Son 10 Yılın En İyi Performansları - Alper'in Seçkisi

Jet li (Danny) - Danny the Dog (2005)

Bugüne kadar kendisini hep dövüş sanatlarını bilen ve onları uygulayan bir kung fu ustası olarak gerek Çin yapımlarında gerekse de Amerikan yapımı aksiyon filmlerinde izledik. Ama Danny The Dog filminde ilk kez salt aksiyona dayalı bir oyun sergilemeyecekti bunun yanında küçük bir çocukken bulunan ve bir köpek gibi yetiştirilen okuma yazma bilmeyen hatta hiçbir duyguyu tadamamış bir kişi olarak yetiştirilmiş birini oynaması gerekmekteydi ve Jet li filmde bunu gerekli şekilde veren bir yapıya bürünmüştü bu rolle de sadece aksiyon filmlerinde oynayan adam imajını yıkmıştır.

Guy Pearce (Leonard Shelby) – Memento (2000)

Memento belki de senaryosuyla 2000’li yıllarda çığır açan bir yapıya sahip olan bir film görüntüsü çizmesine rağmen senaryonun dışında buna etki eden en önemli faktörde Leonard rolünde oynayan Guy Pearce’ tır. Film kısa dönemli belleğini yitiren ve hayatı ile ilgili her şeyi not kâğıtlarına yazarak intikam almaya çalışan bir adamın hikâyesidir aslında. Ama Pearce bunu sanki gerçekten yaşarcasına izleyiciye aktarmaya çalışmıştır bunu vücuduna dövme şeklinde yazdığı notlardan ya da her zaman donuk olan yüzünden anlayabiliyoruz. Olaylara karşı tepki verişleri ve hikâyenin devamının ve sürekliliğinin sağlanması için kendisinin filme verdiği hasta ama intikam peşinde koşan, her gün yapacaklarını not defterine ya da vücuduna kazıdığı dövmelere göre şekillendiren adam tipini onun kadar seyirciyi heyecanlandırarak beyaz perdeye yansıtan kişi sayısı azdır.

Adrian Brody (Wladyslaw Szpilman) - The Pianist (2002)

Yahudi soykırımının bir piyanist özelinden anlatıldığı The Pianist filminde belki de Adrian Brody’i hayatının rolünü oynarken görmekteyiz. Savaşın başlarındaki iyimser havayı bize yansıtış şekli ondan sonra Almanlardan kaçarken seyirciye hissettirdiği kaçış ya da belki bir umut hissi olsun oyuncunun gösterdiği iyi performanslardan biri. Ama rolün en tavan yaptığı nokta ise filmde toplama kampında alman subayın herkesi kafasına kurşun sıkarken sıra Szpilman’a gelince silahın kurşunun bitmesi ya da çalışmaması olarak karşımıza çıkıyor. Burada Brody’nin seyirciye yansıttığı umutsuzlukla beraber belki yaşam için bir şansa sahip olma duygusu bence gösterilen en iyi performanslardan biridir.

Mickey Rourke (Randy) - The Wrestler (2008)

Son zamanlarda belki de çekilen farklı senaryolardan birine sahip olan The Wrestler filminde Mickey Rourke’un gösterdiği performansı listeye koymazsak kendisine haksızlık ederiz herhalde. Bir amerikan güreşçisinin hayatının belli bir bölümünün anlatıldığı filmde Mickey Rourke, bize aslında tam bir dram performansı sunuyor. Bir yandan güreş sevgisi yüzünden hayatını düzene koyamayan diğer yandan ise güreşi bırakıp hayatını paylaşacak bir kişi ile paylaşmaya çalışan bir adam portresini bizlere sunuyor. Ama bunları yaparken yaşadığı duygu bunalımlarını ve umutsuzluğunu da seyirciye gösteriyor. Aslında filmde gösterdiği performansta kendisini en mutlu eden yerin ringler olduğunu anlıyoruz çünkü normal bir hayat yaşamak isteyip de marketin et reyonunda çalışmaya başlaması ve en sonunda yaşadığı stresten patlama noktasına gelip işi bırakıp tekrar ringlere dönmesi bunu bizlere anlatıyor.

Matt Damon (Jason Bourne) – The Bourne Ultimatom (2007)

Aksiyon filmleri içinde farklı bir yere sahip olan Bourne üçlemesinde üzerinde uygulanan deneyler sonucu hafızasını yitirmiş bir asker ve suikastçi rolünde karşımıza çıkıyor Matt Demon. Serinin son bölümünde bir yandan Bourne’ un hafızasının tekrar geri gelmesini beklerken diğer yandan da onu bu hale sokan kişilerden intikam almasını izliyoruz. Matt Demon bu filmde aslında karşımıza iyi bir suikastçi rolüyle çıkıyor. Ayrıca hafızasını kaybetmiş ama onu tekrar elde etmeyi amaçlayan önüne çıkan engelleri teker teker aşan bir ajan karakteri sunuyor bize. Aynı zamanda peşindekilerden kaçarken bir yandan da onları kovalayan bir adamın intikam duygusunu da seyirciye iyi yansıtıyor.

Tom Hanks (Paul Edgecomb) – The Green Mile (1999)

Tom Hanks, bu filmde karşımıza bir gardiyan rolünde çıkıyor. Belki de bu film Tom Hanks’in filmografisi içinde en önemli yapıtlardan birisi. Çünkü bu filmde oynadığı rolle kendisi bizlere ne kadar da büyük bir oyuncu olduğunu gösteriyor. Filmde kendisini idama mahkûm olan siyah bir adama devamlı yardım ederken görüyoruz. Çünkü Hanks, filmde adamın özel yetenekleri olduğunu anlayan ve çevresindekileri de buna inandırmaya çalışan bir role sahip ki hapishane müdürünün eşinin iyileştirilmesi sahnesinde bunu görebiliyoruz. Film bir dram filmi olarak öne çıkıyor ve devamlı bir duygusal yoğunluklukta devam ediyor ve Tom Hanks de bu duygu yoğunluğunu bizlere çok iyi yansıtıyor.

Jim Carrey (Walter Sparrow/Fingerling) – The Number 23 (2007)

Jim Carrey için bahsedilebilecek çok fazla şey yok aslında. Kendisini bugüne kadar hep komik adam rollerinde gördüğümüz için farklı bir rolde iyi bir performans göstermesi gerçekten de onun kaliteli bir oyuncu olduğunu bizlere gösteriyor. Adı pek fazla duyulmamış olan bu filmde Jim Carrey çift kişilikli bir adamı canlandırıyor. Ama filmin sonuna kadar bunu kendisi bile bilmiyor ve bu olayı ayrıca filmi izleyenlere de yansıtmıyor. Yani film sona yaklaşana kadar seyirci aslında filmin konusunun Jim Carrey etrafında döndüğünü anlamıyor ve filmin sonunda büyük bir sürprizle karşılaşıyor. Bence bu film Jim Carrey’nin komedi filmler dışında da diğer filmlerde iyi bir performans göstereceğinin bir ispatı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Benicio Del Toro (Ernesto “Che“ Guevera) – Che: Part One & Part Two (2008)

Ünlü devrimci Che’ nin hayatının anlatıldığı bu filmde bence Che’ yi oynaması için seçilen en iyi aktör olmuştur Benicio Del Toro. Kendisi Usual Suspects ve 21 Grams’da rüştünü ispat ettikten sonra böyle bir filmde rol alması da kendisi için önemli bir ayrıntı haline gelmiştir. Gerek yüzü gerekse oyunculuğu ile bu rol için en iyi kişilerden biri olduğunu bizlere ispat etmiş bir kişi olarak karşımıza çıkmakta Benicio Del Toro. Kendisini filmde oynadığı kişinin rolüne iyice hazırlanmış olarak görüyoruz kendisini gerek ilk bölümde gerekse de ikinci bölümde hep bu tarzı ile karşımıza çıkmaktadır.

Johnny Depp (Jack Sparrow) - Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Pearl (2003)

Korsan filmlerinin modasının geçtiği zamanlarda ortaya çıkan Jack Sparrow karakteriyle türe tekrardan hayat veren Johnny Depp eminiz ki türün hayranlarını da sevindirmiştir. Çünkü kendisi oynadığı karakterle ayrıca klasik korsan karakterlerine de yeni bir boyut kazandırmıştır. Uçuk kaçık hareketler ama buna rağmen kendine olan sonsuz güveni ve sahip olduğu şans ile herkesi etkilemeyi başarmış bir karakter yaratmış bir kişi olarak karşımıza çıkmıştır Johnny Depp ve bu sayede de filmin büyük bir hayran kitlesine sahip olmasına yol açmıştır.

Brad Pitt (Achilles) – Troy (2004)

Truva savaşının hikâyesinin anlatıldığı bu prodüksiyonda Brad Pitt’i, ünlü yunanlı savaşçı Achilles rolünde karşımızda görmekteyiz ki kendisi de bu role yakışan bir aday olarak karşımıza çıkmaktadır. Rolün önemini anlayan Brad Pitt bu rol için uzman kişilerle çalışarak vücudunu role uygun hale getirmiştir ki bu bile bize onun rolünü ne kadar sahiplendiğini gösterir. Kendisi filmde ünlü bir savaşçı olmak isteyen ama bir yandan da aşkı arayan bir kişi rolündedir. Sakin bir yapının içinde aslında sevdikleri için her şeyi yapacak bir karakter sunmaktadır kendisi bizlere ki bunu kuzeninin öldüğü sahnede ya da filmin son sahnesinde âşık olduğu kadını kurtarmaya giderken anlıyoruz. Ayrıca başına buyruk tavırları ile özgür ve kimseye bağlı olmayan bir savaşçı portresi çizmektedir kendisi.

 




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010