Jeux d'enfants – Cesaretin Var Mı Aşka?

Ağlamaklı yüzler, baygın müzikler, gereğinden fazla bir hüzün ve durağanlık. Bu saydıklarım, “klişe patlaması” aşk temalı filmlerin yalnızca birkaç özelliği. Hala kaldırabilenleriniz varsa, en azından Casablanca’yı izleyerek her şeyin başlangıcına gitmenizi tavsiye ederim. Ama artık bu her şeyiyle aynı aşk filmlerinden bunaldım, ya da erkek arkadaşım benim sevdiğim filmlerin hiç birini izlemek istemiyor diyen bayanlar için, “Jeux d'enfants”tan daha iyi bir seçim olabileceğini sanmıyorum.

Jeux d'enfants, Yann Samuell tarafından çekildi ve 2003 yılında gösterime girdi. Yann Samuel için büyük bir patlama olan bu film, tam 4 yıl sonra, yeni filmi My Sassy Girl ile yönetmeni beklentilerin de üstüne çıkardı. Film, ülkemizde tıpkı Eternal Sunshine of The Spotless Mind gibi, sonradan patlama yapan filmler kervanına katıldı.

Adından anlaşıldığı üzere bir Fransız filmi olan Jeux d’enfants, beklentilere gerçekten farklı bir şekilde karşılık veren, çok farklı bir film. Bu filmi aşk filmi kategorisine kesinlikle koyabilirsiniz, bakınız belirtileri de var, evet iki aşık arasında zorlu engeller var, evet kötü adam-iyi adam da var denilebilir, hatta ölüm ve hastane ve gözyaşları ve donuk renkler bile. Ancak bunlardan fazla karşılaşabileceğiniz şey ise, kahkaha, gülen yüzler, beklenmedik davranışlar, cin fikirler, kimi zaman aksiyon ve sımsıcak renklerin olduğu bir Fransız filmi.

Başrollerinde Guillaume Canet ve Marion Cotillard’ın bulunduğu film, gerek oyunculukları, gerek senaryosu, gerekse alanında az bulunan bir tarz oluşuyla, sinemaseverler tarafından kaçırılmaması gereken bir film kanımca. Bildiğiniz romantizmin üstüne gelecek çarpık bir romantizm, aşkın saf halini istemeden de olsa kirletiyor ama bu aslında iki karakter arasındaki aşkın büyüklüğünün ne derece olduğunu gösteren en büyük etken haline geliyor, bir nevi “sonsuz aşk” kavramına, çok farklı bir bakış açısıyla yaklaşıyor da diyebiliriz.

İki küçük çocuk arasında başlayan basit bir oyunun, yıllar geçtikçe bu iki çocuğun hayatlarını ciddi şekilde etkileyecek duruma gelmesini anlatıyor film. Kulağa muhtemel bir korku filmi senaryosu gibi bile geliyor biliyorum. Ancak bu filmin en basite indirgenmiş hali. Tek söyleyebileceğim, film bittiğinde yüzünüzde belirecek olan o tuhaf gülümsemeyi, her filmin sonunda yaşayamazsınız, bu yüzden bence, bir an önce bırakın kendinizi “La Vie En Rose” eşliğinde, masalımsı bir modern öykünün ellerine… İyi seyirler.

 




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010