Desperate Living

Çarpık Peri Masalı, Grotesk Spartacus

Sinema tarihinin görüp görebileceği en “pislik” filmlerin yönetmeni olarak hafızalara kazınan John Waters’ın 1977 yapımı filmi Desperate Living yönetmenin az bilinen ancak kült mertebesini fazlasıyla hak eden bir yapıtı… Yüzeyde absürtlüklerin hüküm sürdüğü “camp” bir film olarak gözükse de, Desperate Living alıştığımız John Waters filmlerinden alt metnindeki politik taşlamalar ve sistem eleştirisiyle ayrılıyor, böylece yönetmenin “pislik için sanat” anlayışına farklı bir soluk getiriyor.

Ünlü yönetmenin demirbaş transseksüel karakteri Divine takma adlı Harris Glenn Milstead’in turnede olması nedeniyle boy göstermediği tek film olan Desperate Living, nevrotik Peggy Gravel (Mink Stole) ve yaklaşık 150 kiloluk “çikolata renkli” hizmetçisi Grizelda’nın (Jean Hill) sıra dışı hikâyesini anlatıyor bizlere. Komplo Teorisi’ndeki Mel Gibson’dan daha “fena” bir durumda olan paranoyak ev hanımı Peggy, akıl hastanesinden yeni taburcu olmuştur. Sütoğlan tipli kocası, üç çocuğu ve hizmetçisiyle aynı evde yaşayan Peggy etrafındaki ağaçların oksijenini çalan hırsızlar olduğunu düşünmekte;  iki çocuğunu çıplak halde doktorculuk oynarken gördüğünde onları bir orji partisinin göbeğinde yakaladığını sanmaktadır. Kocası Bosley, bir gün yine histeri krizi tutan Peggy’i akıl hastanesine göndermekle tehdit edince “iri hizmetçi” Grizelda Bosley’i üzerine oturarak öldürür (cinayet silahı: koca bir popo) ve ikilinin absürt hikâyesi başlar.

Çılgın yönetmen John Waters, filmde Peggy ve Grizelda’nın Thelma ve Louisevari kaçışından sonra yerleşecek olduğu ve Kraliçe Carlotta’nın (Edith Massey) terör estirdiği Mortville kasabasını kanun kaçaklarının yaşadığı, herkesin kirli bir sırrının bulunduğu bir yer olarak tasvir etmiş. Ancak bu kasabayı renkten yoksun hayalet bir kasaba gibi göstermek yerine, yaşananların yapmacıklığını anlatmak için bir sirke dönüştürmüş ve rengârenk hayatların yaşandığı bir tablo sunmuş izleyenlere... Dahası, kasabada yaşayanlar ve yaşananlar üzerinden giderek diktatörlük rejimine dokundurmaktan da geri durmamış Waters... Polis şapkalı, deri pantolon giymiş seks oyuncağı uşaklarına emirler yağdıran, fetiş düşkünü kraliçe Carlotta’nın sarayına ünlü Alman diktatör Hitler ve Uganda diktatörü İdi Amin’in pop-art tablolarını yerleştirmesi de filmdeki derinden eleştirilere verilebilecek en çarpıcı örneklerden biri…

Desperate Living ile yönetmen koltuğundaki Waters “soylu-fakir aşkı” gibi klişe temaları kullanarak peri masallarına da göndermelerde bulunmuş. Usta yönetmen filmde çöpçü nüdist bir çocuğa âşık kraliçenin kızı Coo-Coo’nun (Mary Vivian Pearce) kraliçeye olan isyanını işlemiş, bu isyanın sonucunda Coo-Coo’nun Pamuk Prenses’teki “kötü kraliçe” kıyafetine bürünmüş Peggy tarafından zehirlenmesini kullanarak “çarpık bir peri masalı”nı gözler önüne sermiş. Ayrıca, Waters köle gibi hayatını sürdüren Coo-Coo ve kasabada yaşayan diğer sakinlerin diktatör kraliçeye olan isyanını korkunç ve ucubik öğelerle gülünç bir şekilde anlatmayı bilmiş. Bu bağlamda John Waters’ın Desperate Living’ini “Grotesk Spartacus” olarak tanımlarsak yanlış olmaz, sanırım.

Kısacası, “bayağılık kralı” John Waters, Desperate Living ile yapmak istediğini başarıyor ve bizlere “pis, pespaye, iğrenç, gülünç” bir film sunuyor. “John Waters’ı sevmek ya da sevmemek” Hamlet’in kafasındaki “olmak ya da olmamak” meselesi kadar akılları meşgul etse de Desperate Living bu tür filmlerin “zevksizlik”ten ibaret olduğunu düşünen sinemaseverler tarafından bile izlenmeli… Ayrıca, John Waters’ın kendi yazmış olduğu “Shock Value” adlı kitabındaki sözlerini de akılda tutmakta yarar var: Kötü zevki anlayabilmek için, iyi zevk sahibi olmak gerekir.

 




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010