Son 10 Yılın En İyi Performansları - Mert Ergin'in Seçkisi

Toni Servillo (Guilio Anderotti) - Il Divo (2008)

Paolo Sorrentino filmi Il Divo'da İtalya’nın Süleyman Demirel’i de diyebileceğimiz Guilio Andreotti’nin hikâyesi devlet-mafya-Vatikan-P2 locası arasındaki karanlık ilişkiler ekseninde anlatılmaktadır. Film sinematografi bazında çok basarîli olmasının ötesinde Toni Servillo’nun performansı mükemmel ötesidir bence... Guilio Andreotti’yi kendinden baksa kimse bu kadar muhteşem oynayamazdı kanaatimce.

Edward Norton (Monty Brogan) -  25th Hour (2002)


     
Hapse girmeden önceki son gecesini iki eski iyi arkadaşı ve sevgilisiyle geçirmekte olan Monty’nin hikâyesi ve son saatlerinin anlatıldığı bu Spike Lee filminde, Edward Norton (upss: kişisel fikir) her filminde olduğu gibi yine ve yeniden müthiş bir performans ortaya koymuş ve bize karakterin ruh halini yaşatmıştır.

Bruno Ganz (Adolf Hitler) -  Der Untergang (2004)

Oliver Hirschbiegel filmi Der Untergang, 2. Dünya Savaşı’nın son günlerinde, Hitler’in Berlin’deki karargâhında geçmektedir. Hitler’in ve kurmaylarının son anlarını, tüm yaşananları karargâhta sekreter olarak bulunan Traudl Junge’nin gözünden anlatmaktadır. Bruno Ganz, Hitler’i mimikleriyle, duygusal ivmeleriyle ve o inanılmaz tutkusu, inancıyla %100 olarak yansıtmıştır. Zaten okuduğumuz bu adamın aynı böyle bir manyak olması lazım dedirtebilmiştir bizlere. Olağanüstü performans gerçekten.

Michael Shannon (John Givings) - Revolutionary Road (2008)

Sam Mendes'in Revolutionary Road adlı filminde Wheeler çiftinin kendilerini ayrı tuttukları fakat günbegün daha çok içine düştükleri tipik tek düze yaşam standardından kurtulma çabasıyla bu paralelde yaşadıkları ve yaşayamadıklarını anlatmaktadır. Karakterimiz ise komşuları Givings’lerin toplum normlarınca normal olmayan matematik profesörü oğlu John Givings’dir. Michael Shannon karakteri tüm normal deliliği ve gerçekliğiyle çok güzel oynamış ve bize de çok sevdirmiştir kanımca.

Heath Ledger (Joker) - The Dark Knight (2008)

Christopher Nolan'ın The Dark Knight adlı filmindeki bu karakterle ilgili aslında herkes az çok aynı şeyi yazacağından çok da bir şey yazmaya gerek duymuyorum. Ama bir tek şey eklemek isterim, bence Jack Nicholson (ki kendisi de gayet iyi oynamıştır) bile evet Joker budur demiş olmalı.

Forest Whitaker (Idi Amin) - The Last King of Scotland (2006)



Kevin Macdonald'ın yönetmenliğini yaptığı film, İskoçyalı taze doktor gencimizin macera arayışı vesilesiyle haritadan Uganda’yı seçip buraya gelmesi, burada küçük bir köyde mesleğini ifa ederken Uganda’nın ünlü diktatörü Idi Amin’le tanışmasını anlatır. Amin’le birlikte yaşadıkları, Uganda ve Idi Amin’e dair bir yapıttır. Forest Whitaker, Idi Amin karakterine can vermiş, kan vermiş, alıp karşımıza koymuş harika bir performans sergilemiştir ki zaten bu başarısıyla yüzde yüz hakkettigi Oscar’ı da götürmüştür.

Thomas Turgoose (Shaun) - This Is England (2006)

Shane Meadows yönetmenliğinde 80’li yıllarda geçmekte olan filmimiz o yıllarda yükselen ırkçılık hareketine ve gençliğe Shaun karakteri aracılığıyla içerden bir bakış sunmaktadır. Babasını Falkland Savaşı’nda daha yeni kaybetmiş, 12 yaşında bir çocuk olan Shaun’un zararsız genç bir dazlak grubuna girmesi ve çevresinin, çevresiyle birlikte kendisinin de değişimi izlenmektedir. Thomas Turgoose isimli velet (“Cidade de Deus” daki küçük Ze’yi de unutmayarak) izlediğimiz en basarîli çocuk performansını sergilemiştir bence. Tipiyle, sesiyle, hareketleriyle karakteri tümüyle vermiştir.

Ellen Burstyn (Sara Goldfarb) - Requiem For a Dream (2000)


  
Valla film hakkında bilgi vermeye gerek yok, 80-90 doğumlu tüm gençler herhalde birkaç defa izlemiş, üstüne konuşmuş birçok ortamda filmin ekmeği yenmiştir. ..Neyse, ama Darren Aronofsky yönetmenliğindeki filmin asıl unutulmaz noktası anne karakteridir. Ellen Burstyn, filmi izlemenin akabinde gidip annenize sarılmanıza neden olacak kadar gerçek kılmıştır karakteri. Çok çok çok başarılıdır… 2001'de Oscar’a aday gösterilen bu performansın yerine, Julia Roberts’in “Erın Brockovich” karakteriyle Oscar’ı alması da akademinin ayıbıdır artık ne diyeyim.

Helena Bonham Carter (Marla Singer) - Fight Club (1999)

David Fincher'ın yönetmenliğini yaptığı film hakkında pek bir şey demeye gerek yok kanımca, ama Marla Singer üzerine baya bir uzun konuşulabilir. Arıza kadın Marla’ya can vermiş Helena B.Carter performansıyla bizi kendine hayran bırakmış ve karakteri Marla Singer’a da delicesine âşık etmiştir. Performans o kadar iyidir ki insanlar “arıza kadın” tanımlaması yaparken Marla Singer örneğini kullanmaktadır yanı öylesine kazımıştır beyinlere karakteri H.B.Carter.

Salma Hayek (Frida Kahlo) – Frida (2002)



Meksikalı ünlü kadın ressam Frida Kahlo’nun sıra dışı hikâyesi anlatılmaktadır. Julia Taymor'un yönetmenliğini yaptığı filmde... Frida’nin kocasıyla ilişkisi ekseninde, sanatından, politik duruşundan, cinselliğinden, hastalığı ve son günlerinden birçok şeyi barındırmaktadır. Zor bir karakterin hakkını başarıyla vermiş ve en iyi performanslarından birini çıkarmıştır Salma Hayek bu filmle. Frida’nın sanatçı, politik, mücadeleci yanlarıyla basit insanı taraflarını; acısını ve azmini çok güzel yansıtmıştır.

 




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010