçesine seviniyor. Gerek çekimlerdeki şiirsellik gerek efektler gerekse oyuncular olsun… Hepsinin performansında yükselen bir ibre mevcut. Fakat bu ibre ne kadar yükselse de hikayedeki bir takım manasız kör noktalar sebebiyle filmi tek başına kurtarmaya yetmiyor. Güzel müziklerle süslenen güzel sahnelere sahip olduğu doğru, filmde üstsüz gezen genç erkek sayısının hayli tatmin edici olduğu da bir gerçek fakat bunlar hikâyeden ötürü sadece güzel görüntüler olarak kalmakla yetiniyor. Romeo ve Juliet’i kurtadamlarla vampirlerle süslemeye ne lüzum vardı diye insan düşünmeden edemiyor.
Oyunculara kısaca değinirsek Bella’nın bir diğer yavuklusu Jacob’ı oynayan Taylor Lautner rol yeteneği açısından Kristen Stewart’a ve Robert Pattinson’a ders verir nitelikte. İlk filminde uzun saçları ve yerli gömlekleriyle pek dikkat çekmezken kitaplara göre boylu poslu bir Jacob karakterinin boy göstermesi gerekiyor. Taylor Lautner 6ay gibi sürede öyle ilerleme kaydetmiş ki artık Bella kafasını yardığında yanında ona t-shirtünü çıkarıp pansuman yapacak özgüvene kavuşmuş.
Bir diğer anlatmadan geçemeyeceğim nokta ise kitaba rağmen izleyiciye nasıl daha çok Robert Pattinson verebiliriz problemi var filmde. Çözüm Bella gibi bunalım bir kızın düşlerine tanık olmak. Edward’ı adeta casper kıvamına sokarlarken yatağınızın altından, yolda giderken camdan dışarı baktığınızda veya denize daldığınızda karşınıza çıkan onlarca takım elbiseli hareketsiz Robert Pattinson sulietleri…
İlk filmde sürekli dudaklarını ısıran, gözlerini normalin üstünde bir oranla kırpıştıran kızımız Kristen Stewart ise kekelemeden uzun cümleler kurabilecek duruma gelmiş. Fakat karakteri yüzünden yine de itici kalmakla yetiniyor.
Gelelim filmin en güzel kısmına Thom Yorke’un sesini duymaya hazırlandığımız an: Hearing Damage arka fonda duyulurken bir tırtılın hayat hikayesi bile insanın gözüne ilginç gelirdi zaten. Rachelle Lefevre ile beraber parçayı duyduğumuzda ise adeta büyülenerek izliyoruz bu sahneleri. Soundtrack’inde daha pek çok tanıdık ismi barındıran film bu açıdan tam notu hak ediyor.
Uzun lafın kısası şu anda vizyonda bulunan diğer filmlere göre izlenebilirliği daha çok olan güncel kalmak adına gidilebilecek hiçte fena olmayan bir yapım aslında Yeni Ay. 35 yaş üstü bayan yazarların utanmadan gittim, gördüm ve sevdim diyebileceği bir film.

|