Funny People – Matrak Adamlar
Matrak Olmaya Çalışmayan Adamlar
Bir filmi izlemeden önce bazı beklentilerim oluyor. Hatta bu konuda Pavlov’un köpekleri ile benzer bir kaderi paylaşıyorum. Afişte ya da DVD kapağında Tarantino adını gördüğümde ister istemez aklıma bagaj içi çekimleri ya da ayak fetişi sahneleri geliyor. Benzer bir şekilde bir Shyamalan filmi gördüğümde filmin sonunda olayların garip bir şekilde bağlanacağına, saçma gelse de bununla ilgili çok soru sorup irdelememem gerektiğine inanıyorum. Hormonları çalışan ve belirli bir beğenisi olan bir bayan olarak da afişte Gerard Butler ya da bilemedin Brad Pitt muadili isimler okuyunca da film boyunca üstlerini çıkartıp Adonis kaslarını göstermelerini bekliyorum. Hani bazı roller insanlara yapışır ya, (David Duchovny’nin X Files’dan ayrılma sebebidir zaten bu) bazı aktörlerden belirli roller bekliyoruz. Artık Hayden Christensen’ı nerede görsem nefretten delirmiş gözleriyle yattığı yerden “I HATE YOU!” diye bağırarak hayal ediyorum (tabi yer yer ve zaman zaman kendisini başka şekillerde de hayal ettiğim oluyor ama bu konuya değinmeyeceğim). Eric Bana’yı da baz aldığım film çok harika olmamasına rağmen nerede sinirlense gözbebekleri yeşerecek, alın damarları belirginleşecek ve sonunda üstünde yırtık bir yeşil pantolonla kalacak diye bekliyorum. Aktörler aslen her rolü yapabilme ve hakkını verebilme yeteneği olması gereken insanlar. Evet, Brad Pitt aslında çok iyi bir oyuncu ve eminim ki, Gerard Butler’ın dünyaya adonislerinden daha fazlasını verebilme kabiliyeti vardır ama ben kendilerini böyle görmeyi tercih ediyorum.
Hormonlarım bir yana, aktörlere sadece görüntüleri sebebiyle bazı etiketler yapıştırmıyorum. Çoğunlukla tercih ettiği roller ya da yapımlar da bazı aktörleri daha farklı bir şekilde görmemizi engelliyor. Belki benim hayalgüçsüzlüğümdendir ama açıkçası yazımın baş kahramanlarından Adam Sandler’ı kendi yazdığı garip şarkılar söylemediği, durup dururken sinirlenip bir crescendoyla bağırmaya başlamadığı ve filmin sonunda kızı kapmadığı bir filmde hatırlamakta zorlanıyorum (ee, Punch-Drunk Love? O kadar da zor değilmiş, evet). İsmi de böyle bir çağrışım yaptığından ötürü Funny People’ı da izlemeden önce klasik bir Adam Sandler filmi ile karşı karşıya olduğumu düşünmüştüm.
Gestalt bize der ki; “bütün”, içerdiği parçaların toplamından daha büyük bir şeydir. Açıklamak gerekirse, bir müzik eserini notalarına ayırsanız ve her notayı teker teker dinleseniz size bütünün verdiği hissiyatı veremez. Ya da bir romanı alsanız ve cümleleri ayrı ayrı okusanız, hikâyenin bütününü algılayamazsınız. Aman, bu erken 20. Yüzyıl teorisyenleri de çok biliyorlar diye düşünebilirsiniz ama biraz düşününce aslında haklı oldukları gerçeğiyle yüzleşip sonra buğulu gözlerle yazımı okuyamazsanız üzülürüm. Bir filmi de aynı şekilde parçalarına ayırıp incelemem Gestalt’ın kurallarına aykırı olsa da aynen bunu yapmayı planlıyorum çünkü tümevarım bir insanım.
Funny People, kadroyu gördüğüm anda herhalde yılın komedisi olacak diye düşündüğüm bir filmdi. Her ne kadar Adam Sandler’dan beklentim belli olsa da; Judd Apatow yönetmenliğindeki Seth Rogen, Jason Schwartzman ve Jonah Hill kasıklarımı tuta tuta gülmeme sebebiyet vermeliydi. Judd Apatow, bize daha önce Knocked Up ve 40 Year Old Virgin gibi “düşündürmeden güldüren”, her yaş ve zekâda insanların anlayabileceği esprilerle dolu iki filmi vermiş bir yönetmen. Belki filmlerini oturup 80 kere izlemiyorsunuz; lafların nereye gideceğini, asıl şakanın nerede patlayacağını “sonunda geminin batacağını bile bile 3 saat Titanic izler gibi” bilerek izliyorsunuz. Gene de bu gülmenizi engellemiyor ve hayatınızdan bir buçuk saat çalınmış olmuyor. Oyunculardan Seth Rogen (ki kendisini Freaks and Geeks’ten beri severek izliyor ve Twitter’dan an be an takip ediyoruz), son dönemin parlayan komedyenlerinden. Komik bir şey söylemesi gerekmiyor ama ettiği her lafa kendimi gülmekten alıkoyamıyorum (belki bas bariton ses tonu bu konuda büyük etkendir). Jason Schwartzman’ı daha çok bağımsız yapımlardan tanısak da kendisinin hiçbir zaman esas oğlan olamayacak hüzünlü suratı, daha çok filmde görme isteği uyandırıyor. Jonah Hill ise çoğunlukla yancı rollerde gördüğümüz, ilkokulda arka sırada oturup robota dönüşen kalem kutusuyla oynayan, teneffüslerde uzuneşek oynandığında hep yastık olan şişman çocuk havasında bir aktör. Bütün bu insanların birleşip, adı da “Funny People” olan bir film yapmaları, beklentileri belirli bir yere çekiyor. Filmi izlerken şuursuzca gülmek, patlamış mısırları savura savura debelenmek hatta mümkünse yanımda oturan hiç tanımadığım insanları dürtmek gibi sinema salonu aktivitelerine kucak açmasını beklerdim. Belki o zaman çok eğlenecek, filmden çıktıktan sonra 2 saat boyunca esprileri birlikte gittiğim insanlarla tekrarlayacak ama 3 gün sonra unutacaktım. Herhalde filme giden birçok insanın da aklında bunlar vardı ama karşılarında daha ciddi bir film görünce hayal kırıklığına uğradılar.
Funny People, Adam Sandler’ın oynadığı George Simmons isimli bir komedi aktörünün hayatını anlatan bir film. Bir komedyenden her zaman komik olması beklenir ama terzi kendi söküğünü dikemezmiş misali George Simmons da komik adam rolünde olsa da gerçek yaşantısında filmlerindekilerle alakasız bir insandır. Film boyunca rol aldığı filmlerden gösterilen sahnelere bakılacak olursa aslında Adam Sandler’ın hayat hikâyesi anlatılıyormuş gibi bir izlenim bıraksa da bu konuya dair bir yazı bulamadım. Filmdeki diğer rollerin de daha az ünlü komedyenler olması bu tezimi perçinlese de Adam Sandler’ın sadece ünlü olduğu için model kıvamında bayanlarla cinsel aktivitelere giriyor oluşu beynimde çirkin sahneler canlandırıyor (hadi ama, yumurta kafalı resmen adam).
Filmin çoğunlukla kötü eleştiri almasının sebebi beklentilerden daha az komik olmasından ziyade, iki buçuk saate yaklaşan süresi. Tam bitti olaylar bağlandı mutlu son oldu derken hikâye yön değiştirip başka bir konuya geçiyor. Belki bir yerde iyi yapıyor çünkü ikinci yarıda belki de hiç beklemediğiniz bir şekilde Eric Bana’yı bir komedi filminde görüyorsunuz. Evet, Funny People belki geleneksel anlamda bir komedi filmi değil, ama gerçek hayat kurmacadan bazen daha komik geliyor. Filmde 3 dakikada bir yapılan erkek cinsellik organı şakaları bir yerden sonra ikrah getirse de Funny People için başarılı bir komedi filmi diyebilirim, sadece afişe aldanıp kafanızda başka bir film canlandırıp hayal kırıklığına uğramayın. Gestalt bir kez daha karşımıza bıyıkaltı gülümsemesi ve tek tarafı kalkık kaşlarıyla çıkarak “ben size demiştim ama” diyor. Funny People bir Adam Sandler filmi, ya da bir Judd Apatow filmi değil. Daha önce onlardan gördüğümüz filmleri beklemeyin, yoksa Jaws ya da E.T. izledikten sonra Schindler’s List’i de aynı yönetmen çekti nasıl olsa diyen bir insan şaşırması yaşarsınız.
Filmin müzikleri Jason Schwartzman tarafından yapılmış. Kendisini daha çok filmlerinden tanıyor olabiliriz ama Coconut Records isimli grubunu duymadıysanız tavsiye ederim. Bu yazıyı bitirdikten sonra ilk işiniz müzik marketlerden ya da korsan körfezlerinden albümlerini ısrarla istemek olsun. Filmle ilgili başka trivia isterseniz, filmin başında gösterilen Adam Sandler ve Judd Apatow sahneleri gerçek görüntüler. Eskiden ikisinin oda arkadaşı olması ve Adam Sandler’ın sürekli telefonda birilerini arayıp işletmesi bir gün Judd Apatow’un aklına bunu kayda almayı getirir. Filmin başında neden böyle bir sahne olduğunu bilemiyorum ama filmin gerçekten Adam Sandler’ın hayat hikayesini baz alıyor olduğu sorusunu bir kez daha gündeme getiriyor. Filmde afişte yazanlar haricinde birkaç tane daha ünlü konuk oyuncu var ama isimlerini burada vererek sürprizi bozmak istemem, zaten filmin bazıları için yeterince komik olmadığı gerçeğini birçok kez yüzünüze vurdum.

|