Roll Over Part2: Oscar Wilde Busesi
Takip edenler bilir, Roll özellikle pek kimsenin aklına gelmeyecek tuhaf başlıklarıyla meşhurdur. Bu yüzden bir Morrissey konseri için atılmış ve kesinlikle favorilerimden biri olan bu başlığı yazım için ödünç almakta sakınca görmedim. Alternatifleri; Madem ki Realizm Diye Bir Şey Var, Şeytan Aldı Götürdü ve Kutup Ayıları Sarmaşıklarda Sallanabilir mi? idi, aralarından bunun yerinde olacağını düşündüm.
Roll kapandı... Roll kapandı.. 200 kere tekrar ederseniz de anlamını kaybediyor, 2 kez tekrar etseniz de aynı derecede anlamsız. Çoğu kişi Roll'a olan büyük sevgimi obsesif kişiliğime bağlıyor. Haklı olabilirler ama benim şüphelerim var. Ekşi Sözlük'e "beni alana kadar kapılarında yatacağım" sözlerini yazalı 4 yıl oldu. Son 2'sinde gerçekten beni aralarına alıp kendimce bir şeyler yazmama izin verdiler. Mailimde "son Roll sayısı için ne yazacaksınız?" cümlesini gördüğümden beri benim için bir çağ kapanmış gibi hissediyorum. O yüzden hiç istemeyerek yazdığım "sondan bir önceki" yazımı hiç sevmiyorum. Çıktığında okumadım bile. Derginin tamamı dokunulmamış bir şekilde masamda duruyor kaç haftadır. Uzun bir süre de duracak gibi. Şimdiden abartıyorum gibi geliyor ise "Roll'un değiştirdiği ve değiştiremeyeceği hayatlar" temalı yazımın devamını okumanızı tavsiye etmiyorum.

İlk Roll'umu aldığımda yıl 2004'dü, kapağında ise Led Zeppelin, Morrissey, Mercan Dede ve Gülden Karaböcek vardı. 16 yaşında bir insan olarak bu baya kafamı karıştırmıştı, zaten oraya aslında şu an hala ergenler arasında popülerliğini koruyan başka bir müzik dergisi almaya gitmiştim ama bulamamıştım. Satıcı amca da aynı şey diye elime bunu tutuşturmuştu. Aynı şey değildi... hiç değildi… alakası yoktu. Sonraki ay alırken biraz isteksizdim. 3. ve 5. ay derken yanlışlıkla başlayan bu maceram beni baya sarmış, en büyük eğlencelerimden biri olmuştu. İsterseniz Roll'un hipnotize edici muhteşemliğine bağlayın isterseniz benim malum yaşıma ama aileme "ben yazar olacağım.. müzik yazacağım!" demem aynı döneme denk gelir. "Evet, elbette ki neden olmasın" gibi kendi içinde şakalı onayları ile beni sinirlendiriyorlardı. Bir tanesi dışında arkadaşlarım ise kapağında hiç duymadıkları Tom Waits ve Manu Chao isimli iki kişinin kahvede çay içip pişti oynarken resmedilmiş olduğu bir dergiyi elimden düşürmememi oldukça manasız buluyorlardı ve bunu belirtmekten çekinmiyorlardı. Başta, o yaşlardaki herkeste olan "farklı olmak" isteğime hizmet eden şeylerden biriydi. Bir nevi "Roll benim isyanımdı, benim converseimdi" diyebiliriz. Fakat büyüdükçe işler değişti, e tabii ben de değiştim. Şu an dinlediğim-dinlemediğim her şeyden, müzik hayatımdan (müzik hayatı?), okuduklarım-okumadıklarımdan, seçtiğim gazetecilik bölümüne kadar her şeyde -bende- izleri olan çok önemli başka bir şeye dönüştü. Onun bana kattıkları benim ona katabildiklerimden binlerce kat daha fazla tabii ki.

Ben bir Roll gördüm. İyice sararmaları için kütüphanemin en güzel yerine de koydum. Benim için sorun yok yani. Görmeyenler ve göremeyecekler ne olacak hiç bir fikrim yok. "Ben hiç Roll okumadım çok da güzel bir insan oldum" diyenlere hiç bir şey söylemiyorum tabii ki bir zorunluluk değil. Fakat daha iyisi yapılana kadar en iyisiydi. Benimle birlikte birçok kişiyi de etkilediğini düşünüyorum. Şimdiki dergilerin ve gazetelerin o kadar harf harcayıp hiç bir şey söylemediği yerde (çok vakıf ve bilir bir kişi değilim elbette fakat bir şey söylüyorlar ise de ben duymuyorum) ferahlık ve neşe kaynağımızdı. Her köşesinden bir sürpriz çıkıyordu, Orhan Gencebay, Gülden Karaböcek, Bob Dylan ve Serge Gainsbourg'u aynı sayfalarda barındırıyordu, çok çeşitliliğiyle tek bir şey söylüyor, tarafını belli ediyordu.
Roll kapandı. Belki de çok daha iyisiyle geri döner kim bilir? Şimdilik kendi arka kapak yazılarından biri ile kendi kendime Roll'a yakışır şiirsel kapanışı yapmak isterim.
Bir dergiye benziyor bütün yaratıklar, yaşaklar da öyle bitkiler de, örneğin sen uyanır uyanmaz morsundur, ertesi gün uyanır uyanmaz yeşilsindir, ertesi gün uyanır uyanmaz sarısındır, daha ertesi gün, sürer gider değişme, böylece değişik sayıları sürer derginin, kim okur bu değişik sayıları, kim niçin anlar, kim ne anlar, seninle benim ortak dizelerimizi anlar.
Evet. Şeytan aldı götürdü Roll'umuzu.


|