Helena Christensen’dan Hayat Dersleri

90’ların efsanevi süpermodellerinin yeniden en önemli markaların yüzleri olmaları, en prestijli dergilerin kapaklarını süslemeleri,“süperstar” statülerini geri kazanmaları bir süredir dikkatimi çekiyordu. Gençliğe verdiği aşırı önemle, fazlasıyla “nankör” bir meslek olarak ün salmış “modellik” endüstrisinde 27 yaşındaki modellere yaşlı gözüyle bakılırken, artık neredeyse 40’lı yaşlarındaki “zamansız” modellerin hala moda dünyasını domine ediyor olmaları oldukça ironik aslında. Yer çekiminden (ya da moda dünyasının acımasızlığından) payını alıyora hiç benzemeyen bu modeller en son i-D dergisinin 2010 kış sayısının kapağında gözüme çarptı. 39 yaşındaki iki çocuk annesi Alman süpermodel Claudia Schiffer, Eva Herzigova ve 41 yaşındaki 1987 Danimarka Güzeli” Helena Christensenpoz verdikleri derginin siyah beyaz kapağında “SUPER NATURE” başlığının hakkını verir görünüyorlardı.



Her zaman herşeyden haberi olan bir arkadaşımın “i-D’nin son kapağında Helena Christensen’i gördün mü!” uyarısını bana yaptığı günün gecesinde Julian Plenti (yanı Helena Christensen’in erkek arkadaşı Interpol’den Paul Banks) konserine gittim. Konser çıkışında Interpol gitaristi Daniel Kessler’in “pek sevimli-sıcak” olmayan Fransız aristokratı tavırlarından uzaklaşırken karşımda Helena Christensen’i buldum. Birazcık sarhoş olduğu belli olan Helena Christensen’a “i-D kapağı “ dememle Christensen’in “ inanamıyorum! 40 yaşında olduğuma inanamıyorum” söylemlerine başlaması bir oldu. 2saniye sonra, Chris Isaak’in Wicked Game videosunda küçükken günde 500 kez izlediğim ünlü model, bana 10 yaşındaki oğlunun fotoğraflarını, annesinin ona ispanyolca attığı mesajları gösteriyordu. Normalde başkalarının kameralarına poz vermeye alışık olan Helena’nin kendi telefonuyla fotoğrafımızı çekmek istemesiyse bence oldukça ilginçti. 21 yaşında olduğumu öğrendiği anda ise üstüme süpermodelden hayat öğütleri akmaya başladı ve sonraki 45 dakika boyunca: 20li yaşların insanların hayatının en güzel dönemi olması, zamanın çok çabuk geçmesi, ailenin önemi, hayatı “sımple” tutmanın faydaları başlıklı düşüncelerini paylaşti Christensen benimle. Oğlunun veli toplantısından bahsederkense modellık ve anneliği dengeye almaya çalışırken ne kadar zorlandığı belli oluyordu. Ünlü süpermodelin ne kadar “sımple” bir hayat yaşadığı soru işareti olsa da, konuşmalarındaki samimiyeti ve ‘senin yaşında kızım olabilirdi şuanda’ yorumlarındaki insanlığıyla gözümde son derece doğal ve sevilesi bir imaj çizdiğini söyleyebilirim. O bugün kırışıklıklarından yakınıyor olsa da, zamanımızın fotoğraf teknolojisinde yüzündeki çizgilerin Helena’nin kariyerinden çok birşey götüreceğini düşünmüyorum. Aksine doğal güzelliği, mesleğindeki tecrübesi, kenidini taşıyısı ve sana şöhrete karşı tutumuyla birleşince geçen yıllar Christensen’i 20’lik meslektaşlarının çok önüne taşıyor bile diyebilirim.



Konserin verildiği Bowery Ballroom’dan ayrılıp evime gitmek üzereyken, ünlü modelin en çok şu lafı aklımda kaldı: “evet belki 40 yaşındayım ama bakalım siz 40 yaşında olduğunuzda benim kadar –cool- olabilcek misiniz?” Eğer Helena Christensen’in bu lafından kastı 40 yaşında bile güzel, zayıf ve stil sahibi olup, rock starlarla çıkıp, modellık ve annelik sıfatları arasında gidip gelmekse…Ünlü modelin bu sempatik sorusuna nasıl bir cevap verilebilirdi ki?







 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010