Citizen Kane – Yurttaş Kane
Tek bir kelimeyle hayatımızı anlatmaya çalışsak acaba ne derdik? Bizi çok etkileyen bir eşyadan mı bahsederdik yoksa sadece birkaç sıfat kullanıp genelleme mi yapardık? Belki de sadece belleğimizde karakterimizin oluşmasını sağlayan dönüm noktalarından birini simgeleyen bir şey fısıldardık…
“Rosebud” gibi…
1941 yılını sinema için bir dönüm noktası olarak düşünebilir miyiz acaba? “Citizen Kane” filmi de fısıldadığımız kelime olurdu o zaman. Bu filmin sinemada neden olduğu değişimleri bir karakterin değişimi gibi düşünmek mümkün diyebiliriz. Charles Foster Kane’nin karakter değişimlerini aslında filmin içindeki düğümün çözüldüğü yerler olarak görebiliriz. Aynı zamanda kullanılan çekim tekniklerini de sinema dünyasının başka bir karaktere bürünmesini sağlayan unsurlar olarak düşünebiliriz belki de…
Sevgisizlik bir insana neler yaptırabilir? İçinde, insanlara verecek daha büyük bir sevginin mi oluşmasını sağlar, yoksa insanlardan kendisini daha çok mu sevmesini mi ister? …Ve bu kadar iç içe geçmiş düşünceler nasıl olurda kamera hareketleri ve ışık kullanımıyla sağlanır?
İşte bunların hepsi Orson Welles tarafından gerek geniş açılı kamerayla gerek alan derinliğini kullanarak veya sadece kamera hareketleriyle seyirciye sunulmuştur aslında.
Filmin diğer ilginç özelliklerinden biri de; filmin içindeki karakterlerinin hiçbiri “Rosebud”un ne anlama geldiğini bilmiyor, ki üstelik tüm film bu kelimenin anlamını aramak üzerine kurulmuşken. Ama seyirciye aslında filmin bittiğini düşündüğümüz yerde “Rosebud” kelimesinin Kane için ne anlama geldiği gösteriliyor.
Kamera ve ışık sayesinde karakterlerin satır aralarını belki de okuyabiliyoruz. Mesela, Kane’nin çocukluğunun gösterildiği sahnede, ilk başta Kane karlar içinde, herhangi bir perspektif yok. Ama daha sonra kameraya evin içine giriyor ve camdan gözüken Kane de dâhil olmak üzere her şey bir netlik kazanıyor. Bu sırada Kane’nin annesine odaklanan kamera aslında, Kane’nin ailesinden kopmasına neden olan kişinin annesi olduğunu söylerken bir yandan da annesinin yaptığı bu davranışın altındaki nedeni seyirciye göstermek için Mary Kane’i yakından çekerek onun acısına odaklanmamızı istiyor belki de…
Belli sahnelerde Kane’nin gücünü göstermek için kullanılan geniş açıyla alttan çekim tekniği insanı ekranın yanında küçültüyor ve Kane’nin karar mekanizmasının başı olduğuna inandırıyor. Bir yandan da “Rosebud” kelimesinin anlamını arayan dedektiflerin sürekli olarak karanlıkta kalması aslında belki de bu sorunun cevabının hiç verilmeyeceğine bir işaret.
Film, Charles Foster Kane’nin ölümüyle başlıyor ve dedektiflerin tarihe adını yazdırmış bu adamın son sözcüğünün ne olduğunu öğrenmeye çalışmasıyla da Kane’nin hayatından kesitler göstererek devam ediyor. Aslında bir yandan da insana belgesel izliyormuş gibi bir hava da katar diyebiliriz bu duruma. Kim bilir belki de mockumentary türünün doğuşu bu zamana dayanıyor.
Aynı zamanda uzun çekim tekniği kullanmıştır, Orson Welles. Hatta bazı sahnelerde seyirciye kesintisiz çekim hissi vermek için küçük numaralar bile kullanmıştır. Kameranın Susan Alexander Kane’nin gazinosuna dışardan camları delerek giridği sahnede kamera bir dışardan bir de içerden görüntü almıştır ve bu iki görüntü yağmurlu bir günde cama düşen bir yıldırım ışığıyla birleştirildiğinde artık kamera dışarıdan gelir camın içinden süzülür ve içeri girmeyi başarır.
Aynı zamanda belli sahneleri birbirine ekleyerek oluşan yeni sahneler ise o zamanın koşullarında çok büyük bir adım olarak görünebilir. Mesala elimizde bir kapı var ve bir de geniş açıyla çekilmiş bir iç mekân görüntüsü… Bu ikisi birleştirildiğinde ne mi olur? Dedektiflerden birinin kütüphanede Walter Parks Thatcher’ın günlüğünü okumaya giderken ki sahne elde edilir.
Küçük ışık oyunlarıyla da Orson Welles, ilgimizi çekmek istediği şeyi iyice gözümüze sokmayı başarmıştır. Işık o kadar dikkatle kullanılmıştır ki, o sırada hangi karakter daha ön plandaysa o hem açık renkte giydirilmiş hem de ışık ön taraftan, yüzünü aydınlatacak şekilde verilmiştir. Bir de karakteri sülüet şeklinde göstermek içinde karakterin arkdasından ışık vurmuş ve karakter tümüyle karanlığa boğulmuştur. Bu kamera hareketleri ve ışık kullanımı aslında Kane’in içindeki sevgi boşluğunun nelere dönüştüğünün bir göstergesi olabilir mi? Ailesinden küçük yaşta ayrılan bir çocuk ve çok zengin… Bu durum hem güç isteğini hem de insanlar tarafından sevilme istediğini doğurmaz mı?
Yerden çekilen geniş açılı bir kamerayla karakterleri olduğundan büyük, karşıdan yansıtılan bir ışıkla, karakteri diğerlerinden daha belirgin görmemiz mümkünken ve Orson Welles bu işi çok iyi kotarmışken, ben derim ki Amerikan rüyasını, medyanın siyasetle ilişkisini ve medyanın toplumdaki yerini ve aralarındaki ilişikileri bir de Orson Welles’in gözünden izlemek gerek…

|