Londra’da bir Türk: Melis Binay Röportajı

Wimbledon’dayız. Tenis için değil ama moda için. Melis Binay raket yerine tasarımlarını alıyor eline ve bu moda kortunda Türkiye’yi temsilen koşturuyor. Bu seneki Wimbledon Moda Haftası’na katılmaya hak kazanan altı kişiden biri olan genç tasarımcıyı hadi biraz daha yakından tanıyalım.
Reset!: Wimbledon Moda Haftası’nda yer alan ilk Türk genci olarak adını son zamanlarda sıkça duyuyoruz. Peki, kimdir bu Melis Binay, bize kısaca bahseder misin?
Bu bahsettiğiniz isimle birlikte 22 senedir yaşıyorum. Kendisini tanıdığım kadarıyla pek de normal biri değil. Biraz fazla enerjili bir karakter… Ama eğlencelidir, ne yaptığını bilir. Küçüklüğümden beri çizerim. Son 4 senedir de bu çizdiklerimi dikmeye ve sergilemeye başladım. Yeditepe Üniversitesi Sanat Yönetimi Bölümü dördüncü sınıf öğrencisiyim. Bu güne kadar Türkiye’de 10, Londra’da ise şimdilik 1 görünen ancak devamı yolda olan projelerle birlikte toplam 11 defilem oldu.
Reset!: Her şey nasıl başladı? Yani “Ben tasarımcı olacağım.” deyip de mi bir şeyler kesip dikmeye başladın yoksa küçük bir hobi olarak başlayıp bir anda kendiliğinden mi buralara geldi?
Ben tasarımcı olacağım, diye başlamadım açıkçası. Ama “Ben sanatla uğraşacağım.” derdim hep kendi farkıma vardığımdan beri. Sanatla ilgili bir şeyin içerisinde olacaktım ama tam adını koyamıyordum küçükken. Aslında modayla yani kıyafetlerle uğraşmayı hep çok sevdim. Üniversiteye girerken moda okumak istedim fakat bu biraz geçiştirildi. Okuduğum şey bütün sanat dallarının yönetimini kapsadığından çok da sıkıcı olmadı. Ama işte gene dönüp dolaşıp asıl içimdekine geldim. " Hobin işin olduğunda senden başarılısı olmaz. " uyanışıyla bu yolda yürümek istediğimi çok net fark ettim.
Reset!: Gelelim mühim konu Wimbledon Moda Haftası’na… Nasıl katılmaya karar verdin ve nasıl hazırlandın?
Açıkçası Londra’da bir defile bu işe ilk başladığımdan beri en büyük hayalimdi. Sık sık gidiyorum zaten Londra’ya, her gittiğimde bit şeyler araştırıp kovalıyordum. Bir keresinde bunu bir şekilde buldum, ardından hazırlanıp katılmaya hak kazandım. Hazırlık süreci defile için çok heyecanlıydı ve heyecan kadar stres de vardı tabi. Fakat katılım süreci sürprizlerle doluydu, her elemeyi geçtikçe hayret ettim. Çünkü şimdiye kadar hiçbir Türk’ün katılamamış olmasından dolayı endişe taşıyordum.
Reset!: Peki sence Melis Binay’ı diğerlerinden ayıran ve seçilmesini sağlayan en önemli şey neydi?
Ben de aynı soruyu bizzat bu işin en üstündeki adamlardan birine sordum. Biz Türklerin gittiğimiz yere uyum sağlayamadığımız, bilfiil kendimiz gidip de asla hiçbir şeye katılmadığımız yorumunu getirmesinin ardından işlerimizde taklidin de çokça olduğunu söyledi. Ayrıca şu ana kadar katılmak isteyenler de çok değişik global fikirlerle başvurmamışlar. Bilemiyorum, bana anlatılan sebep buydu.
Reset!: Defilenin konsepti ise Moda Egoları. Bize kısaca konseptini ve çıkış noktasını biraz açıklar mısın?
İnsanlar ve egolarından yola çıkarak yaptığım bir şeydi aslında. Her gün üzerimize bir sürü sıfat, ego ve kıyafet geçirip çıkıyoruz dışarı. Bunların kıyafet bazında olanlarının dışındakileri bilinçli bir şekilde giymiyoruz ve egolarımızı en yakın arkadaşlarımız gibi yanımızda taşıyoruz. Burdan yola çıkarak figürleri insanlarla özdeşleştirdim. Böyle bir konsept çıktı ortaya..iddiam ise şuydu ; egoların çirkin yüzlerini en sempatik şekilde sunmak. Çünkü onları sempatik olarak algılayıp kabul edersek, kendimizdekilerin de farkına varabiliriz. Egosuz bir hayat için de önce fark edilmeleri gerekir. Bende fark edilmesi, en azından akıllarda kalıp bir kez bile olsa düşünülebilmesi için yaptım bu konsepti. Bu günlerde bol egolu insanlardan çokça var. Bence olmamalı.
Reset!: Peki sen sokağa çıkarken üzerine neleri geçiriyorsun? Senin de egoların, hırsların ya da etiketlerin var mı mesela?
Beni tanıyanlar bilirler, ben egosuz biriyim. Hırsım da etiketim de yoktur. Bu tarz bizim yarattığımız saçmalıklarla beslenmek yerine doğayla, olanlarla beslenmekten yanayım. Müdahalesiz, kavgasız, dövüşsüz bir hayat isterim hep. Sakin biriyimdir. Evcimenim, o yüzden çok belaya bulaşmam ya da çok yüksek egolulara… Zaten ben bile fark etmeden kaçmış olurum öylelerinden. Sokağa çıkarken ise açıkçası o an ne istiyorsam onu giyerim. Kimine göre çok abes, kimine göre dikkat çekici, kimine göre de çok sıradan. Aslında zaten benim için o an önemli olan kimilerine göre değil, bana göre giyinmek. O yüzden net bir şey söylemem mümkün değil.


Reset!: Şimdi Melis Binay’ın hayatını Wimbledon öncesi ve sonrası diye ayırmak gerekirse Melis Binay Wimbledon Moda Haftası’ndan önce neler yapıyordu ve sonrasında neler yapacak?
Böle bir ayırım istemem, çünkü bu yaptıklarım yapacaklarımın yanında çok minik bir parça. İstediğim sürece bu işi yapacağım öyle veya böyle. Çok bir şey değişmedi bende… Sadece kariyer anlamında tabi ki bir ilerleme var. Bir de Türkiye’de ve İngiltere’de birileri artık ismimi biliyor. Bireysel hayatımda bazı şeyler hızlandı. Şu an çok yoğun bir tempoda çalışıyorum. Her şeye yetişmek ve güzel, sevdiğim tüm işlerin içinde olmak isteyen bir bünyem var. Tabi ki Wimbledon sonrasında daha çok duyulduğumdan iş talebi daha çok arttı. Tanımadığım insanlar da benle konuşmak istiyor. Bende bireysel olarak bir değişim yok ama. Çalışmaya devam … Bunlara takılırsam ilerleyemem. Ne oldum delisi olur, hiçbir şey yapamadan oturursun. Ben öyle biri değilim. Daha yapılması gereken çok şey var listemde, London Fashion Week gibi mesela. Şu an buna çok hazır hissetmiyorum. Kendimi biraz daha kısık ateşte pişirip öyle sunmak istiyorum. Eminim yemek daha lezzetli olacak böyle. Şimdilik bu hakkımı saklıyorum. Oradaki konsey de bu konuda bana yardımcı oluyor, mutluyum o yüzden. Ama 2010’da görünen yine bir Wimbledon Fashion Week ve her sene seçilen Miss Wimbledon bir tasarımcıyla çalışmak durumunda. Bu seneki benim kıyafetlerimi giymek istiyormuş, heyecan verici.
Reset!: Bazen tasarımcılar öyle tasarımlar yapıyor ki bunları podyumdan sokağa taşımak pek mümkün olmuyor. Mesela Alexander McQueen’in son defilesinde kullandığı ayakkabılar gibi… Peki, sen tasarımlarını yaparken neyi göz önünde bulunduruyorsun? Yani tasarımlarının aynı zamanda giyilebilirliği senin için önemli mi yoksa hayal gücünün sınırlarını zorlamayı sevenlerden misin?
Tabi ki hayal gücümün sınırlarını zorlamak hoşuma gidiyor ama hem hayal gücünü hem de gerçekçiliği birleştirdiğinizde daha gerçek bir şeyler çıkartıyorsunuz, bana o daha çok heyecan veriyor. Alexander McQueen artık belirli şeyleri tamamladığından daha farklı bir pencereden bakıyor. Bir gün ben de oradan bakabilecek duruma gelirsem, o zaman tekrar konuşmak isterim. Ama şimdiki düşüncem ve yapmaya çalıştığım şey bu iki şeyi birleştirmek, ilerde ne olur bilemem.
Reset!: Tasarımlarına baktığımızda canlı ve parlak renkleri kullanmayı sevdiğini görüyoruz. Peki gündelik hayatta sen nasıl giyinmeyi tercih ediyorsun? Dolabının olmazsa olmazları neler?
Ben renkli şeyleri seviyorum, benim hayatımı yansıtıyor. Spesifik olarak bir şey söyleyemem ama pantolondansa elbiseyi hep tercih ederim ve dolabımda çoğunlukla elbise vardır. Güneş gözlüğü ve çanta tamamlayıcı vazgeçilmez öğelerimdir. Günüme göre giyinmeyi severim. O gün karanlık bir günümse ona göre bir şeyler, çok keyifli ve enerjiksem ona uygun bir şeyler… Ama sıradan olmaktan nefret ettiğim bir gerçek.
Reset!: Melis Binay’ın zamanında kendisinin de yaptığı ya da çevresinde gördüğünde yüzünün buruşmasına sebep olan bir moda hatası var mıdır?
Bilmem oturup düşünmedim. Bence modada veya sanatta hata yoktur. Hatalar kime ve neye göre? Başkalarının bana göre hata olarak kabul edebileceğim bir şeyini söylemem mümkün değil, çünkü ben öyle bir merci değilim. Herkes kendine göre, kendine özgü bir şeyler yapsın. Sonunda kendi yaptıklarını değerlendirip notlandırsın. Ben yaptıklarımı dediğim gibi kendim için yapıyorum. Benim gibi düşünüp, benim sevdiklerimden hoşlananlarla bir masada buluştuğumuzu hayal edip imgeliyorum aslında. O masada şimdilik birileri var, bir gün hiç olmasa da ben yapmak istersem yaparım. Çünkü sanat öyle bir şey değil. Benim zevkime uymayan, hoşuma gitmeyenler olur mutlaka ama hata diyemem. O da ona göre güzeldir ki yapmıştır. Ben sadece aynılığı, sıradanlığı ve tekrarlanmışlığı sevmiyorum.
Reset!: Her genç tasarımcının ya da adayının Türkiye’deki moda sektörünün gidişatı hakkında ne yazık ki bir şikayeti oluyor. Sen neler düşünüyorsun? Ne gibi zorluklarla karşılaştın?
Sanata karşı bakışımız belirli noktalarda çok dar ve sığ. Bu açıdan moda veya farklı sanat dallarıyla uğraşanların gördüğü en büyük sıkıntı saygı görmeyip birbirini ezmeye çalışan bir grup itişen insan tablosu. Biraz bunun dışına çıkıp baktığınızda; anlamsız ve saçma bir kavga görüyorsunuz, gördüğünüzde ise yaptığınız şeyden veya bulunduğunuz ortamdan itiliyorsunuz. Ben bu bir sektörse ki öyle, o zaman ancak hep birlikte kaldırıp ileriye taşıyabiliriz mantığındayım. Ama birileri birilerini yargılamaktan, eleştirmekten o kadar alamıyor ki kendisini, asıl amaç unutuluyor. Emeğe saygı yok, söylenecekse hep çok şey var. Fakat iş ve icraat maalesef yok denebilecek kadar az. Hal böyle olunca sürekli konuşuyor ama hiçbir şey yapmıyor oluyorsunuz. Gruplaşıp dedikodu yapmaktan sinemaya ya da kahve içemeye gidemiyoruz. Halbuki bunlarla insan hayatına küçük molalar veriyor. Moda sektörü de hayatın içinden bir tat, keyif, kahve... Şekeri bol hem de…
Reset!: Son olarak bize en beğendiğin tasarımcılardan birkaç isim verebilir misin?
Ben çok tasarımcı takip etmiyorum maalesef. Genel olarak ülkelerin, şehirlerin ve sokakların modalarını takip ediyorum. Tabi ki bir kaç isim var ama hayranı olup yedi yirmi dört takipte değilim. Çünkü sanat etkilenilebilen bir dal. Bu yüzden birilerinin fanı olup bir süre sonra çizgimin onlara kaydığı bir resim istemiyorum. Ama sokak modasındaki karışımları takip edip izliyorum.
Reset!: Teşekkürler…


|