Coco Avant Chanel – Coco Chanel’den Önce

Gabrielle Chanel, 20. Yüzyıl kadınını yaratırken erkeklerin egemen olduğu bir dünyada tek başına ayakta durmak zorundaydı. Çocukluğundan beri söylediği şarkıdan aldığı takma ismiyle nam-I değer Coco Chanel, diğer kadınlar etrafında kilolarca mücevherleri ve sıkı sıkı sarıp sarmalanmış kıyafetleri içinde süs bebeği konumunda nefes almakta zorlanırken; O, pantolonunu ayağına takıp ata binen, kafasına estiğinde eline aldığı makasla saçlarını pat diye kesebilen bir kadın.  Hatta abartırsam kadınların kedi başına iş bulmasını anarşik bulan bir dönemden geliyor.

Film Coco Chanel’in Chanel olmadan evvelki hayatını anlatan bir yapım. Anne Fontaine’nin yönetmenliğini üstlendiği filme başlamadan evvel açıkçası yine o iki buçuk saat süren biyografilerden biri olacağını düşünüyordum. Pek de biyografi fanı olmadığımdan ötürü kararsızdım açıkçası ama Audrey Tautou faktörü ve olayın Chanel boyutu tabii ki ilgimi çekti.
Öncelikle kullanılan mekânlar köşkler, kostümler, doğa çekimleri kesinlikle şiirsel, zaten dökülen yaprakların arasına pijamalı haliyle elinde sigara tutan Audrey Tautou’yu koymak gerçekten büyüleyici bir tablo sunuyor izleyiciye.  Filmi izledikten sonra Coco Chanel rolü için önce Keira Knightley’nin ismini geçtiğini duyunca hafif bir şaşkınlık geçirmedim değil. Yani böyle bir Fransız devinin hayatını canlandırması için böyle bir Fransız filminde yine Fransızca konuşan petite bir hanımefendiyi bekliyor insan.

Film kendinden bekleneni fazlasıyla veriyor. Koko’nun asi tavırlarını, göğüslerini sımsıkı çevreleyen korselerin içinde acı çeken kadınlarla alay etmesi, hayatı boyunca evlenmemiş olması, daha Audrey odadan içeri ceketiyle girdiğinde kendini hissettiriyor, diyaloglara o kadar mühim değil yani. Mükemmel bir oyunculuk var. Kimilerine göre Amelie’den sonraki en iyi filmi Coco Avant Chanel.  

Ama Coco’nun etrafındakilerle olan ilişkisi biraz bölük pörçük anlatılıyor, mesela Arthur Boy Capel ile Etienne Balsan arasında kalan Coco’nun duyguları daha derinlemesine işlenebilirdi, araya hızlı hızlı farklı karelerin girmesi, yok şuraya da bir anarşik replik sokalım izleyiciyi uyandıralım efekti yaratılmak istenmiş gibi açıkçası filmi biraz sendeliyor. Belki de filmin kısa oluşundan ötürü özellikle sonlarına doğru oldubittiye gelişi pek tatmin edici değil.

Fakat şu gerçek ki şapka dizaynıyla başlayıp kadın kimliğini tam anlamıyla değiştiren bir ikonun önünde onun sözlerine hayran olmamak elde değil. Özellikle modayla ilgilenenler, tasarım kıyafetlere ilgi duyanlar kesinlikle bu filmden çıktıklarında yüzlerinde hafif bir gülümseme içlerinde sessiz bir acaba sorusuyla salonu terk edecek. Azmin neleri başarabileceğine, eline bavulundan başka bir almayıp yola düşen ve bilinmeze sürüklenirken nasıl statüyü koruyacağını bilenleri anlatıyor.  Fazla gururlu Coco Chanel… Belki de bu aşırı özgüven ve cesareti onu Chanel yapmak için yanına alacağı bir çuval dolusu paradan daha önemli kıldı.

Son olarak şunu diyebilirim ki film sırf 1800lerin sonlarındaki Fransız ambiyansı için bile görülmeye değer, hele o ambiyansın içinde Audrey Tautou varsa…

 




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010